Brecht’ten Bodrum’a: Denize sıfır, emeğe uzak
Brecht’in işçisi, Teb’in yedi kapısını kimin yaptığını soruyordu. Bugün Küdür’de soruyu yeniden sormak gerekiyor: Bu koyları kim kuruyor, masaları kim hazırlıyor, minderleri kim taşıyor, gecenin sonunda bardakları kim topluyor?
Ayşegül Tözeren
Brecht’in işçisinden Küdür’ün işçilerine…
Brecht’in işçisi, Teb’in yedi kapısını kimin ördüğünü, kitaplarda yazan kralların taşları kendilerinin mi taşıdığını sorar.
Şehirlerin, sarayların, zaferlerin tarihi yazılmıştır; onları mümkün kılanların adı çoğu zaman yoktur.
Sorunun bugünkü hali şu:
Bodrum’un “beachlerinde” bütün gün otuz beş kırk derece sıcakta, bardakları, minderi kim taşıyor, fırınların sıcağında kim yemek pişiriyor, buraları kim ayakta tutuyor ve o koylarda kim dinleniyor?
Küdür’de ne oldu?
22 Ağustos’ta Yalıkavak Küdür Yarımadası’ndaki Xuma Beach’te çalışan işçiler iş bıraktı.
İddiaları ağırdı: Bazı günlerde 18 saate varan çalışma süreleri, ödenmeyen fazla mesailer, yemek dışındaki mola hakkının kullandırılmaması, maaş bordrolarının verilmemesi. İşçiler ayrıca müşterilerin bıraktığı bahşişlerden “devlet vergi kesiyor” denilerek yüzde 40 kesinti yapıldığını ileri sürdü.
Anlattıkları arasında ilk bakışta ayrıntı gibi görünen başka şeyler de vardı: Müşteriye verilecek çatalın yetişmediğini, bütün işletmenin tek bir tirbuşonla çalıştığını söylediler.
Kendi cümleleriyle:
“Denize sıfır işletme, emeğe sıfır ücret.”
İş bırakmanın ardından işletmecinin ihbarıyla koya polis geldi. Sonraki günlerde uyuşmazlık büyüdü. İş bırakmaya katılan 15 çalışan ile o gün çalışmadığı aktarılan bir çalışan olmak üzere toplam 16 kişinin iş akdi feshedildi. İşçiler, işe alınırken dokuz saatlik çalışma üzerinden anlaştıklarını ancak özellikle organizasyon günlerinde mesainin 18 saate kadar çıktığını anlattı. İşçiler fesih gerekçelerine, ödenmeyen fazla mesailere ve diğer hak kayıplarına itiraz etti. Xuma yönetimi ise yaptığı açıklamada kamuoyuna yansıyan kimi iddiaların işletme kayıtlarını yansıtmadığını, çalışma süreleri ve ücretlere ilişkin kayıtların mevzuata uygun tutulduğunu ve hak edilmiş ödemelerin yapılacağını savundu. Bu satırlar yazılırken tarafların uzlaştığına ya da fesihlerin geri alındığına ilişkin kamuoyuna yansımış bir bilgi bulunmuyordu.
Bir günün parası, bir ayın ücreti
Bodrum bu yaz da fiyatlarıyla gündeme geldi. Lüks beach işletmelerinde kişi başı günlük bedellerin 230 avroya kadar çıktığı aktarıldı. 2026’da net asgari ücret ise 28 bin 75 lira 50 kuruş.
Hesap basit:
İki kişinin Bodrum’un kimi plajlarında bir gün geçirmek için ödediği para, bir işçinin bir ay boyunca çalışarak aldığı asgari ücrete yaklaşabiliyor. Mesele bu nedenle yalnızca “Bodrum çok pahalı” değil. Satılan şey yalnız yemek, içecek ya da şezlong da değil.
