Merve ÜNSAL
Yıldız Teknik Üniversitesi

 

Geçtiğimiz haftalarda Çocukları Koruma Kanunu yürürlüğe girdi. Geçtiğimiz sayıda Genç Hayat'ta “Bu yasa ne suçu engeller ne de çocukları korur” başlıklı yazıda da incelemeye alınan bu yasa hakkında daha çok konuşmaya ve değerlendirme yapmaya ihtiyacımız var. Çünkü bu yasanın suçu engellememesi ve çocukları korumamasının yanında; suçun ele alınış biçiminin, çocukluğun ne olduğunun ve bu düzenlemenin nelerin önünü açabileceğinin bugünden konuşulmaması, durumu ileride anlamlandırmayı çok daha zor bir hâle getirebilir.

Bir önceki yazıda da bahsedildiği üzere, artık 15-18 yaş aralığındaki çocuklara müebbet hapis cezası verilebilecekken, 12-15 yaş aralığındaki çocuklar ise bir üst yaş grubu gibi cezalandırılabilecek. Ama 18 yaşın altındakiler çocuk değil miydi? Eğer bu yaş grupları yetişkin kişiler gibi yargılanmaya başlarsa bunun sonuçları ne olacak?

Bir kavram olarak “çocukluk”

Burada durup çocukluk kavramının ne olduğuna bakmaya ihtiyaç var. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu çerçevesinde çocuk deyimi, “henüz on sekiz yaşını doldurmamış” kişiyi ifade eder. Özerk ve özel bir dönem olarak 18 yaş ve altı çocukluk dönemi kabul edilirken, 18 yaşını dolduran her birey artık bir yetişkin olarak hayatına devam edebilir; oy kullanmaktan mülk sahibi olmaya kadar birçok alanda, hayata katılabilir. Her bir çocuk reşit olana kadarsa devletin bu bireyler üzerinde çeşitli sorumlulukları bulunuyor: Doğumundan itibaren barınma, beslenme, giyinme ve eğitim gibi temel haklarının güvence altına alınması ve korunması gibi. Türkiye’de var olan bu durum aslında dünyanın pek çok yerinde geçerli. Nitekim 1989 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve Türkiye’nin de 1990’da imzaladığı “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” de de çocukluk hakları Türkiye’dekine benzer bir şekilde ele alınmaktadır. Ama tabii bu sözleşmelerden, yasalardan ve güvencelerden önce çocuklukla ilgili durum biraz farklıydı.

Çocukluk aslında insanlığın varlığından beri vardır; “erginlikten önce yaşadığımız dönem”, “elimiz iş tutana kadar geçirdiğimiz evre” gibi çeşitli şekillerde, söylemsel düzeyde de olsa ifade edilmiştir. Ancak bir kavram olarak “çocukluk” un ortaya çıkışı çok da eskilere dayanmıyor.

Kapitalizm öncesinde, bir işi yapabilecek düzeye geldikten sonra işe koşulan, küçük yetişkinler olarak üretimin bir parçası hâline getirilen, eve destek ve çalışacak bir kişi daha gözüyle bakılan çocuklar; kapitalizmle beraber artık işçi sınıfının doğal bir parçası hâline geliyordu. Artık dünyada farklı bir ekonomik tarz egemen olmaya başlıyor, kapitalizm dünyanın dört bir yanını sararken iki sınıfa ayrılan insanlığın çocukları ise bu ayrımdan payını hızlıca alıyordu.

 

Günümüzde pratikte uygulanması olası olmayan koşullarla karşılaşsak da 18 yaş altı işçi çalıştırmanın yasaklanması, kimsesiz çocukların barınabileceği yurtların olması, ilköğretim ve ortaöğretim devlet okullarında her çocuğun eğitim alabilmesi gibi niteliği tartışılsa dahi çocukların haklarını koruyan düzenlemeler mevcut. Ancak kapitalizmin ilk zamanlarında burjuvazi, kendi ihtiyaçları doğrultusunda egemen sınıfın çocuklarının haklarını güvence altına alarak (eğitim ve barınma ihtiyaçlarının desteklenmesi gibi düzenlemelerle) bir yandan bu sınıfın devamlılığını garantilemeye çalışıyor; diğer yandan da tarımdan fabrikalara kayan üretimde çalıştırmak üzere daha çok işçiye ihtiyaç duyuyordu. İşçi çocukları da küçük yaşlarda, sanki onlar çocuk değilmiş gibi çalıştırılıyordu. Önceki dönemden farksız, benzer koşullarda ve benzer şekillerde, farklı bir üretim tarzında aynı kaderi paylaşıyorlardı.

Bu durum elbette değişti. Bunun uzunca bir tarihsel süreci var ancak şunu söylemekte fayda var: Çocukluk haklarına dair ilk yasal düzenleme, İngiltere’de madenlerde ucuz işçi olarak ve ağır çalışma koşulları altında çalıştırılan çocuklar için yapılmıştır. Tarihte bu, öylesine yaşanmamıştır. Bunu ufak bir akıl yürütmeyle keşfedebiliriz: Biz biliyoruz ki burjuvazi, hiçbir hakkı öylesine, havadan vermiyor. Çünkü kendi işine gelmeyen, kendi işini kolaylaştırmayan ve bizim mücadeleyle kazandığımız haklar, onlardan koparılmış birer taviz olarak ortada duruyor. Mücadelenin bir kazananı ve kaybedeni oluyor. Bu örnekte aslında kazanılmış bir hakkı ve çocukluk kavramının oluşmasının adımlarını görüyoruz.

