Eylül Vural ve Eren Ulusal

Nişantaşı Anadolu Lisesi/ İstanbul

 

Eğitim; antik çağdan günümüze toplumların ihtiyaçları, değerleri, politik ve ekonomik hedefleri doğrultusunda biçim değiştiren bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür. Eğitime kimin erişebildiği, eğitimin hangi amaçla verildiği ve hangi bilginin aktarılacağı ise içinde bulunulan döneme ve toplumsal yapıya göre değişmiştir. Eğitimin nihai hedefi topluma fayda sağlamak olsa da bu hedef tarihsel olarak hiçbir zaman otoritelerden bağımsız, saf bir biçimde gerçekleşmemiştir. Eğitim; çoğu zaman evrensel bilgiyi aktarmanın ötesinde devletin sosyal, politik ve ekonomik amaçları doğrultusunda istenen bir yurttaş profili yaratmanın aracı olmuştur. Örneğin Sparta’da eğitimin merkezinde askerî disiplin ve savaşçı yetiştirme amacı yer alırken, Orta Çağ Avrupasında bu rolü din üstlenmiş; eğitim büyük ölçüde kilisenin denetiminde ve dinî öğretinin aktarımı üzerinden şekillenmiştir. Bu örneklerin ortak noktası dönemin egemen otoritesi kim olursa olsun, eğitimin genellikle cinsiyet ve sınıf temelli ayrımlarla kısıtlı ve dar bir kesime açık kalmasıdır. Bu dar çemberin genişlemesi uzun bir sürecin sonucudur. 15. yüzyılda matbaanın icadı, kitapların elle çoğaltılmaktan çıkıp seri biçimde basılabilmesini sağlayarak bilginin dolaşımını ve ona erişimi kolaylaştırmıştır ancak bu gelişme tek başına eğitimi geniş kitlelere ulaştırmaya yetmemiştir. Eğitimin asıl kitleselleşmesi, 1789 Fransız Devrimi’yle başlar. Fransız Devrimi’yle eğitim ilk kez sınıf ve zümre ayrımı gözetmeyen, kilisenin ve soyluların tekelinden çıkmış evrensel bir hak olarak tanımlamış; bu dönemde yükselen ulus bilinci ve milliyetçilik de devletleri ortak bir dil ve kimlik etrafında birleşmiş, homojen bir yurttaş kitlesi yetiştirmeye yönlendirmiştir. Bu ilkeler 19. yüzyıl boyunca kurumsallaşmış; örneğin Fransa’da 1880’lerde çıkarılan Jules Ferry yasalarıyla ücretsiz, zorunlu ve laik ilköğretim hayata geçirilmiştir. Böylece 15. yüzyılın bilgiye erişimi kolaylaştıran zemini üzerine 19. yüzyılın ulus-devlet inşası, eğitimin nüfusun geneline yayılmasını sağlamıştır. Ancak eğitimin karakterini kalıcı biçimde değiştiren asıl kırılma yeni bir ekonomik düzenin, kapitalizmin ve sanayi devriminin doğuşuyla yaşanmıştır. Fabrika sisteminin yaygınlaşmasıyla işçi arayışı genel bir problem hâline gelmiş; işverenler için işçilerin belirli bir disipline sahip olması, okuma yazma bilmesi ve temel işlem yapabilmesi gibi nitelikler aranır olmuştur. Düzenin bu ihtiyacı, halkın eğitim görmesinin önünü açmıştır.

Bireyi daha iyi sömürebilmek için eğitmek

Eğitimin bir ayrıcalık olmaktan çıkıp göreli olarak ulaşılabilir hâle gelmesi, kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Ancak bu genişleme eğitimin özgürleşmesi anlamına gelmemiş, yalnızca eğitimi kimin kontrol ettiği değişmiştir. Önceki dönemlerde din ve devlet otoritesi altında şekillenen eğitim, artık sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tanımlanmaya başlamış; eğitimin amacı da giderek nitelikli bir işgücü yetiştirmeye indirgenmiştir. Eğitimdeki işçi yetiştirme fikrini görünür kılan teorilerden biri, Amerikalı iktisatçılar Bowles ve Gintis’in geliştirdiği “uyumluluk ilkesi”ydi. Bu ilkeye göre temel beceriler işçilerin yeterliliği amacıyla öğretilirken kurallara bağlılık, zaman disiplinine uyma ve rekabet gibi davranış biçimlerinin kazandırılması; kapitalist bir iş yerinde gerekli olan niteliklerle benzerlik gösteriyordu. Öğrenci, öğretmen ve yönetici arasındaki hiyerarşik ilişkilerin işyerindeki işçi, yönetici ve işveren ilişkilerine benzemesi ve hiyerarşiye uyumun beklenmesi de bu durumu destekleyen bir başka örnekti. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren laik ve kamusal nitelikli çağdaş eğitim sistemleri yaygınlaştı. Modern eğitim sahip olduğu demokratik, bilimsel ve en önemlisi eleştirel karakteriyle toplumun kendini sorgulamasını sağlayabilse de hâlâ uyumluluk ilkesinde bahsi geçen bazı kabulleri içinde barındırmaktadır. Bir yandan bireyi özgürce düşünmeye, sorgulamaya ve bilgiye ulaşmaya teşvik ederken öte yandan onu belirli bir işgücü piyasasına hazırlama işlevini de sürdürmektedir. Eğitimin bu iki yönü arasındaki gerilimi görmek, ilerleyen bölümlerdeki eşitsizlik tartışmasını anlamlandırmak açısından önemlidir. Türkiye örneği, bunun somut biçimde nasıl işlediğini göstermektedir.

