11.09.2026 00:30 / Güncelleme: 00:37

Gerçekten beslenen bir kadın hikayesi

Gazeteci-yazar Oya Çınar, ‘Kafamda Kurdum’ kitabında kafasında kurup anlattığı hikâyenin birebir yaşanmış olaylarla ilgisi olmadığını söylüyor. Çınar, ama gerçekten çok beslenen bir kadın hikâyesi anlattığına dikkat çekiyor.

Gerçekten beslenen bir kadın hikayesi

Anıl Mert Özsoy
[email protected]


Gazeteci-yazar Oya Çınar, Kafamda Kurdum’da aşkın, hafızanın, hayal kırıklıklarının ve kadın-erkek ilişkilerinin izini sürerken, okuru bir hikâyeden çok bir zihnin hareketlerine ortak ediyor. Geçmiş, roman boyunca hatırlandıkça değişen, bugünün duygularıyla yeniden anlam kazanan canlı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Hikâye de tam olarak buradan, insanın kendisine tekrar tekrar sorduğu o kuşkudan güç alıyor: Yaşadıklarımız mı bizi biçimlendiriyor, yoksa onları hatırlama ve anlatma biçimimiz mi?

Bozcaada’dan Ankara’ya, İstanbul’un kalabalığından eski aşklara, bir kokudan bir şarkıya sıçrayan anlatı; aşkın, hayal kırıklığının, yalnızlığın ve şiddetin izlerini takip ediyor. Romanın belki de en güçlü taraflarından biri, bütün bu ağır meselelerin içinden mizahı ve gündelik hayatın dilini eksik etmemesi. Anlatıcı bazen okurla konuşuyor, bazen kendi söylediğine itiraz ediyor, bazen de içinden çıkamadığı hayat karşısında yapabileceği en insani şeyi yapıp onunla dalga geçiyor.

Çınar’la Kafamda Kurdum’dan yola çıkarak hafızanın gerçekle ilişkisini, kadınlık ve erkeklik hâllerini, çağımızın ilişki biçimlerini, şiddeti yazmanın etik sınırlarını ve edebiyatta “iyi” ile “kötü” arasındaki bulanık bölgeyi konuştuk. Ve en başta romanın adındaki o basit ama huzursuz edici sorunun peşine düştük: Kafamızda kurduklarımız nerede biter, gerçek nerede başlar?

Romanın adı Kafamda Kurdum. Bu ifade gündelik dilde çoğu zaman birini “olmayan şeyleri düşünmekle” suçlamanın kestirme yoluyken, roman sanatında ise kurguyu çağrıştırıyor. Siz kafanızda ne kurdunuz? Romanın kurgusu, dili, biçimi nasıl oluştu?

Aslında kitabın adını her iki anlamı da düşünerek, her iki şekilde çağrışım yapmasını isteyerek koydum. Ben okuyucu olarak rafta görseydim, günlük dilimizdeki karşılığıyla, “Acaba kafasında mı kurmuş, yoksa kurdukları gerçek miymiş?” merakına kapılırdım kesin. Romanda ise kurgulamayı çağrıştırdığı için bu iki yönlü fikir çok hoşuma gitti ve romanın ruhuna çok yakıştırdım. Hikâye aklımda bütün olarak hazır gibiydi. Kafamda kurup anlattığım hikâyenin birebir yaşanmış olaylarla ilgisi yok ama gerçeğe çok yaslanan, gerçekten beslenen bir kadın hikâyesi. Bu kadar gerçekten beslendiği için de dili neredeyse birebir günlük hayatımızın dili olarak şekillendi.

'Yaşadığım hikâyeleri zihnimde yeniden kurguladım’

Dünya edebiyatının büyük isimlerinden Proust, geçmişi olup bitmiş bir zaman olarak algılamak yerine, hatırlama anında yeniden kurulan bir dünya olarak tarif ediyor. Buradan yola çıkarak Kafamda Kurdum da doğrusal ilerlemek yerine Bozcaada’dan Ankara’ya, eski aşklardan bugüne, bir kokudan bir şarkıya sıçrayarak ilerliyor. Romandaki tüm bu sıçramalarda nelerden beslendiniz? Gerçeği yeniden mi kurdunuz?