Satılan şey mekânsal ayrıcalık. Üstelik koyun içinde bile ayrıcalığın kendi basamakları var. Sezon dışında bir beach club’a gittiğinizde ağaç altında güzel bir yer gösterilebiliyor. Ardından sezon başladığında aboneliği olan müşterilerin geleceği ve aynı yeri bulamayabileceğiniz söylenebiliyor.
Aynı koyda yerini önceden satın alan abone var. Günübirlik gelip minimum harcama bedelini ödeyen müşteri var. Bir de o müşterilerin masasını hazırlayan, minderini taşıyan, bardağını kaldıran çalışan. Yerin kendisi bile hiyerarşiye tabi.
Ayrıcalığın satıldığı yerde, o ayrıcalığı üreten emeğin görünmez olması tesadüf değil.
İşçi nerede uyuyor?
Turizm emeğini tartışırken en çok atlanan soru bu.
Bodrum’da sezonluk çalışanın barınma seçenekleri son yıllarda hızla daraldı. Konut fiyatlarındaki artış ve günlük kiralamanın yaygınlaşması, turizm merkezinde çalışan birinin aynı yerde yaşayabilmesini giderek güçleştirdi.
Bir evin yaz boyunca turiste günlük kiralanması, aynı evin işçiye aylık verilmesinden çok daha fazla gelir getiriyorsa piyasa tercihini yapıyor.
Geriye iki yol kalıyor.
Birincisi lojman.
Yani işvereni aynı zamanda ev sahibi yapmak.
Bu, güvencesizliği ikiye katlayan bir düzenek. Hakkını arayan işçi yalnızca işini değil, kaldığı yeri de kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Nitekim bu yaz Bodrum’daki Bvlgari Hotels & Resorts projesinin şantiyesinde, ödenmeyen ücretlerini ve çalışma koşullarının düzeltilmesini isteyen DİSK Dev Yapı-İş üyesi yaklaşık 10 işçinin şantiyeyle ilişiği kesildi ve lojmanları boşaltmaları istendi.
Ancak hikâyenin devamı önemli. İşçilerin mücadelesinin ardından taraflar arasında protokol imzalandı ve birikmiş alacakların ödenmesi için takvim oluşturuldu.
Yalıkavak’ta, Türkbükü’nde, Gündoğan’da çalışanların bir bölümü yarımadanın daha uzak noktalarından ya da çevre ilçelerden işe geliyor. Mumcular’dan Yalıkavak’a yaklaşık 45 kilometre, Milas’tan ise 60 kilometreyi aşan bir yol var.
Vardiya bitiyor.
Ama eve dönüş bitmiyor.
18 saat çalıştığını söyleyen bir insan için mesele artık yalnızca fazla mesai değil. İş, yol ve uyku aynı 24 saatin içine sığmak zorunda.
Ve bazen sığmıyor.
Sezonun kendisi bir güvencesizlik biçimi
Turizm işçisinin pazarlık gücünü kıran şey konjonktürel değil, yapısal.
Sezon birkaç aya sıkışıyor. Çalışan, yılın gelirinin önemli bölümünü bu dönemde kazanmak zorunda. Böylece fazla mesai, bir hak ihlalinden çok sektörün doğal haliymiş gibi sunulabiliyor.
Bir de sendikasızlık var.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz 2026 istatistiklerine göre konaklama ve eğlence işkolunda sendikalaşma oranı yalnızca yüzde 3,61.
Yaklaşık her yüz işçiden 96’sı sendikasız.
Brecht’in işçisi, Teb’in yedi kapısını kimin yaptığını soruyordu. Bugün Küdür’de soruyu yeniden sormak gerekiyor: Bu koyları kim kuruyor, masaları kim hazırlıyor, minderleri kim taşıyor, gecenin sonunda bardakları kim topluyor? Tarih kralların adını yazdı; turizm broşürleri otellerin, beachlerin, şeflerin ve markaların adını yazıyor.
Belki de Brecht’in sorusuna Bodrum’dan eklenecek yeni soru budur: Bütün gün kırk derece sıcakta ayakta çalışmanın yorgunluğunu en uzağa kim götürdü?..
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et