Toplumsal eşitsizliklerin ucu kültürel alışkanlıklara da değiyor

AKP iktidarı döneminde kapitalizmin eğitim üzerindeki bu etkisi, doğrudan eğitimin işleyişinde de görünür hâle gelmiştir. 2026'da yayımlanan Eğitim-İş değerlendirmesine göre 2002-03’te 246 olan özel okul sayısı 2024-25’te yaklaşık 14.700’e çıkmış, özel okulların toplam okullar içerisindeki payı da yaklaşık %2’den %19,85’e yükselmiştir. Bu şekilde eğitim, herkesin eşit ulaştığı bir kamu hizmeti olmaktan çıkıp piyasalaşarak ödeme gücü olanın daha nitelikli bir versiyonuna erişebildiği bir ürüne dönüşmektedir. Ancak metalaşma yalnızca özel eğitim kurumlarının çoğalmasıyla sınırlı değildir. Kırtasiye malzemesinden özel derse, dijital cihazlardan hazırlık kurslarına kadar eğitim için gerekli hemen her ürün ve hizmetin oluşturduğu bir piyasa da aynı sürecin parçasıdır. Sosyolog Bourdieu buna dair, toplumsal eşitsizliklerin ve sınıf farklarının sadece parayla değil; kültürel alışkanlıklarla da ilgili olduğunu anlatmak için kültürel sermaye kavramını kullanır. Kültürel sermaye bireyin sahip olduğu bilgi, beceri, eğitim, dil kullanımı gibi kültürel malların toplamıdır. Geliri yüksek bir aile çocuğuna erken yaşta kitap, özel ders, dil kursu ve kültürel geziler sunarak sahip oldukları ekonomik avantajı kültürel sermayeye; okul dışı çevre ve bağlantılar aracılığıyla da sosyal sermayeye dönüştürebilir. Bu dönüşüm gerçekleştiğinde çocuğun okuldaki başarısı çoğunlukla yalnızca yetenek veya çaba olarak okunur; başarının arkasındaki ekonomik avantaj görünmez hâle gelir ve böylece meşrulaşır. Ancak günümüzde bu etkinin artık o kadar da görünmez olmadığı, gözle görülür olduğun örnekler de bulunmaktadır.

Çocuklar okula aç gidiyorsa eşitlikten bahsedilemez!

Hâlihazırda artan kırtasiye fiyatları bu uçurumu daha da derinleştirmektedir. Veli-Der’in 2025-26 eğitim yılı değerlendirmesine dayanan ve Haziran 2026’da yayımlanan bir haberde, Türkiye'de farklı gelir gruplarının eğitim harcamaları arasındaki farkın 28 kata kadar çıkabildiği aktarılmaktadır. Bu durum, yalnızca daha kötü şartlarda eğitim görmeye değil; çoğu zaman eğitimden tamamen kopmaya da yol açmaktadır. Eğitim sendikalarının ve sivil toplum raporlarının derlediği verilere göre, Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon çocuğun okulla bağı tamamen kopmuş durumda olduğu verisi bunu destekler niteliktedir. Temel haklardan biri olan yeterli beslenmenin dahi sağlanamadığı Türkiye’de, OECD verilerine göre her 5 çocuktan biri yeterince beslenememekte ve her 4 çocuktan biri ise okula aç gitmektedir. Okula aç giden çocukların var olduğu bir sistemde, eğitimde eşitlikten söz etmek mümkün değildir.

Bugüne kadar sayılan adımlar –ücretsiz ve nitelikli okul yemeği, eşit erişilebilir eğitim materyalleri, yeterli kamu finansmanı– eşitsizliğin en ağır sonuçlarını hafifletebilir fakat sorunun kaynağını ortadan kaldırmaz. Çünkü mesele, tek tek okulların ya da bütçe kalemlerinin ötesinde, eğitim politikasını da biçimlendiren devletin kimin çıkarına adımlar attığıyla ilgilidir. Klasik Marksist teorinin devleti egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir aygıt, yani “burjuva diktatörlüğü” olarak tanımlaması tam da bu noktada anlam kazanır: Eğitim sistemi herkese eşit bir hak olarak sunulurken, fiilen mevcut üretim ilişkilerini yeniden üretecek bir işgücü yetiştirmekle yükümlü kılınmıştır. Bu çerçevede eğitimde gerçek bir eşitlik yalnızca politika değişiklikleriyle değil, bu ilişkileri koruyan sınıfsal iktidar yapısının kendisinin dönüştürülmesiyle mümkün olabilir. Aksi hâlde yapılacak her reform, sistemin temel işleyişini değil, yalnızca görünümünü değiştirecektir.

  

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.