Çözüm burjuvazinin sınırlarında değil
COP31’e hazırlanan ODTÜ’de düzenlenen “Gençlik İklim Zirvesi” toplantısına katılan öğrenciler, atanmış rektörün Rant Yolu’ndaki tutumuna tepki göstererek, COP31’in sahici bir çözüm getiremeyeceğine dikkat çekti.
Asya Uzun
Bu Pazartesi, ODTÜ’de COP31 Başkanlığı ve Birleşmiş Milletler Türkiye ortaklığında “Gençlik İklim Zirvesi” düzenlendi. COP31’e hazırlanan ODTÜ, daha önce de COP’lara dair bir Learn&Connect etkinliği ve METU Climate Talks Pre-COP Webinar serisi düzenlemişti. Zirvede, “gençlerin iklim alanında karar alma süreçlerine katılımı üzerine interaktif bir diyalog gerçekleştirileceği ve COP31 Eylem Gündemi’ne iletilmek üzere bir dizi öneri içeren Gençlik Bildirisi hazırlanacağı” duyuruldu.
Konferans salonunda bulunan gençlerin sayısı 20 civarındaydı (zirveye çevrimiçi katılımın da olduğunu belirtelim). Zirvenin içeriğini tartışmaya gelen ODTÜ Öğrencileri ise Rektörlük konuşması sırasında atanmış rektörün Rant Yolundaki tutumuna ve COP31’in sahici bir çözüm getiremeyeceğine dair söz aldılar. Öğrenciler, “Bir etkinlik yapılıyor ama biliyoruz ki bu etkinliği yapan rektörlük rant yoluna asfalt döküyor”, “emeğimizin, ormanımızın, madenimizin talan planının yapıldığı COP31 Zirvesini kampüsümüzde kabul etmiyoruz; sizin doğa talanınız, sizin emperyalist sömürünüz varsa bizim örgütlü mücadelemiz var”, “ODTÜ Rektörlüğü ile belediye arasındaki protokol derhal iptal edilmeli, Rant Yolunun yapımı acilen durdurulmalıdır” diyerek seslerini yükselttiler.
Çözüm biliniyor, ama neden uygulanmıyor?
Gençliğin iklim tartışmalarına ve bu tür zirvelere katılımının teşvik edilmesi değerli gözüküyor. “İklim sorununun çözümü için ne yapabiliriz?” sorusunun cevabını ne kadar kalabalık ararsak, o kadar doğru bir cevaba ulaşacağımızı düşünebiliriz. Ancak önce bu soruyu hangi zeminde tartıştığımıza bakmalıyız. Çünkü işin doğa bilimleri tarafına baktığımızda, sorunun sebebini ve buna bağlı olarak nasıl çözülebileceğini aslında halihazırda biliyoruz. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu'na göre, küresel ısınmayı 1,5°C'de durdurmak ve sonrasında geri çevirmek için 2030'a kadar atmosfere salınan toplam sera gazlarında %43, 2035'e kadar ise %60 net düşüş sağlanmalı. 2050'ye kadar kömür kullanımı neredeyse tamamen sonlandırılmalı, petrol kullanımı %60-90 oranında, doğal gaz kullanımı ise yarıdan fazla azaltılmalı. Metan salınımı 2030 yılına kadar en az %34 oranında azaltılmalı; bunun için tarım ve hayvancılıktan kaynaklanan emisyonlar düşürülmeli.
Yani buradaki esas tartışma, “Bu çözümleri nasıl uygulayabiliriz?” sorusunda düğümleniyor. Bu da üretimi planlayanların ve yönetenlerin alması gereken aksiyonları gündeme getiriyor. Fosil yakıtlara alternatif olarak öne çıkan sürdürülebilir enerjinin üretimi için bol miktarda nadir toprak elementi gerekiyor. Bugünkü üretimin tamamını karşılayacak sürdürülebilir enerji kaynaklarının ve bunlara ilişkin materyallerin üretimi ise yeryüzünde başka bir talan alanı açıyor. Ayrıca fosil yakıt tekellerinin pazarlarının zayıflamaması için attığı her adımı bir kenara bırakalım; fosil yakıt kullanarak üretim yapan şirketlerin sürdürülebilir enerjiye geçebilmesi için kısa ve orta vadede kârlarının bir bölümünden vazgeçmeleri gerekiyor. Bu ise kimsenin, diğer herkesin de aynı kısıntıyı uygulayacağından emin olmadan göze almadığı bir süreç.