Bu ifade Kafamda Kurdum’un anlatım dilini çok güzel özetliyor aslında. Hatırlama anında geçmişte değil, şimdiki zamanda akıyor hikâye çünkü zihnim de biraz öyle çalışıyor galiba. Bunu kasıtlı olarak, karar vererek yapmadım ama baktım ki Ela anlatırken o anın içine giriyor, yeniden yaşıyor; müdahale etmedim ona. Şahit olduğum, yaşadığım bir sürü hikâyeyi zihnimde yeniden kurguladım.

Kafamda Kurdum çok konuşkan bir roman; anlatıcı okura dönüyor, onunla şakalaşıyor, önceden bilgi veriyor, bazen kendisini düzeltiyor, bazen kendi cümlesiyle kavga ediyor. Bu açıdan klasik “görünmez anlatıcı”dan çok, günümüz otokurmaca anlatılarına uzanan, okurun varlığını sürekli hisseden bir anlatı geleneğine yaklaşıyor. Romanın ne kadarı sizin hayatınızdan esinleniyor?

Bu hissi vermesine çok mutlu oldum çünkü yazarken okuyucuya gerçekten hiç mesafe koymadım ve bunun yarattığı sonuçtan da çok mutluyum. Romanı ilk okuyan arkadaşlarımdan biri gazeteci Işıl Cinmen’di ve “Oya, senin kafanın içindekiler, romandaki iç ses de en az olaylar kadar komik,” demişti. Çok hoşuma gitmişti. Ela’nın gazeteci olması, Ankara’dan İstanbul’a uzanan yolculuğu kendi hayatımdan esinlenen yerler. Tanıyan, bilenler için de zaten direkt anlaşılan taraflar. Ama hikâyenin geneli benim yaşadıklarımı yansıtmadığı gibi, bana çok uzak şeyler de var.

Roman boyunca “Hayal kırıklığı 1”, “Hayal kırıklığı 2”, “Hayal kırıklığı 3” gibi küçük bölümler çıkıyor karşımıza. Bu bölümler bir çeşit bildungsroman, yani büyüme romanının ara durakları gibi okunabilir mi?

Mümkün çünkü “büyümek” çok uzun süren ve ölene kadar da bitmeyen bir hikâye. Romanlarda da gerçek hayatta da her karakterin meşakkatli bir büyüme ve bir yerden bir yere varma süreci var. Dün yaşadıklarımız bugünümüzü belirliyor. Bugün yaşadıklarımız yarınımıza yön veriyor. Böyle düşününce çok doğru bir tespit.

‘Bağırarak giden kadın, gerçek bir anın kahramanı’

Romanda başkahraman kadın anlatıcı kendi hikâyesini anlatırken bir yandan da kafelerde, arkadaş masalarında, sokakta başka kadınların kırık dökük ilişkilerini dinliyor ve bir noktada İstanbul’u adeta “toksik ilişkiler ve mutsuz kadınlar cehennemi” olarak görüyor. Bireysel bir aşk hikâyesini anlatırken aslında bir kuşağın kadın-erkek ilişkilerinin panoramasını da çıkarmak istediniz mi?

Biraz evet galiba. Yalnızlık korkusuyla sürekli biriyle birlikte olmaya ihtiyaç duyan, mutsuz da olsa oradan gidemeyen insanlarla; bağlanma korkusu yaşayan ve kimseyle gerçek bir hikâyenin içine giremeyen insanların birbirine denk geldiği bir dönem sanki. Kişisel olarak da orada Ela’nın yaptığı tespitlere katılıyorum. Herkes bu kadar yalnız ve mutsuzken nasıl herkes bu kadar yalnız ve mutsuz, gerçekten şaşılacak şey. O bölüm, romanda gerçeklerden en çok beslenen bölüm bu arada. “Benden gördün, bitki sever oldun ama aldığın tüm çiçekler soldu; dokunduğun her şeyi öldürmeye yemin mi ettin?” diye önümde bağırarak giden kadın, gerçek bir anın kahramanı.

