Aybüke ARSLAN
Ege Üniversitesi
“Üniversitemizde gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması vb. etkinliklerin öncesinde Rektörlük makamından izin alınması...” Ege Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 24 Temmuz 2026 tarihli kararı doğrultusunda Rektör Musa Alcı tarafından fakülte dekanlıklarına gönderilen yazıda yer alan bu ifade, biz Ege Üniversitesi öğrencilerine yalnızca yeni bir yasak ya da yeni bir idari düzenleme getirmiyor. Aynı zamanda çok daha temel bir soruyu yeniden önümüze koyuyor: üniversite kimin üniversitesi ve üniversiteyi kim yönetiyor? Bir öğrencinin kampüste basın açıklaması yapıp yapamayacağına, bir topluluğun etkinlik düzenleyip düzenleyemeyeceğine, öğrencilerin hangi koşullarda bir araya gelebileceğine karar veren makam neden öğrencilerin kendisi değil?
Rektörün ilk vukuatı değil
Üstelik bu karar Ege Üniversitesi’nde ilk kez karşılaştığımız bir uygulama da değil. 2025 yılında Öğrenci Toplulukları Kuruluş, İşleyiş ve Etkinlik Yönergesi’nde yapılan değişiklikle toplulukların etkinlikleri sırasında akademik danışmanın ya da üniversitenin belirlediği bir akademisyen veya idari personelin öğrencilere eşlik etmesi şartı getirilmiş, görevli bulunmayan etkinliklerin gerçekleştirilemeyeceği açıklanmıştı. Bugün ise bunun üzerine toplantı, gösteri yürüyüşü ve basın açıklamalarının da Rektörlük iznine bağlandığını görüyoruz. Böylece tek tek baktığımızda “güvenlik”, “düzen” veya “sorumluluk” gerekçeleriyle açıklanabilecek uygulamalar, bir araya geldiğinde öğrencilerin üniversite yaşamındaki hareket alanını giderek daraltan daha büyük bir tablonun parçaları haline geliyor.
Tam da bu nedenle tartışmayı “Bu karar hukuka uygun mu?” sorusuyla sınırlamamak gerekiyor. Bizim açımızdan asıl mesele, bu kararın arkasındaki üniversite anlayışı ve beraberinde ülke gündemiyle bağını çeşitli alanlardan kurabileceğimiz şekilde ele almaktır. Öğrencilerin düşüncelerini ifade etmesi için önce Rektörlükten izin alması gerektiği bir üniversite, demokratik bir üniversite değildir. Mesele yalnızca Musa Alcı'nın aldığı bir kararın uygulanıp uygulanmaması değil, üniversite yönetimini üniversite bileşenlerinin iradesinden koparan ve bu makamı yukarıdan aşağıya işleyen bir yönetim haline getiren anlayışın kendisidir.
Bu tartışmanın daha önemli bir boyutu da var. Aralık 2025’te Cumhurbaşkanlığı kararıyla Prof. Dr. Musa Alcı’nın Ege Üniversitesi Rektörlüğüne atanması sonrasında öğrenciler, çeşitli alanlarda bu meseleyi tartışmış ama bu tartışmanın boyutu “Gelen gideni aratır”ın ilerisine geçmekte çok kısıtlı kalmıştı. Keza hala daha geçtiğimiz dönem rektörü Necdet Budak'a övgüler devam ediyor. Tam da bu nedenle “Rektör değişsin” demekle yetinemeyiz. Rektörlerin öğrencilerden, akademisyenlerden ve üniversite emekçilerinden bağımsız biçimde belirlenmesine son verilmesinin, üniversite yönetimlerinin tüm bileşenlerin söz ve karar sahibi olduğu, yöneticilerin hesap verebildiği ve demokratik denetime tabi olduğu bir yapıya kavuşturulmasının talebi bugün açısından yakıcılığını koruyor.
Hastalığın ilacı ÖTK’lerde mi?