Ancak bu çıkmazların hepsinin temeli, üretimi planlayanların ve yönetenlerin penceresinden bakmaktan geliyor. Üretim üzerinde söz sahibi olan burjuvazinin esas önceliği kendi devamlılığı ve kârı; üretim üzerinde ise topyekûn bir anarşi söz konusu. Dünyanın dört bir yanı üretim fazlasından çöplüğe dönüşmüş durumda. Yani şu anki üretimi karşılamak için gereken enerji miktarından bahsetmek bile burjuvazinin sınırlarını kabul etmek demek. Dünya halkları olarak insanca yaşanılabilir bir dünyaya ve bu dünyayı gelecek nesillere bırakabilmeye ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç doğrultusunda hareket edebilmek için ne kadar üretmeye ihtiyacımız olduğunu, bu üretimi nasıl karşılayabileceğimizi ve hangi kaynakları nereye, nasıl yönlendirebileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Bunu yapabilmemizin ve uygulayabilmemizin tek yolu ise üretimi planlayanların üreten yığınlar olması. Burjuvazinin sınırları içerisinde gerçekleştirilen iklim tartışmaları bizi bir sonuca ulaştıramaz; sorunu üreten sistemin içerisinde kalıcı bir çıkış yolu bulamayız. Bu yüzden gençliği bu tartışmaların etrafında bir araya getiren girişimler, bizim iklim ve çevre mücadelemizin sorularını burjuvazinin sorularına sıkıştırıyor; mücadelemizi burjuvazinin çizdiği sınırlar içine hapsediyor.
İklim mücadelesi burjuvazinin sınırlarına hapsedilemez
Sermayenin temsilcisi saray rejimi ile atanmış rektörünün kol kola düzenlediği iklim etkinliklerini de bu çerçeveden değerlendirmeliyiz. Rant Yoluna, ülke topraklarının maden şirketlerine peşkeş çekilmesine, ormanların özelleştirilmesine karşı çıkmalı; burjuvazinin ve onun temsilcilerinin ikiyüzlülüğünü kabul etmeyerek alanlarımızı savunmalıyız. Burjuvazinin, sebep olduğu tahribatı ve neler yapması gerektiğini bilmesine rağmen bunları neden gerçekleştirmediğini ısrarla sormalıyız. Paris Anlaşması doğrultusunda ülkelerin kendi belirledikleri emisyon hedeflerinin dahi küresel ısınmayı 2°C'nin üzerine taşıyacağı açıkken, neden daha yüksek emisyon azaltım hedefleri koymadıklarını sürekli teşhir etmeliyiz.
Engels, İngiltere’de işçi sınıfının durumuna dair yazdığı yazıda “Bir kişi, bir başkasına ölümle sonuçlanacak şekilde bedensel zarar verdiğinde, bu eyleme kasıtsız adam öldürme deriz; saldırgan, bu zararın ölümcül olacağını önceden biliyorsa, bu eyleme cinayet deriz. Ancak toplum, yüzlerce proleteri kaçınılmaz olarak erken ve doğal olmayan bir ölümle karşı karşıya kalacakları bir duruma soktuğunda... Bu binlerce kurbanın öleceğini bildiği halde bu koşulların devam etmesine izin verdiğinde, bu eylemi tek bir bireyin eylemi kadar kesin bir şekilde cinayettir... kimse katili görmez... Ama bu yine de cinayettir.” demişti yıllar önce. Bugün iklim sorununun burjuvazi tarafından ele alınışı da aynı şekilde biz halk yığınları üzerinde apaçık bir cinayet. Yeryüzünü de gökyüzünü de ancak üretenlerin yönettiği bir dünya için savaşarak geri kazanabiliriz.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et