Tuna Evrim KORKMAZ

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi

Ankara Üniversitesi

 

Bize hep “bir dil, bir insan; iki dil, iki insan” dendi. Dil eğitiminin insanın ufkunu genişlettiği söylendi. Peki bir dili “bir insan” olmaya yetecek kadar öğrenmenin önündeki en temel koşullar bile sağlanmıyorsa?

Bütünlüklü ve nitelikli bir eğitime erişemiyoruz

DTCF’de yabancı dil ve edebiyat eğitimi alan öğrenciler olarak yeni bir döneme giriyoruz fakat yeni döneme girerken yalnızca yeni bir ders programının ve yeni bir akademik yılın heyecanını yaşamıyoruz. Aynı zamanda her yıl yeniden karşımıza çıkan sorunlarla yüzleşiyoruz. Yetersiz akademik kadro nedeniyle derslerin birkaç hocanın üzerine yığılması, açılamayan ya da düzensiz yürütülen dersler ve bunların sonucunda geleceksizlikle karşı karşıyayız. Yeterli akademik kadro nitelikli bir eğitim için gereklidir; buna rağmen özellikle fakültemizde bulunan ve dünyada görece daha az konuşulan dillerin bölümlerinin akademik kadrosunun sayıca yetersizliği, eğitim hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bu durum bölüm derslerinden veya bölümümüzle ilgili seçmeli derslerimizin bazılarının açılamamasına ve eğitimimizin eksik kalmasına yol açıyor. Sorunlar bununla da sınırlı değil. Dersliklerimizin fiziksel koşulları da bizim için yetersiz kalabiliyor. Sınıf mevcuduna bakıldığında tahsis edilen sınıfların kapasitesi bize yetmiyor. Bazen sıralarda üç kişi oturuyor bazen de fazladan sandalye çekmek zorunda kalıyoruz. Bu durum, özellikle dil eğitimi gibi süreklilik gerektiren bir alanda, eğitimimizin bütünlüklü ve nitelikli bir şekilde sürdürülmesini engelliyor.

Üstelik bu sorunlar yalnızca tek tek dersleri etkileyen geçici aksaklıklar olarak kalmıyor; hangi derslerin açılacağı, derslerin hangi akademik kadroyla yürütüleceği ve eğitimimizin önümüzdeki yıllarda hem fiziksel hem akademik olarak hangi koşullarda sürdürüleceği konusunda bizlere sürekli bir belirsizlik ve kaygı yaratıyor. Her dönem ders programımızı oluştururken hangi derslere erişebileceğimizi, bölümümüzdeki akademik kadronun yeterli olup olmayacağını ve eğitimimizin hangi koşullarda devam edeceğini düşünmek zorunda kalıyoruz.

Mezun olduktan sonra da durum değişmiyor

Aynı belirsizlikleri ve güvencesizlikleri okuldan sonra da yaşamaya devam ediyoruz. Mezun olduğumuzda önümüze sunulan seçeneklerin sınırlılığı ve dil eğitiminin her geçen gün değersizleştirilmesi güvenceli bir yaşamdan bizi daha da uzaklaştırıyor. Akademide kalmak isteyen öğrenciler, sınırlı sayıdaki araştırma görevlisi ve öğretim elemanı kadrosu için yoğun bir rekabetle karşı karşıya bırakılıyor. Öğretmenlik yapmak isteyenlerimiz açısından ise Milli Eğitim Akademilerine girebilmek için sınava hazırlanma, atama ve istihdam koşullarındaki değişiklikler; yıllarca verilen eğitimin mezuniyet sonrasında nasıl bir işe dönüşeceğini belirsizleştiriyor. Çeviri alanına yönelenlerimiz ise düzenli ve güvenceli iş olanaklarından ziyade proje bazlı, parça başı ve düzensiz çalışma koşullarına itiliyor. Üstelik yapay zekâ ve çeviri teknolojilerindeki dönüşümün sektörde nasıl bir istihdam yaratacağı da belirsizliğini koruyor.

Sermayeye hizmet etmeyeceksen geri plandasın

Bugünün eğitim anlayışı, sermayenin temsilcisi saray rejiminin ihtiyaçlarına göre düzenlenmektedir. YÖK başkanının bizzat sunduğu, aldığımız eğitimi şirketlere peşkeş çeken “üniversite-sanayi iş birlikleri”, bölüm kontenjanlarının kamu ve özel sektörün duyduğu işgücü ihtiyacına göre belirlenmesi gibi politikalar; sermaye sınıfının çıkarlarını esas alan Saray rejimi ve onun ekonomi programını açıkça teşhir ediyor. Piyasanın ihtiyaçlarına doğrudan yanıt vermeyen, öğrencileri belirli sektörlerin ihtiyaç duyduğu işgücüne dönüştürmeye hizmet etmeyen alanlar ve bölümler geri plana itiliyor; üniversitelerin kaynakları kısıtlanırken akademik kadro ve eğitim olanakları da bu politikaların sonuçlarından payını alıyor. Az önce bahsettiğimiz DTCF’nin yabancı dil ve edebiyat bölümlerinde yaşadığımız akademik kadro yetersizliği, açılamayan dersler ve eğitim koşullarındaki yetersizlikler de bu daha geniş tablonun bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Geleceksizliğe karşı taleplerimizi birlikte yükseltelim

Yani DTCF’de okuyan yabancı dil öğrencileri olarak yaşadığımız sorunlar salt bir “personel eksikliği” veya ‘‘bazı derslerin açılamaması’’ problemi değil, kamusal ve nitelikli eğitimin geri plana itilmesinin yabancı dil öğrencileri üzerindeki sonuçlarından biridir. Dolayısıyla yaşadıklarımız bireysel bir kariyer kaygısının ötesinde, doğrudan eğitim sisteminin yarattığı bir sorundur. Bugün bizler iki lisanın iki insan yarattığı değil, iki lisanın bile tek bir güvenceli gelecek yaratmadığı bir sistemle karşı karşıyayız. Alanlarımızın doğrudan sermayeye hizmet etmemesi; göz ardı edilmemiz, değersizleştirilmemiz ve geleceksizliğe terk edilmemiz için bir sebep olamaz. Yabancı dil öğrencileri olarak yaşadığımız bu sorunlara karşı birlikte mücadele etmekten başka çaremiz yok. Geleceksizlik ve güvencesizliğe karşı hep birlikte sözümüzü söyleyelim, alanlarımızın değersizleştirilmesine karşı taleplerimizi beraber yükseltelim. Çünkü ancak o zaman sorunlarımızı kalıcı bir çözüme ulaştırabilir ve nitelikli eğitim alabiliriz.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.