Bu noktada Öğrenci Temsil Kurulları’nın (ÖTK) tartışılması ve gerçekten işlevli hale getirilmesi özel bir önem taşıyor. Öğrenci temsilciliği yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan, öğrencilerin sorunlarını idareye ileten sembolik bir mekanizma olmaktan çıkmalı. Öğrencilerin eğitimden barınmaya, yemekhanelerden ulaşım ve kampüs kullanımına, kulüplerden sosyal ve kültürel faaliyetlere kadar üniversite yaşamını ilgilendiren bütün başlıklarda söz söyleyebildiği ve karar süreçlerine katılabildiği demokratik mekanizmalar kurulmalıdır. ÖTK’ler öğrencilerin adına konuşan değil, öğrencilerin birlikte karar aldığı yapılar haline gelmelidir. Bunun için sınıf ve bölüm düzeyinden fakülteye, fakülteden üniversite geneline uzanan aşağıdan yukarıya işleyen bir temsil mekanizmasına ihtiyaç vardır.
Çünkü bugün kampüsümüzde yaşadığımız sorunların önemli bir bölümü aynı sorulara çıkıyor: Kampüste yapılacak bir basın açıklamasının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine kim karar veriyor? Öğrencilerin sosyal alanları, kulüpleri ve örgütlenmeleri hakkında düzenlemeleri kim yapıyor? Eğer bu soruların cevabı öğrencilerin dışında bir yerdeyse o zaman öğrencilerin üniversitenin asli bileşeni olduğunu söylemenin pratikte bir karşılığı kalmıyor. Demokratik üniversite talebini tam da bu nedenle soyut ve ütopik bir demokrasi sloganı olmaktan çıkaran şey, bu talebin günlük üniversite yaşamımızda karşılığının olmasıdır.
Çözüm yasaklamakta değil
Örneğin bir etkinliğin güvenliğiyle ilgili gerçek bir sorun varsa bunun çözümü bütün etkinlikleri önceden rektörlük iznine bağlamak değil de öğrencilerle, akademisyenlerle ve üniversite çalışanlarıyla birlikte açık ve demokratik kurallar oluşturmaktır. Bunun gibi birçok örnekte günlük olarak yaşadığımız her türden sorunun çözüm aracını nerede arayacağımızı bir yanımızdakiyle tartışmaktan çekinmemeliyiz. Öğrenciyi potansiyel bir sorun olarak gören yönetim anlayışının yerine öğrenciyi çözümün ve kararın ortağı olarak gören bir anlayış koymalıyız. Öğrenciler olarak üstümüze düşen görev “Parasız, Bilimsel, Demokratik Üniversite” talebini yalnızca bir slogan olarak bırakmamak ve bu talebin üniversite içerisindeki somut karşılıklarını yaratmaktır. Bunun en önemli ayaklarından biri de ÖTK’lerin aktifleşmesi, öğrencilerin sınıflarda, bölümlerde ve fakültelerde kendi sorunları etrafında bir araya gelmesi ve üniversitenin diğer bileşenleriyle ortak mücadele zeminlerinin oluşturulmasıdır. Demokratik temsil mekanizmaları çalışmadığı sürece öğrencilerin kendi üniversiteleri hakkında söz sahibi olması mümkün değildir. Fakültelerimizde yanı başımızdaki sıra arkadaşımızın sorunundan dahi haberdar olmamamızı isteyen bu sisteme karşı birbirimizi tanımadan bile aynı sorunların etrafında yan yana gelebiliriz. Yemekhanede yaşanan bir sorundan barınma problemine, ulaşım sıkıntısından akademik haklara, topluluk faaliyetlerinden ifade özgürlüğüne kadar birbirinden farklı görünen sorunlarımızın ortak bir noktası var: Kararların bizim adımıza, bizim dışımızda alınması. Oysa bu düzen değiştirilebilir. Birlikte tartışarak, birlikte örgütlenerek, kendi temsil mekanizmalarımızı güçlendirerek ve üniversitenin bütün bileşenlerini ortak bir demokratik üniversite talebinde buluşturarak değiştirici gücün kendisi olabiliriz.
Parasız, bilimsel, demokratik ve özerk üniversite için öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite emekçilerinin söz, yetki ve karar sahibi olduğu bir üniversite için yan yana gelmenin ihtiyacını uzun uzadıya konuştuysak... Yeni eğitim öğretim dönemine, kampüse tekrar hoş geldin!
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et