“Yetişkin gibi yargılanmak” neyin önünü açıyor?

Sorularımızı cevaplandırabilmek adına bugüne baktığımızda ise hatırlatmaya gerek bile yok ama; MESEM programıyla çocukları sözde meslek öğrenmeleri için tekstilden oto sanayiye, kuaförlükten elektriğe kadar sayamayacağımız birçok alanda çalışmaya zorlayan, çalışma saatleri ve koşullarını denetlemeyen ve âdeta çocukları patronlara yem eden sistemin, güvence altında olması gereken eğitim hakkına saldırdığını biliyoruz.

 15-18 yaş aralığındaki çocuklar; kronik rahatsızlıklara, gelişim geriliğine ve hatta ölümlere (İSİG Meclisi verilerine göre 2026’nın ilk 7 ayında en az 40 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.) sebep olan bir “mesleki eğitim”le karşı karşıya. Sırf eve destek olmak, bir meslek öğrenmek ve işsiz kalmamak ümidiyle bu programa mecbur bırakılan çocukların büyük çoğunluğu molasız, toz ve kir içindeki iş yerlerinde patronların insafına terk edilmiş durumda. Örgün eğitime devam edenler ise bir öğün ücretsiz yemek hakkına dahi sahip değil; ancak ailelerinin gücü yettiğince beslenip okuyabiliyor.

Oysa normal şartlarda 18 yaşına kadar her çocuğun barınma, beslenme ve eğitim hakkının devlet güvencesinde olması gerekirken; bu yasa tam tersi bir tabloyu derinleştiriyor. Böylece hem çocuk işçiliğinin hem de çocukların maruz kaldığı sömürünün üzeri yasal bir kılıfla örtülerek resmiyet kazanmış oluyor.

Cinsel istismar davalarında 15 yaş altında rıza aranmazken, 15-18 yaş aralığındaki mağdurların rıza beyanının hukuken bir geçerliliği olabiliyor. O zaman bu yaş sınırı neden daha da düşmesin?

Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik yaşı 18 olup; aile izniyle 17’ye, kimsesizlik gibi koşullar “olağanüstü” olarak gerekçelendirilerek hâkim kararıyla 16'ya düşürülebiliyor. 15 yaş ve altı ise hiçbir koşulda evlendirilemez. Peki, bu yasayla yetişkin gibi yargılanabilen 15 yaşındaki çocuklar, yetişkin gibi evlendirilemez mi?

Görülebileceği üzere 18 yaşını doldurmayanları çocuk sayan bir devletle karşı karşıya değiliz. Yasalarla güvence altına alınsın veya alınmasın, çocukluk yaşının 15’e düşürülmesi, bu yasayla bir ayağıyla resmiyet kazanıyor. Bununla beraber 15 yaş ve üzeri her kişiyi yetişkin gibi ele alan, çalıştıran, haklarını güvence altına almayan bir dizi düzenlemenin önü açılabilir.

Halkı kimi davaları öne çıkartarak, kimi annelerin acısını oyuncak hâline getirerek kin ve nefretle körükleyenler, mafya elebaşlarını dost sayanlar, yoksul çocukların ihtiyaçlarını görmezden gelenler, başta yoksul semtlerde olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında uyuşturucu çetelerine göz yumanlar bugün suçu çocuklara yıkıyor; bunu yaparken tek bir sorumluluk dahi almadıkları gibi, çocukluğa da savaş açıyorlar.

Peki bunları öğrendikten sonra ne yapacağız?

15-18 yaş aralığındaki çocukların yetişkin gibi yargılanmaya başlanmasının sonuçları, sadece ağır cezaevi koşullarıyla sınırlı kalmayacak. Çocuk işçiliğinin tamamen meşrulaşmasına, cinsel rıza ve evlilik yaşının fiilen düşürülmesine ve devletin çocukları koruma, eğitim sağlama yükümlülüğünden bütünüyle sıyrılmasına zemin hazırlayacaktır. Ama buna dur denemez mi? Elbette denebilir ve diyoruz. Çocukların parasız, bilimsel eğitim görebilecekleri koşulların yaratılması, okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmamaları için barınmadan beslenmeye temel ihtiyaçlarının karşılanması, çocukların hobilerinin olabilmesi ve çok daha fazlasının olması gerektiğini her gün konuşuyoruz.

Burada önemli olan, bunları ne derece beraber yapabildiğimizdir. Bu durum; bugün okullarımızda, iş yerlerimizde bu konuları ne kadar tartışabildiğimizle, liselerde dinci-gerici eğitime mahkûm edilirken yanımızdaki sıra arkadaşımızla bunu ne kadar konuşabildiğimizle ve taleplerimizi ne kadar beraber haykırabildiğimizle ilişkilidir. Vaktiyle İngiltere’de kazanılan bir hak bugün çok daha gelişmiş hâliyle neredeyse tüm dünyada uygulanıyorsa; bizim de ilk kıvılcımı yakan, o kıvılcımın yayılmasını, büyümesini ve gelişmesini sağlayan kişilerin biz olacağımız bilinciyle hareket etmemiz gerekir.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.