Dicle
Eyüpsultan/İstanbul
Güneşli bir günde Emek Gençliği’nin İşçi Gençlik Anketi’ni çözdürebilmek üzere dosyalarımızı çantalara atıp Eyüpsultan’da çokça atölyenin bulunduğu Rami semtine doğru yola koyuluyoruz. Kısa bir yürüyüşün ardından bir sokağa girdiğimizde demir bir faraşla dükkânın önünü süpüren bir çocuk görüyoruz. Kaç yaşında olduğunu sorduğumuzda 15 yaşında olduğunu söylüyor. Hiçbirimizin inanası gelmiyor, cılızlığına bakınca 12 yaşından büyük olduğuna inanmakta zorlanıyoruz. Muhtemelen burada çalıştırılabilmek için bu yaşı söylüyor. Genç işçilerin çalışma koşullarına dair anket yapıyoruz, senle de sohbet etmek isteriz dediğimizde “Şu an işim var, sonra da mal taşıyacağım” diyerek sohbetimizi sonlandırıyor.
Aynı iş farklı ücret
Oradaki birkaç abiye derdimizi açıklayınca bize atölyelerin yoğunluklu olduğu bölgeleri tarif ettiler, biz de yolumuzu o yöne çevirdik. Karşı karşıya türlü dükkanların ve atölyelerin olduğu sonu görünmeyen bir sokağa ulaştık. Otomotivden tornaya, elektrikten demir doğramaya kadar pek çok atölye vardı bu sokakta. Gittiğimiz atölyelerde ustalarla konuşup anketimizi anlattık. Kimi yerden “Şu an çok yoğunlar, bugün de hiç müsait olmazlar” diyerek adeta kovulurken kimi yerde de “Genç çalışanımız yok, eğer oluyorsa biz yardımcı olalım” diyor abilerimiz. İşlerini çok da bölmeden kısa bir sohbet ederek atölyeleri geziyoruz. Dar ve gürültülü sokağı yürüyor, atölyelerin içlerine doğru kafamızı uzatıyoruz ve bu sohbetlerin benzerleri tekrarlanıyor. En son bir atölyenin üst katına gönderiyorlar bizi. Etrafı açık bir balkonda dükkanlar yan yana dizilmiş burada da. Sağ koridoru şöyle bir geziyor, elimiz boş çıkıyoruz o taraftan. Hadi bir de sol tarafı deneyelim demeye kalmadan yedi sekiz tane çocuk yemek molasının heyecanıyla patır patır dökülüyor koridora. Bazıları hemen uzaklaşıyor, beş altısıyla tanışıyoruz. Bir çırpıda derdimizi anlatınca, “Yapalım anketi” diyorlar. Bol gürültülü bir sohbet eşliğinde sorularımızı yanıtlıyorlar. Anketi bitirip elimizdeki kağıtları kıyaslayınca dehşet verici bir tablo çıkıyor ortaya. 3 tane gencin biri meslek lisesi mezunu, biri hala meslek lisesinde okuyor, sonuncusu ise MESEM’li. Hepsi de haftada 5 gün, ortalama 10 saat çalışıyor ve hemen hemen aynı işi yapıyor. Ama maaşlara dönüp baktığımızda tablo birdenbire farklılaşıyor. Mezun genç arkadaşımız 35 bin lira maaş alırken, liseli arkadaşımız 20 bin lira alıyor. MESEM’li gencimizin maaşı ise devlet desteği dahil sadece 8 bin TL. Sokaktan birini çevirip o makinenin başına koysa en az asgari ücret ödeyecek o usta ama adı MESEM olunca, bahsi geçen kişi bir çocuk olunca emek sömürüsü bu kadar kolay hale geliyor işte; hatta lafı bile edilmiyor.
