17.09.2026 16:19 / Güncelleme: 17:35

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri: 'Türkiye'nin açık cezaevine dönüştürülmesine itiraz ediyoruz'

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, tutuklamaların cezalandırma aracına dönüştüğünü belirterek adliye önünde açıklama yaptı. Baro Başkanı Sefa Yılmaz, cezaevlerindeki hak ihlallerine, kayyum uygulamalarına ve artan baskılara tepki gösterdi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri: 'Türkiye'nin açık cezaevine dönüştürülmesine itiraz ediyoruz'

İzmir - Emek ve Demokrasi Güçleri, Türkiye’de hukuk devletinin ağır bir tahribat altında olduğunu ifade ederek, Anayasa’nın güvence altına aldığı kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile seçme ve seçilme hakkının her geçen gün daha fazla aşındırıldığını vurguladı.

Bayraklı Adliyesi C Kapısı önünde bir araya gelen bileşenler adına açıklamayı Baro Başkanı Sefa Yılmaz okudu.

Yılmaz, tutuklamanın, istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarıldığını, fiili bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü belirterek, "İzmir’de aylardır tutuklu bulunan belediye başkanları ve yurttaşların durumu bunun en somut örneklerinden biridir. Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay yaklaşık dört aydır, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman ve Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin yaklaşık üç aydır tutukludur. Ümit Erkol yaklaşık beş aydır tutuklu olmasına rağmen hakkında hâlâ iddianame bulunmamaktadır. Şenol Aslanoğlu bir yılı aşkın süredir tutukludur ve daha önce tahliye edilmiş olmasına rağmen yeniden tutuklanmıştır. Tunç Soyer ise bir yılı aşkın tutukluluğun ardından hazırlanan iddianameyle yargılanmaktadır" dedi.

Matbu ve basmakalıp gerekçelerle özgürlükler kısıtlanıyor

Bir insanın özgürlüğünden aylarca mahrum bırakılmasının, soruşturmanın belirsizlik içinde sürdürülmesi ve iddianamenin aylar sonra hazırlanmasının kabul edilemeyeceğini ifade eden Yılmaz, "Tutukluluk incelemelerinde kişilerin bireysel durumlarının, sabit ikametgâhlarının, delillerin toplanmış olmasının ve delil karartma ihtimalinin bulunmamasının yeterince değerlendirilmemesi; bunun yerine 'matbu ve basmakalıp gerekçelerle' özgürlük kısıtlamasının sürdürülmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Üstelik soruşturma dosyalarındaki 'örgütlü suç' nitelemesi üzerinden iletişim ve görüş hakları da ağır biçimde sınırlandırılmaktadır" dedi.

Tutukluların görüntülü görüşme hakkından mahrum bırakılmasının, haftada yalnızca bir kez ve 10 dakika telefon görüşmesine izin verilmesinin, bu sürenin eş ve çocuklar arasında paylaştırılmasına dahi olanak tanınmamasının; tutukluyu ailesinden ve sosyal çevresinden koparan ağır bir uygulama olduğuna dikkat çeken Yılmaz,

Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan bir insanın ailesiyle iletişim kurması, cezanın infazı gibi görülemez" dedi.

Cezaevlerinde insan onuruna yakışır ortam sağlanmıyor

Aliağa Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 14 kişilik koğuşlarda 18 kişinin tutulduğunu, bazı birimlerde koğuş nüfusunun 28 kişiye ulaştığı ve insanların “nöbetleşe uyumak zorunda bırakıldığı”nın aktarıldığını belirten Yılmaz, "Özellikle kadın koğuşlarında masa, sandalye, buzdolabı ve sıcak havalarda kullanılabilecek vantilatör gibi temel ihtiyaçların bulunmadığı; bazı tutukluların yemeklerini yatak üzerinde yemek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Bunlar birer konfor talebi değildir. Bunlar insan onuruna uygun yaşam koşullarının asgari gerekleridir. Daha ağır olan ise sağlık hakkına ilişkin ihlallerdir. Cezaevlerinde lenfoma, kronik böbrek yetmezliği ve diyaliz ihtiyacı, tiroit ve Haşimato, otoimmün hastalıklar, ileri derece eklem romatizması, görme ve işitme kayıpları, ağır migren ve psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan tutuklular bulunmaktadır" dedi.

Yılmaz, düzenli kullanılması gereken ilaçların haftalarca temin edilmediği, hastane sevklerinin geciktirildiği ve sağlık kurulu raporu süreçlerinin aksadığının ifade edildiğini dile getirerek, "Devletin gözetimi altında bulunan kişinin yaşamından ve sağlığından sorumluluğu vardır" dedi.

