Enes Kaan TÜRKAN

Erciyes Üniversitesi

 

Bu yazı, bir “tek adamın” yenilgisine giden sürecin anatomisini inceleyecek. Birkaç aşamalı bir değerlendirme yapmaya çalışacak ve bugünle bir benzerliği olduğu iddiasıyla sonuç çıkarmayı hedefleyecek.  Bir “otokratın” koltuğu devraldığı ilk günden seçimi kaybetme “talihsizliğini” yaşadığı o güne kadar çoğumuzun fazlasıyla tanıdık bulacağı bir süreci işlemeyi hedefliyor.

Macaristan’ın son genel seçimleri 12 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşti. Bu seçimle 2010 yılından bu yana iktidarı elinde bulunduran Viktor Orbán ve partisi devrilerek yerini 2 yıl öncesine kadar ismini kimsenin duymadığı, siyasetin genç ve yeni bir yüzü Péter Magyar’a bıraktı. Orbán, seçimleri tarihi bir farkla ve Macaristan tarihinin en yüksek katılım oranıyla kazandı. (1) Mevcut iktidar partisi Fidesz ve ittifakının %38 oy oranına 1 milyon oy fark atarak %53 oy alan Magyar’ın partisi Tisza kazandı. Meclis dağılımı 141 sandalyeyle Tisza, 52 sandalyeyle Fidesz, 6 sandalyeyle Mi Hazánk şeklinde oluştu.

 Orbán’ın siyaset sahnesine çıkışı

Orbán’ın bir otokrata, yani halk dilinde tek adama dönüşmesi sürecini anlayabilmek için kısa bir Orbán portresi yapmaya ihtiyacımız var. Orbán, Macaristan halkının Kruşçev’in Stalin karşıtlığından aldığı cesaret ve Amerika’nın doğrudan desteğiyle 1956 yılında yaptığı Sovyet karşıtı (2) isyanın lideri olan eski Başbakan Imre Nagy’nin iade-i itibarı için 1989’da yapılan cenaze töreninde siyaset sahnesine çıkıyor. Etkili bir konuşma yapan Orbán, bu konuşması sırasında “Ruslar, evinize geri dönün!” diyecek ancak ilerleyen zamanlarda Avrupa Birliği’ne sıkıntı çıkaracak düzeyde Putin yanlısı olacaktı. Gençlik döneminde, Macar-Amerikan yatırımcı Soros’un yardımıyla Genç Demokratlar Birliği’ni kuracak; kısaltması da Fidesz olacaktı. Bu şekilde Orbán, siyasete koyu bir liberal olarak adım atmış oluyor. Kurduğu bu birlikte -başkanlık makamı bulunmamasına rağmen- başkanlığa yükselen Orbán; bu süreçte yanındaki birçok ismi de diskalifiye ederek kısa süre içerisinde partideki tek adam olma yolunda muzaffer oluyor. Üstelik yine bir süre sonra liberal ve batı merkezli özgürlükçülüğü savunan bu birlik partileşiyor, politikaları ise gittikçe faşizan söylemlere varan bir aşırı sağ partisine dönüşüyor. Bununla beraber Orbán, çok uzun olmayan bir süre sonrasında bir koalisyon hükümetinin de başbakanlığını yapıyor.

 Siyaset anlayışı ne şekilde değişti?

2002 yılında gerçekleşen seçimi Orbán ve partisi ufak bir oy farkıyla kaybetmesiyle seçimi Macaristan Sosyalist Partisi (MSZP) kazanıyor. 4 yılın ardından Fidesz ve MSZP iktidar için tekrardan yarışıyor ve MSZP bir kez daha galip geliyor. Macaristan’ın buram buram reformizm kokan ve Marksizmle uzaktan yakından alakası olmayan “sosyalist” partisinin liderinin, “Son dört yılda halka yalan söyledik” sözleriyle ekonomik durum hakkındaki gerçeği halktan sakladıkları ve ülkeyi yönetmeyi beceremediklerini söylediği ses kaydının ortaya çıkmasıyla iktidara duyulan güvenin sarsılmasına yol açıyor. Yeniden seçimi kazanmış bir parti için çöküşün başlangıcı olacak bu olay, uzun yıllar sürecek Viktor Orbán iktidarının başlangıcı olacaktı.

Orbán dönemlerinde ekonomi toparlanmış, dış borçlar azalmış, işsizlik ciddi bir oranda gerilemişti. Bu dönemde ekonomideki iyileşme beraberinde Viktor Orbán yönetimini güçlendiren bir süreç başlattı. (3) Orbán’ın yaptığı ilk icraat seçim sistemini baştan aşağı değiştirmek oldu. Macaristan’ın seçim sistemi olan “Karma Sistemi”ni (4) baştan sona kendi partisinin güç biriktirmesine olanak sağlayacak şekilde yeniden dizayn etti. Bazı seçimlerde mutlak çoğunluğu 2-3 sandalyeyle tekrar kazandığını düşününce bunun Orbán iktidarı için ne kadar yerinde bir karar olduğu anlaşılıyor. Seçim yardımları veya yurt dışında yaşayan etnik Macarlara vatandaşlık verilerek oy kullandırılması gibi hamleler de bu iktidarı daha kuvvetlendirdi. Ayrıca sonrasında anayasayı baştan yazmaya girişmesiyle ülkedeki mevcut bütün demokratik birikimler birer birer kaybedilmeye başlanacaktı. İlerleyen zamanlarda Orbán’ın siyaset anlaşıyı yerini daha muhafazakâr ve sağ bir siyasete bırakmış, ülkenin bütün ekonomik güçleri gün geçtikçe zayıflamış, yoksulluk halk için görünür bir pozisyona evrilmişti. Üstelik halka ait olan paralar vakıflar aracılığıyla halk denetiminden uzaklaştırılmış, kendi dost ve çevreleri servet sahibi olmuş ve bu durum görünür şekilde ekonomik bir açmaz yaratmıştı. Üstelik Orbán iktidarı bu noktada arsızlaşmış ve medyada bu hamleleri savunan açıklamalara yer vermişlerdi. Bu şekilde kendi sonunu hazırlayarak iktidarı devrilmiş, 2002 yılından sonra ilk defa bir yenilgi yaşamış oldu.