Ustanın yüzü çalışana gülmüyor
Aşağı inip başka bir yerde ustalarla sohbet ediyoruz. Derken merdiven boşluğundan yük indirildiğini görüyoruz. Ama ne biçim indirmek… Biri yukarıdan salıyor halatı ama ne indirilen yükler sabitlenmiş ne başka bir önlem var. İki adım ötesinde de biz duruyoruz. Birkaç adım geri çıkıyoruz ve şansa bir kaza olmadan yüklerin indirilişini izliyoruz. Sohbet ettiğimiz gençler bazen önlem alınsa da iş kazalarının yaşandığını anlatmıştı yukarıda. Burada ise bu önlemlerin alınmadığı bir örneğe doğrudan tanıklık etmiş oluyoruz. Moraller bozuk, suratlar asık devam ediyoruz. Araba tamircisinde çalışan iki genç arkadaşa daha denk geliyoruz. Ustayla konuşup gençlerle kapıda buluşuyoruz. Burada da biri mezun, diğeri MESEM’li. Haftada 6 gün, günde ortalama 10 saat çalışıyorlar. Ustaları da yanımıza uğruyor, sohbetimize katılıyor. Kovulduğumuz yerleri düşününce ne iyi diye içimizden geçiriyor, sorulara devam ediyoruz. Derken usta gidiyor, biz de “İş yerinde bir şeyi değiştirmek istesen bu ne olurdu?” diye soruyoruz. Ustamın davranışları yanıtını alınca biraz şaşırıyor ve bu güler yüzün ardında neler yapıyor çocuklara acaba diye düşünerek anketi bitiriyoruz. Tanıştığımız gençlerle sürdürdüğümüz sohbetlerin geride bıraktığı buruklukla evlerimize dönüyoruz.
Havalandırmanın dahi olmadığı yerlerde çalışmak
İkinci gün de aynı sokakta girmediğimiz dükkanlara girmek üzere yola düşüyoruz. Yarım saat sokağı dolanıyoruz ama pek bir sonuç alamıyoruz. Derken önceki gün yaptığımız gibi bir iş hanının üst katına çıkıyoruz. Ama burası diğer balkonlu, havadar yerden çok daha farklı. Zor ışık alan, havasız, boğucu ve gürültülü bir koridor. Havalandırma olmadığı için sadece dükkanların açık camlarından içeriye temiz hava giriyor. O da kullanılan malzemelerin, makinelerin ve kimyasalların kokusunu bastırmakta başarılı olamıyor. Sağ tarafımızda kalan kısım daha aydınlık ama sol tarafa dönünce koridorun sonundaki ışık zorla seçiliyor. Sağdan başlayarak dolanıyoruz atölyeleri. Yaşları 16 ile 23 arası değişen 3 genç ile tanışıyoruz farklı farklı yerlerde. Burada gözümüze çarpan, iş yerine dair değiştirmek istediği şeyi sorduğumuzda üç gençten ikisinin üretim için kullandıkları makine yanıtını vermeleri oluyor. Buraya dair uzun sohbetler edemediğimizden bu yanıtlara sebep olan koşullara dair sadece fikir yürütebiliyoruz. Makineler dışında söylenen bir diğer şeyse atölyelerin düzeni ve temizliği oldu. Dar alanlarda büyük makinelerle çalışırken bir de ortalığın dağınık ve pis olması işlerini daha da zorlaştırıyor olsa gerek. Sohbet ederken ustaların eski kafalılıklarını kendilerine nasıl yansıttıklarını anlatıyor, biraz da dert yanıyor bir arkadaşımız. Başka bir atölyede denk geldiğimiz konuşmayı çok seven bir usta da gençlerin çalışmaktan nasıl kaçtığını, iş beğenmediğinden sitem ediyor; bizi de genç görünce biraz laf dokunduruyor tabii. Haftada 5 gün, günde 10 saat asgari ücretin yarısına gel sen çalış usta efendi…
Yürüdükçe görüyoruz ki, üç dükkândan birinin kapısına kilit vurulmuş, kimisine kiralık tabelası asılmış. İşler azalıp kârdan çok zarar edince kepenkler kapanmış demek. Yaptığımız anketlerde gelecekte kendi atölyesini kurmak isteyen gençler olmasına rağmen bugünün ekonomik koşullarında bunu gerçekleştirmenin ne kadar zor olduğuyla yüzleşiyoruz. Açık gördüğümüz yerlere girip şansımızı denesek de önceki gün kadar çok gençle tanışamıyoruz. Bugün de böyle bir günmüş diyerek oranın boğucu labirent gibi koridorlarından çıkıp kendimizi sokağa atıyoruz. Önceki gün tanıştığımız bir iki arkadaşa selam vermek üzere aşağıdaki dükkanları dolanıyoruz tekrar. Biraz çay, biraz sohbet derken çok da meşgul etmeyelim diyerek arkadaşlarımızı mesai bitimine kaç saat kaldığını sayarlarken yalnız bırakıyoruz. Dönüş yolunda yaptığımız sohbetler ve doldurulan anket kağıtlarını düşününce bu yazıyı yazmaya karar veriyoruz. Bu ülkenin gençlerinin nasıl koşullarda çalışmaya itildiğini, ne biçimde sömürüldüğünü göstermek ve onları sömürenlerin söylediğinin aksine bunlara itiraz etmenin normal olduğunu daha fazla insana duyurmak için.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et