Romanda erkek dünyasıyla yer yer dalga geçen, yer yer onu ciddiye alan bir anlatıcı görüyoruz. Aynı zamanda erkek egemen ilişki kodlarına dair bir eleştiriniz de var. Bu noktayı biraz tartışalım.

Erkeklere bayılıyorum ve erkekleri kesinlikle çok ciddiye alıyorum! Romanda bir noktada erkek karakteri konuşturmaya başlamam da bu yüzden. Oraya yaklaşmak; “Bir dakika ya, seni dinliyoruz ama bu adam ne yaşıyor acaba?” sorusunun cevabını araştırmak için. Hatta yine, henüz çıkmadan kitabı okuttuğum çok yakın bir erkek arkadaşım o bölüme bayıldığını söylemişti. “Doğru söyle, Erdem kimse, onun konuştuğu yerleri direkt ona mı yazdırdın?” demişti. Demek ki biraz hakkaniyet duygusuna yaklaşmışım diye mutlu olmuştum. Ve fakat erkek dünyasıyla ilgili, burada söylemeye tereddüt edecek kadar sert fikirlerim de var maalesef.

Onları da konuşalım…

Romanda bazı şeyleri karakterin arkasına saklanıp ona söyletmek daha kolay tabii… Özetle, gerçekten şahane erkekler var ama hiçbir eğitimle değişmeyen, ataerkil kodlarını asla terk edemeyen ezici bir çoğunluk da var. Bunun en çok su yüzüne çıktığı yerlerden biri de kadın-erkek ilişkileri. Dışarıdan bakıldığında dünyanın en çağdaş görünen erkeklerinin bile içinde bir “gerici” var sanki ve doğru zemini bulunca bu yanları hemen hortluyor diye düşünüyorum bazen. “Benimle ne alakası var, ben evde televizyon izliyorum” diyenleri tenzih ediyorum!

‘Ela öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmuyor’

Kafamda Kurdum’da şiddet çok kritik bir eşik… Edebiyatta şiddeti göstermenin her zaman etik bir tartışması vardır: Ne kadarını gösterirsiniz, nerede susarsınız? Siz bu sahneleri yazarken kendinize nasıl bir sınır koydunuz?

Ela’nın yaşadığı şiddeti hep flu hatırlaması, anlatırken detay vermemesi bundan. Asıl şiddeti görmezden gelmek bence çok etik dışı ama anlatırken bunu şiddet pornosuna dönüştürmemek, direkt ya da dolaylı en küçük tavizi göstermemek de en az o kadar önemli. Mesela şiddetin en görünür örneklerinden Bergen filminde, Bergen’in “dövüyor ama seviyor” hissiyle kendini manipüle etmesi beni çok rahatsız etmişti. Ela kendini kandıran bir kadın değil. Duygusal bir çıkmazın içinde ama deyim yerindeyse anasının gözü. Her şeyin farkında. Sadece şiddet konusunda da değil; hiçbir konuda kendini manipüle etmiyor. Çok sorgulama yapıyor ama kafasının en karıştığı anda işin içinden çıkamayınca “Deli herhalde bu,” diyerek dalga geçiyor. Bir kere bile ağzından “Bu adam beni seviyor, sevdiği için böyle yapıyor,” ifadesi çıkmıyor mesela. Öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmuyor.

Başkahramanınız kusursuz bir mağdur olarak vücut bulmuyor; öfkeleniyor, haksızlık ediyor, kimi zaman zalimleşebiliyor, kimi zaman kendi davranışlarını da sorguluyor. Dostoyevski’nin karakterlerini güçlü kılan şeylerden biri, insanı “iyi” ve “kötü” diye rahatça ayırmamıza izin vermemesidir. Sizin “iyi” ve “kötü”yü flulaştırmanız poetikanızda nerede duruyor?

