Einstein’ın düşen atomları: ‘En mutlu düşünce’ deneyi neden İsrail’de?
Einstein’ın “en mutlu düşüncesi”, düşen atomlarla kuantum dünyasında yeniden sınanıyor. Ancak bu bilimsel keşfin ardında İsrail ordusu ile doğrudan bağı olan Ben-Gurion Üniversitesi’nin olması bilimin kimin çıkarına hizmet ettiğini sorduruyor.
Görsel: Evrensel
Ekim Tokgöz
[email protected]
Ultra soğuk atomlarla yapılan bir deney, Einstein’ın “en mutlu düşüncesi” olarak nitelendirdiği bir kuantum öngörüsünü destekliyor. Gazze’de soykırım gerçekleştiren İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile üniversitenin bağları ise başka bir soruyu gündeme getiriyor: Bilimsel bilgi kimin çıkarlarına hizmet ediyor?
Serbest düşüş halindeki bir asansörün içinde olduğunuzu hayal edin. Bir kalemi elinizden bırakıyorsunuz, ancak kalem yere doğru düşmek yerine yanınızda süzülüyor; hem siz hem de kalem birlikte düşüyorsunuz ve ağırlıksızlık hissediyorsunuz.
Bu içgörü, Einstein’ın “en mutlu düşüncesi” olarak adlandırdığı kavramın özünü oluşturur: Serbest düşüş halindeki bir gözlemci için yerçekiminin etkileri anlık olarak ortadan kalkabilir. Bu fikir, yerçekimini uzay-zamanın eğriliği aracılığıyla açıklayan genel görelilik teorisinin temellerinin atılmasına katkıda bulunmuştur.
Çok yakın zamanda Ben-Gurion Üniversitesi, Ulm Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu ilkenin belirli bir kuantum öngörüsünü test etti. Science Advances dergisinde yayınlanan deneyleri, yerçekiminin bir atomla ilişkili dalgayı nasıl etkilediğini araştırıyor.
Hikâyeyi laboratuvar kapısında bitirmek, bilginin üretildiği toplumsal koşulları göz ardı etmek anlamına gelir. Bu deneyi mümkün kılan neydi? Altyapıyı kim finanse ediyor? Bu teknolojiler ve eğitimli araştırmacılar nereye gidiyor?
Ben-Gurion Üniversitesi, 1969 yılında İsrail’in Negev olarak adlandırdığı Naqab çölünde kuruldu. Bu üniversiteyi “bilimi çöle taşıyan” bir kurum olarak tanımlamak, Filistinli Bedevi topluluklarının varlığını ve toprakları üzerindeki mücadeleleri gizlemektedir. “Fildişi ve Çelik Kuleler: İsrail Üniversiteleri Filistinlilerin Özgürlüğünü Nasıl Engelliyor” başlıklı çalışmasında antropolog Maya Wind, yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve Filistinlilerin mülksüzleştirilmesinde İsrail üniversitelerinin kurumsal rollerini inceliyor. Wind’in analizi, üniversite inşaatı ve gelişimini Siyonist devletin toprak ve demografik etnik temizlik politikaları bağlamında ele alıyor.
Toplu bir utanmazlığın hüküm sürdüğü İsrail’de, açıklamalar gün gibi ortada. Üniversitenin askeri bağlantıları, kurumun kendi tanıtım materyallerinde açıkça belirtiliyor. 2019 yılında, Ben-Gurion Üniversitesi’nin yanında bir İsrail askeri teknoloji kampüsünün ilk binası açıldı. Üniversite rektörü Daniel Chamovitz, üniversitenin gelecekteki genişlemesini, yakındaki askeri teknoloji ve istihbarat üsleriyle artan ilişkisine bağladı. Duyuruda, soykırımcı orduda görev yaparken askerlerin eğitim almasına yönelik planlar, ek üniversite tesisleri ve personeli ile birlikte anlatıldı. Araştırma, eğitim ve askeri personel gelişimi kasıtlı olarak bir araya getiriliyor ve bunlar arasında doğrudan ve açık bir ilişki kuruluyordu.
Silah şirketleri de bu ağın bir parçasını oluşturmaktadır. Utrecht Üniversitesi’nin bağımsız haber platformu DUB tarafından yayınlanan ve kaynaklara dayalı bir araştırma, Ben-Gurion Üniversitesi’nin Rafael, Elbit Systems ve İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii ile olan bağlantılarını belgeliyor. Raporda yer alan örnekler arasında Rafael ile yapılan araştırma işbirliği ve silah şirketlerinin üniversitenin İleri Teknolojiler Parkı’ndaki faaliyetleri bulunuyor. Bu ilişkiler, akademik altyapının askeri sanayiyle bağlantı kurduğu somut kanallar sağlıyor.
Bu ortaklıklar, muhalefet için ne kadar alan kaldığına dair da sorular ortaya atıyor. Filistinliler tarafından yürütülen BDS hareketinin Nisan 2024 tarihli bir açıklamasında, BGU yönetiminin Gazze ile ilgili bir bildiriyi imzalayan öğretim üyelerini üniversitenin itibarını zedelediği gerekçesiyle suçladığı bildirilmişti. Bir kurumun neyi prestij kaynağı olarak kutladığı ve neyi itibar zedelemesi olarak kınadığı, kurumun ölüm ve yıkım konusundaki endişeleri hakkında çok şey anlatıyor.
Araştırma grubunun başkanı Ron Folman, kamuya açık biyografisinde bir barış ve çevre aktivisti olarak tanımlanıyor. Kurumsal hesap verebilirlik; finansmanı, araştırma anlaşmalarını ve bilimsel kapasitelerin nasıl kullanılacağına karar verme yetkisini incelemeyi gerektirir. Bir araştırmacının soyut bir barış kavramına bağlılığı, çalışmalarını çevreleyen askeri ortaklıklarla ilgili soruların hiçbirine cevap vermez; sadece liberal aktivizmin ne kadar bencil ve en iyi ihtimalle son derece naif olabileceğini merak etmemize neden olur.
Bilimsel özgürlüğü savunmak, araştırmacıların savaşı eleştirebilme yeteneğini savunmak, askeri araştırma anlaşmalarının kamuoyu tarafından denetlenmesini talep etmek ve araştırma önceliklerinin belirlenmesinde topluma söz hakkı vermek anlamına gelir. Çalışma ve araştırma yapma hakkı, Filistinlilere de eşit olarak tanınmalıdır. Bilgi üreten kurumlar, emekleri ve kaynaklarıyla bu kurumları ayakta tutan insanlara karşı hesap verebilir olmalıdır.
Einstein’ın düşen asansörü, doğayı anlama biçimimizi değiştirdi. Düşen atomlarla yapılan deneyler ise bu anlayışı daha da derinleştiriyor. Bu tür keşiflerin ardındaki kolektif emeğin insanlığın ihtiyaçlarına hizmet etmesini sağlamak, bilim insanları ve geniş kamuoyunun ortak sorumluluğudur.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et