Ayşe ve Ferit
Bahçelievler/İstanbul
Türkiye’de toplumun neredeyse her kesimi gün geçtikçe daha da yoksulluğa gömülüyor. Bayramda torunlarına harçlık verme umudunu gelecek ikramiyeye bağlayan emekliler, açlık sınırının altında bir maaşla geçinmeye çalışan işçiler, çocuklarını okula aç göndermek zorunda kalan kadınlar… Bu kesimlerin içinde gençlerin yoksulluk karşısında özelleşen bir konumu olduğunu söyleyebiliriz. Nitelikli bir eğitim vermeye çok uzak olan okullarda bir gelecek göremeyen, geçimini sağlamak veya ailesine destek olmak isteyen çocuklar ve gençler; daha çok küçük yaşlarda çalışmaya yöneliyor veya yönlendiriliyor. Özellikle MESEM; niteliksiz eğitim şartlarında kendine bir gelecek göremeyen, aynı zamanda ekonomik anlamda hayatını idame ettirebilmek için çalışması gereken gençler için bir “fırsat” olarak görülüyor. Aslında tüm bunları Emek Gençliği’nin İşçi Gençlik Anketi’nde yakından gözlemleme fırsatımız oldu. Tüm Türkiye’de uygulanan bu anketi biz de Bakırköy-Bahçelievler-Bağcılar hattında yürütüyoruz. Bağcılar’da gençlerle anket yaptığımız bir gün karşılaştıklarımızı gençlerin kürsüsü olan Genç Hayat’a da taşımanın gerekliliğini hissettik.
13 yaşında 16 saat mesai yapıyor
Anketi gerçekleştirmek için Bağcılar’da yürürken takı satışı yapan bir dükkânda denk geldiğimiz ortaokullu bir çocukla konuşmaya başlıyoruz. Kendisi dükkânın önünde oyuncak tezgahında duruyor. Normalde Kars’ta oturuyormuş ancak babası yaz döneminde çalışması için onu İstanbul’a, amcasının yanına yollamış. Ne kadar çalıştığını sorduğumuzda günde 16 saat o tezgâhın başında durduğunu söylüyor. Bu kadar çalışmasına rağmen mola hakkı ise biri yemek molası olmak üzere sadece 2. Ne kadar kazandığını soruyoruz ve “Amcamla babam aralarında hallediyor, bana da haftalık 1000-1500 TL harçlık veriyor amcam.” cevabını alıyoruz. 13 yaşındaki bu çocuğun bu kadar ağır koşullarda hiç parasına çalıştırılmasına rağmen geleceğe dair hala umutla baktığını görüyoruz. Bize veteriner olmak istediği için derslerine çok çalıştığını anlatıyor. Ardından iş yerinde neyi değiştirmek isterdin diye sorduğumuzda önce patronun, yani kendi öz amcasının davranışlarını sonra da çalışma saatlerini değiştirmek istediğini söylüyor ve şöyle ekliyor: “Çok iyi çalışıyoruz ama yine de bize kızıyor, oyuncağı elimizden düşürdüğümüz anda azar yiyoruz.”
“Patron bizi küçümsüyor”
Arkadaşımızın yanından ayrılıp aynı dükkânda çalışan meslek lisesi öğrencisi bir gençle anketi yapmaya başlıyoruz. O da ailesine destek olabilmek için günde 12 saat hiç oturmadan çalışmak zorunda olduğunu dile getiriyor. Tamamını ailesine verdiği maaşından, haftada bir gün olan izninde bütün haftanın yorgunluğunu atabilmek için dinlenmeyi tercih etmediği zamanlarda arkadaşlarıyla harcayabilmek için ailesinden harçlık alıyor. Patronun çalışanlara karşı tavrından çok rahatsız olduğunu söyleyen genç, daima küçümsendiklerini ve bunun sözlü olmasının yanında bakışlarla dahi gerçekleştiğini söylüyor. İş yerinde oldukça sıkı bir denetim olmasının orada çalışan gençleri sürekli diken üstünde hissettirdiğinden bahsediyor bize. Patron, çalışanların telefona dahi bakmalarına izin vermiyor ve bunu mesai başladığı anda telefonların kasaya bırakılması zorunluluğuyla sağlıyor. Toplamda sadece 1 saat molalarının olması, o kısacık süre zarfında olabildiğince hızlı yemek yemeleri ve gereken işlerini halledebilmek için ellerini çabuk tutmaları zorunluluğunu yaratıyor. Üstelik beş kuruşun hesabını yapan patronları, yemek ücretlerini günlük verdikleri paradan düşüyor. Tüm bunlara rağmen hayallerini diri tutmaya çabalamasının yanında yaşadığımız ekonomik koşulların gerçekliğiyle üniversite hayallerini gerçekleştirebileceğine dair inancının azaldığını dile getiriyor.
“İş deyince aklıma boşa yaşanan bir hayat geliyor”
Bir başka iş yerinde yaptığımız ankette karşılaştığımız tablo yine benzer gerçekleri ortaya koyuyor. Patronun iş yerinde kurduğu baskı, anketi patrondan gizlenerek ve sessizce yapmamızı gerektirdi. İş yeri denince aklına “boşa yaşanan bir hayat” gelen arkadaşımız, yine diğer örnekte olduğu gibi ailesine destek olmak için çalışıyor. Günde 13 saat sıkı denetim altında çalışıp iş yerine gelen tanıdıklarıyla konuşmalarına dahi izin verilmemesi insanlık dışı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Gelecek hayali kurarken küçük hayaller kurmak zorunda hissediyor fakat buna rağmen gerçekleşeceğine dair inancını kaybetmiş durumda görüyoruz onu. Bu tablo gösteriyor ki gençlerin çalışması kendi tercihlerinden ziyade içinde bulunduğumuz ekonomik koşulların dayattığı bir gerçeklik. Ailelerine destek olmak isteyen veya buna zorunda olan gençler eğitimden, geleceklerinden ve hayallerinden vazgeçerek çalışma şartları ne kadar kötü olursa olsun çalışmak zorunda kalıyorlar. Yüksek çalışma saatleri, düşük ücret ve patron baskısı ise gençlerin hayatlarını derinden etkiliyor. Tüm bunların karşısında bir araya gelerek sorunlarımıza beraber çözüm aramak ve patronların dayattığı bu insanlık dışı çalışma koşullarına karşı beraber mücadele etmek kritik bir önem taşıyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et