Bu, en önemsediğim şeylerden biri çünkü benim gerçek kadar müptelası olduğum çok az şey var ve gerçek dünyada salt iyi ya da salt kötü diye bir şeyin varlığına inanmıyorum. Ela’yı bu yüzden çok gerçek buluyorum. O kadar çok insani defosu var ki… Tüm o öfkesiyle, alaycılığıyla ama olmadık anlarda ortaya çıkan kırılganlığıyla, dediğiniz gibi bazen zalimleşebilmesiyle gözümü kamaştırıyor. Canım Ela diyesim geldi. Bu öfkeli ve zalim sıfatlarını kullanırken bir kadından bahsediyor oluşumuz da ayrıca hoşuma gidiyor şu an. Çünkü kadınları genel olarak sadece mağdur çerçevesine yerleştiren anlayıştan da çok rahatsız oluyorum. “Kadınlar çiçektir” gibi bir şey. Onun bile altında, her koşulda kadını zayıf görme eğilimi var. Hayır; kadınlar çiçek değil, kadınlar yoğun olarak resmedildiği gibi hep mağdur da değil. O yüzden Ela’yı bu yanılsamadan uzak tutmaya özen gösterdim. Bir nebze de olsa becerdiysem ne mutlu.

Son olarak, okurlarınızı bekleyen yeni çalışmalarınız nelerdir?

Kendime de sürpriz oldu bu kısmı… Bir süredir bir ilk gençlik romanı yazıyorum. Bir de çok uzun süredir yazdığım ama yolculuğu hâlâ devam eden bir hikâyem var. Duygusal olarak beni çok zorladığı için galiba, doğumu da biraz zaman alacak gibi…

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
10.09.2026 23:59 / Güncelleme: 11.09.2026 00:37

Şampiyonlar Ligi'nde gecenin sonuçları, ilk haftanın görünümü

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde ilk hafta maçları Perşembe mesaisiyle tamamlandı. İlk haftanın lideri son şampiyon PSG oldu.

Şampiyonlar Ligi'nde gecenin sonuçları, ilk haftanın görünümü

Ali Atmaca/AA

10.09.2026 20:32

Trump: İran'la savaş seçimlerden önce bitebilir

ABD merkezli News Nation kanalına konuşan Trump, İran'la savaşın ne zaman bitebileceğine ilişkin dün yaptığı tahmini erkene çekti.

Trump: İran'la savaş seçimlerden önce bitebilir

Fotoğraf: Gage Skidmore from Peoria, AZ, United States of America/Wikimedia Commons CC BY-SA 2.0

10.09.2026 18:30

İsrail'in Gazze'de ateşkese rağmen 11 aydır sürdürdüğü saldırılarda 1.359 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'nde 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkesin üzerinden 11 ay geçmesine rağmen düzenlediği saldırılarda 1.359 Filistinli yaşamını yitirdi.

İsrail'in Gazze'de ateşkese rağmen 11 aydır sürdürdüğü saldırılarda 1.359 Filistinli hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA

10.09.2026 13:01 / Güncelleme: 14:55

Husiler stratejik Kızıldeniz kenti el Muha’yı ve Zukar Adası’nı ele geçirdi

Yemen’de başkent Sana dahil önemli bir bölge yöneten Husilerin, Suudi Arabistan’ın yoğun hava saldırılarına rağmen stratejik öneme sahip Kızıldeniz kıyısındaki liman kenti el Muha’yı ve Zukar Adası’nı ele geçirdiği bildirildi.

Husiler stratejik Kızıldeniz kenti el Muha’yı ve Zukar Adası’nı ele geçirdi

Yemen'de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Konseyi güçleri Husilerin ilerleyişini durduramadı. | Fotoğraf: AA

10.09.2026 17:26 / Güncelleme: 17:30

Trump'tan seçim rüşveti: Kazanırsak herkese 5 bin dolar

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin 3 Kasım'daki Kongre ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi ve Senato'da çoğunluğu kazanması halinde ülkedeki her yetişkin vatandaşa 5 bin dolar ödeme yapılacağını söyledi.

Trump'tan seçim rüşveti: Kazanırsak herkese 5 bin dolar

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!