Tutuklananların aileleri de cezalandırılıyor

Tutukluluk sürecinin yalnızca tutuklananları mağdur etmediğini ifade eden Yılmaz, "Maaşların kesilmesi, kira ve faturaların ödenememesi, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanamaması; ticari faaliyetlerin durması, banka hesaplarına bloke ve haciz konulması, çeklerin yazılması ve ailelerin ekonomik yıkımla karşı karşıya kalması, tutukluluğun toplumsal maliyetini büyütmektedir. Bakıma muhtaç çocukların, yaşlı anne ve babaların ve özel ihtiyaçları bulunan aile bireylerinin sorumluluğu da geride kalanların üzerine bırakılmaktadır.Bir tutuklama kararı, bir ailenin tamamının cezalandırılmasına dönüşmemelidir" dedi.

Belediye başkanlarının hakkında soruşturma yürütülebileceğini, hiçbir kamu görevlisinin yargı denetiminin dışında olmadığını hatırlatan Yılmaz, "Ancak soruşturma yürütülmesi ile seçilmiş iradenin ortadan kaldırılması aynı şey değildir.Sandıkta verilen yetkinin yerine kayyum konulması, yalnızca belediye yönetimine ilişkin bir mesele değildir; doğrudan doğruya demokratik temsil hakkını ilgilendirmektedir" dedi.

LGBTİ'lerin varoluşu örgütlenmesi ve dayanışması suç değildir

LGBTİ’ler, hak savunucuları ve sivil toplum örgütlerine yönelik baskılara da değinen Yılmaz, "Son dönemde LGBTİ+ örgütlerine, dernek yöneticilerine, hak savunucularına ve bu alanda çalışan kişilere yönelik operasyonlar gerçekleştirilmiş; 'Ailem Güvende' adı altında yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda kişi hakkında adli işlem yapılmış ve tutuklama kararları verilmiştir. Çocukların korunması ve her türlü suçun soruşturulması elbette devletin görevidir. Ancak LGBTİ+’ların varoluşu, hak mücadelesi, örgütlenmesi ve dayanışması suç değildir. Bir derneğin faaliyet yürütmesi, hak savunuculuğu yapması veya gazetecilik faaliyeti yürütmesi kriminalize edilemez" dedi.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda toplumdaki kaygıların derinleştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Yargı, iktidarın veya herhangi bir siyasi gücün aparatı değildir. Yargı, yurttaşın devlet karşısındaki güvencesidir. Bu güvence ortadan kalktığında hiç kimse kendisini güvende hissedemez. Mesele artık tek tek tutuklamaların veya tek tek kayyumların meselesi değildir. Mesele hukuksuzluğun normalleştirilmesidir. İstisnai olması gereken uygulamaların olağanlaştırılmasıdır. Tutuklamanın cezaya, soruşturmanın baskı aracına, kayyumun yönetim biçimine, cezaevinin ise toplumun giderek daha geniş kesimlerine yönelen bir tehdide dönüştürülmesidir. Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüştürülmesine itiraz ediyoruz" dedi.

Ülkenin değişeceğine, güzel günlere yönelik inancımız bitmedi

Ülkenin büyük bir yoksulluk, baskı ve zor döneminden geçtiğini dile getiren Yılmaz, "Halkın umudu, geleceğe olan inancı, çocuklarını güven içinde büyütecekleri bir ülke hayali yıkılmıştır. Her geçen gün derinleşen yoksulluğun tarifi yoktur. Çalışmak, iş veya meslek sahibi olmak karın doyurmaya bile yetmemektedir. Yaşamanın sadece nefes alıp verebilmekle sınırlandığı bir ülkede o nefesi alıp vermek bile bir lüks haline gelmiştir. Emeğin, bu kadar değersiz ve güçsüz hale geldiği hiçbir dönem hatırlamıyoruz. 12 Eylül faşizmine karşı örgütlü işçilerin ses getiren mücadelesinden, tüm ülkeyi sarsan Haziran Direnişi’nden bugünlere gelinmiş olsa da işçi sınıfının, sendikaların üretimden gelen gücünün yeniden ülkeyi değiştirecek, ileriye ve güzele sevk edecek o günlere olan inancımız asla bitmemiştir" dedi.