 Orbán ve Erdoğan: Tek adamların benzerliği

Orbán ve iktidarının Erdoğan’ın politikalarıyla benzerliğine bakalım. Öyle ki, verdiğimiz her örneğin başına Orbán değil de Erdoğan yazsaydık eğer farkı anlaşılamayabilirdi. Yaşananlar gerçekten birçok benzerliği içeriyor. İktidara gelirken parçalanmış halde olan muhalefeti kullanması, aynı Erdoğan’ı iktidara taşıyan 2002 seçimlerini anımsatıyor. Vakıflara para akışı sağlayarak para denetimini zorlaştırması ve halkın bütçesini böylece kendi emelleri için kullanabilecek bir biçime evriltmesi de AKP iktidarının cemaat ve tarikatlara sağladığı vergi muafiyeti ve desteklerini anımsatıyor. Ayyuka çıkan verilerle Süleymancılar diye anılan tarikatın lideri Alihan Kuriş’in sadece evinde bulunan 200 kilo külçe altın da bunun örneklerinden birisi. Henüz Menzil Tarikatı ve servetine dair elimizde net ve somut veriler bulunmamasına rağmen şirketleri üzerinden bile milyarlarca lira aklanmaya ve dolaşıma sokulmaya devam ediyor. AKP iktidarı bugün bağış toplama adı altında faaliyet gösteren başta Menzil bağlantılı vakıflar olmak üzere, dini vakıf veya derneklerden bu bağışlar üzerinden hesaplanacak bir vergi uygulamıyor. Dolayısıyla dolaşıma bu bağışlar vesilesiyle sokulan her kuruşun vergisi yine halka kesiliyor. Orbán’ın da uyguladığı vakıf statüsündeki kurumların vergiden muaf tutulması uygulaması, sanki Türkiye’den ihraç edilmiş gibi birebir benzer bir uygulama.

 Bir otokrat otomatı olan kapitalizmin ürünü: Orbán ve niceleri

Orbán’ın medyasıyla, yargısıyla, bürokrasisiyle ve mali gücüyle kendine ait “Cumhuriyet içerisinde bir krallık” yaratması yeterli gelmedi ki, yerini genç Magyer’e devretti. Buraya dair uzunca değerlendirmeler yapmak mümkün olsa da en önemli ve başat görüngülerinden biri her tek adamın bir sonu olduğu, diğeri de yoksulluğun öyle şimdilerdeki gibi yerlilik ve millilik ile görünürlüğü ortadan kaldırılabilecek bir çelişki olmaması. AB karşıtlığı üzerinden kurgulanan ve ABD-Rusya birlikteliğiyle kurulan “Dış Güçler” söylemi, seçimlerdeki sonucu doğrudan Orbán lehine etkileyememiş oldu.

Bugün Orbán yönetiminin uygulamalarına dönüp baktığımızda, Türkiye’deki iktidarla ne kadar benzer adımlar atıldığını görüyoruz: Aynı yoksulluk, aynı liyakatsizlik ve aynı despot yönetim. İlerleyen günlerde Macaristan’ı bekleyen şey; yine kapitalizmin çizdiği sınırlı çerçeve içerisinde kısmi bir demokratikleşme, özgürlüklerin tekrardan verilmesi ve yönetimin en azından kısa süreliğine de olsa yaratılan “söz milletindir” havası olacaktır. Bugün Türkiye’de de bazı alışılmış şeyler, yönetimler ve iktidarlar elbet değişecektir. Sonuçta tarihi itibariyle Demirel’in siyaset sahnesinden çekildiği bir ülkeden bahsediyoruz. Burada halkın ve gençliğin ne oranda söz sahibi olabildiği, yine halkın denetimi ve mücadelesiyle eş güdümlüdür.

Orbán’ın yaşadığı bu güç zehirlenmesi ve tek adama dönüşümü ona özgü bir durum değil. Bunu yaşadığımız sistem olan kapitalizmin bir sonucu olarak değerlendirmediğimiz noktada bugün “seçeceğimiz” diğer insanların yeni Orbánlar, yeni otokratlar, yeni tek adamlar olması kaçınılmazdır. Buradan sonuçla bugün Türkiye’de esmekte olan Yeni Parti rüzgârının da benzer sonuçla bir otokrat ortaya çıkarmayacağını düşünmek tarihten ders almayı reddetmek olur. Nitekim, bir dönem muhalefeti birleştiren Kılıçdaroğlu da bu dönemin yeni “otokratı” olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Adeta bir otokrat fabrikası olan kapitalizm değişmediği müddetçe, bugün yeni siyasi konjoktürlerde eski otokratların yıkılışını ve yeni otokratların doğuşunu daha çok göreceğiz.

(1) https://l1nq.com/k024dwb

(2) Batı Destekli Bir Karşıdevrim, Social Sciences Research Journal, Cilt 8, 17-21

(3)https://l1nq.com/aztbap3

(4)https://l1nq.com/h5fyn8s

 

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.