Bugün kentlerin, doğanın, hayvanların, kadınların, çocukların da her gün ayrı bir saldırı altında olduğunu ifade eden Yılmaz, "Rant için katledilmedik ne doğa kalmıştır ne hayvan. Bugün ‘aileyi koruyoruz’ adı altında operasyonlar yürütenler kadın cinayetlerini, çocuk istismarını bu ülkeden silmeden neyi korumaktadırlar? Kadını, çocuğu, yaşlıyı, emekçiyi, işçiyi yoksulluğa, geleceksizliğe mahkum edenler bu ülkede neyi korumaktadırlar? Bir ağacın gölgesinde huzur içinde oturmanın bile imkansız hale geldiği bu karanlık dönemin mağdurları, ezilenleri, yok sayılanlarının birleşerek mücadele etmesinden başka çare kalmamıştır. Toplumsal barış ancak emeğin, kadının, çocuğun, doğanın, hayvanın, tüm farklılıkların kardeşçe, refah içinde, huzurla bir arada yaşaması halinde mümkündür" dedi.

Açıklamanın sonunda "Artık yeter" diyen Yılmaz, bu karanlık döneme dayanışma, bilinç ve mücadele ile son vereceklerini vurguladı.

(Evrensel)

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
17.09.2026 14:18 / Güncelleme: 15:39

Avrupa Ligi ilk hafta maçı: Beşiktaş-Marsilya maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda?

UEFA Avrupa Ligi ilk hafta maçında Beşiktaş evinde Fransa’nın Olimpik Marsilya takımını misafir edecek. Tüpraş Stadı'nda oynanacak karşılaşma, saat 22.00'de başlayacak.

Avrupa Ligi ilk hafta maçı: Beşiktaş-Marsilya maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda?

Fotoğraf: Beşiktaş

17.09.2026 14:17 / Güncelleme: 14:32

DEM Parti borsadaki devasa düşüşten sonra 'Meclis toplansın' çağrısı

Borsa İstanbul’da yaşanan kayıpların ardından Türkiye’deki ekonomik krize dikkat çeken DEM Parti Meclis’in 1 Ekim’i beklemeden olağanüstü toplanması çağrısında bulundu.

DEM Parti borsadaki devasa düşüşten sonra 'Meclis toplansın' çağrısı

Fotoğraf: ANKA

17.09.2026 15:04 / Güncelleme: 15:06

Bahisten ceza alan Mert Hakan Yandaş Fenerbahçe'ye dönüyor

Tahkim Kurulu tarafından bahis cezası 6 aya indirilen Mert Hakan Yandaş takıma dönüyor. Dava sürecinde 4 ay cezaevinde kalan Fenerbahçeli futbolcunun milli aranın ardından takımla çalışmalara katılması bekleniyor.

Bahisten ceza alan Mert Hakan Yandaş Fenerbahçe'ye dönüyor

Mert Hakan Yandaş / ANKA

17.09.2026 16:40

DEM Partili Serhat Eren, SPK'nin 130 fonu tasfiye kararını Meclis gündemine taşıdı

SPK'nin 7 portföy şirketine ait fonları durdurup 130 fon için tasfiye kararı alması Meclis'e taşındı. DEM Parti Milletvekili Serhat Eren, 1 trilyon lirayı aşan krizdeki denetim zafiyetini ve yatırımcı mağduriyetini Bakan Şimşek'e sordu.

DEM Partili Serhat Eren, SPK'nin 130 fonu tasfiye kararını Meclis gündemine taşıdı
17.09.2026 14:55

Yeni Partili Bakırlıoğlu'ndan Soma B Termik Santrali çağrısı: 'İhaleye TKİ girsin ve santrali alsın'

Borçları nedeniyle icradan satışa çıkarılan Soma B Termik Santrali'nin ilk ihalesine teklif gelmedi. Tesis önünde açıklama yapan Milletvekili Bakırlıoğlu, ilçe ekonomisinin can damarı olan santralin TKİ tarafından alınarak kamulaştırılmasını istedi.

Yeni Partili Bakırlıoğlu'ndan Soma B Termik Santrali çağrısı: 'İhaleye TKİ girsin ve santrali alsın'

Fotoğraf: ANKA

17.09.2026 10:22

Suçlama 'işlem bazlı dolandırıcılık': SPK’den Pusula Portföy yöneticileri hakkında suç duyurusu

Sermaye Piyasası Kurulu, pay piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğu bulunan 37 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Suçlama “işlem bazlı dolandırıcılık”: SPK’den Pusula Portföy yöneticileri hakkında suç duyurusu

Görsel: QuoteInspector.com (CC BY-ND 4.0)

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!