Mert AKYILDIZ
Çukurova Üniversitesi
Son haftalarda Süleymancılara yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin devletle kurduğu ilişkinin yeniden tartışılmasına neden oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında 13 Ağustos’ta 17 ilde düzenlenen operasyonda, cemaatin lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı ve şirketlere kayyım atandı. Kuriş’in tutuklanmasının ardından ikinci ve üçüncü dalga operasyonlar düzenlendi. Soruşturmada örgütlü mali suçlar, para hareketleri, şirketler üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen usulsüzlükler ve kara para aklama ihtimali araştırılıyor.
Yurtlar cemaatler için önemli bir örgütlenme alanı
Süleymancılar on yıllardır öğrenci yurtları, Kur’an kursları, vakıflar, dernekler ve ticari faaliyetler üzerinden büyüyen, toplumsal yaşamın farklı alanlarında etkili olan bir örgütlenme ile varlığını sürdürüyor. Bu denli büyüyüp kitleselleşmelerinin en önemli araçlarından biri şüphesiz öğrenci yurtları olmuştur. Eğitim ve barınma hakkının kamusal bir sorumluluk olmaktan uzaklaştırıldığı her dönemde, cemaatler için yeni bir örgütlenme alanı da açılmış oldu. Ailesinin ekonomik durumu yetersiz olan, devlet yurduna yerleşemeyen ya da bulunduğu yerde yeterli yurt bulunmayan öğrenci için cemaat yurtları bir barınma imkânı olarak ortaya çıktı. Ancak öğrenci burada yalnızca kalacak bir yer bulmadı, gündelik hayatının ve sosyal çevresinin belirli sınırlar içerisinde şekillendirildiği bir yapının parçası haline geldi. Devletin karşılamadığı bir sosyal hak böylece cemaatin örgütlenme aracına dönüştürüldü. Aladağ’da yaşananlar ise bunun en ağır örneklerinden biriydi. 29 Kasım 2016’da Süleymancılara ait bir kız öğrenci yurdunda ihmaller sonucunda çıkan yangında 11’i çocuk 12 kişi yaşamını yitirdi. Yoksul ailelerin çocuklarının eğitim hakkını kullanabilmek için cemaat yurtlarına mecbur bırakıldığı koşullarda yaşanan bu katliam, yalnızca bir yurt faciası olarak görülemez. Dava sürecinde çocuklarını kaybeden ailelerin avukatlığını yapan Can Atalay bugün cezaevindeyken, Aladağ davasının sanıklarını savunan avukatlardan Ahmet Gökçen’in Süleymancılara yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınması da tablonun başka bir yüzü. Aladağ’dan sonra cemaat yurtlarının yaygınlığına son verilmediği gibi, bugün hâlâ yeterli yurt miktarı sağlanmıyor ve öğrenciler cemaatlerin ve özel sektörün insafına bırakılmaya devam ediliyor.
Devlet cemaatlerle kurduğu ilişkiyi nasıl görünmez hale getiriyor?
Bunları konuşurken iktidarın “cemaatlere müdahale etmiyoruz” açıklamasına da dönüp bakmak gerekir. Burada cemaat düzeninin tasfiyesinden çok, operasyonun maddi yönünün iktidar tarafından özellikle öne çıkarılması çok anlamlı. Soruşturmada 100 milyar lirayı aşan para trafiği ve yüksek miktarda altın gibi iddialar gündeme getiriliyor. Devlet, şirketlere kayyım atayarak doğrudan cemaatin ekonomik varlıkları üzerinde denetim kuruyor fakat bunu dini yapıya müdahale olarak kabul etmiyor. Oysa bir cemaatin yüzlerce yurt, vakıf, dernek ve şirket üzerinden oluşturduğu ekonomik ağ; onun toplumsal gücünden bağımsız değil. Devletin şirketlere el koyarken dini örgütlenmeye dokunmadığını söylemesi, ekonomik gücün siyasi ve toplumsal işlevini görmezden geldiği anlamına geliyor. Eğer mesele gerçekten yalnızca mali suçlarla ilgiliyse, cemaatlerin toplumsal örgütlenmesini mümkün kılan bu ekonomik ağın neden bugüne kadar aynı biçimde ele alınmadığı da sorulmalı. Dolayısıyla bu müdahaleyi yalnızca “kara para ile mücadele” başlığına sıkıştırmak, devletin cemaatlerle kurduğu siyasi ilişkiyi görünmez hale getiriyor.
İktidar ve cemaatler de karşı karşıya gelir
Süleymancılar ile AKP arasındaki ilişki de bu nedenle önem taşıyor. AKP iktidarının ilk yıllarından itibaren cemaatler; eğitimden bürokrasiye, sosyal yardımlardan medyaya kadar genişleyen siyasal ve toplumsal düzenin parçaları haline geldi. Farklı cemaatlerin sahip olduğu ağlar, iktidarın toplumsal tabanını genişletmesine ve kültürel hegemonyasını kurmasına yardımcı oldu. Ekonomik altyapıda yaratılan eşitsizlikler ve kamusal hizmetlerin geri çekilmesi, üstyapıda cemaatlerin kültürel ve düşünsel etkisini genişletecek zemini yarattı. Cemaatler de bu zeminde yalnızca dini inancı yaymakla kalmadı, gençlerin gündelik yaşamına müdahale eden örgütlenmeler kurdu. Bu nedenle mesele cemaatlerin iktidara seçim dönemlerinde verdiği destekten çok daha geniş bir yerde duruyor. Fakat iktidarın desteklediği bu yapıların zaman içerisinde kendi ekonomik ve siyasi güçlerini oluşturması yeni bir sorun yarattı. İktidar kendisine toplumsal destek sağlayan cemaatlerin güçlenmesinden yararlanırken, onların bağımsız bir güç odağına dönüşmesini istemiyor. Süleymancılar ile AKP arasındaki gerilimin özellikle 2016 sonrasında belirginleşmesi ve cemaatin 2019 İstanbul seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nu desteklemesi bu açıdan önemliydi. Bugün cemaat içerisindeki Kuriş ile eski AKP Milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun çevresindeki liderlik mücadelesi de operasyonun ardından yeniden gündemde. Kuriş’in tutuklanması sonrasında Denizolgun’un cemaatin başına geçebilecek isimlerden biri olarak öne çıkması, yaşananların cemaatin gelecekteki siyasi konumunu da etkileyebileceğini gösteriyor.
Gençleri cemaatlere muhtaç bırakan koşulları değiştirmek gerek
Dünyada kapitalist krizin derinleştiği, savaşların genişlediği ve emperyalist rekabetin sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Ortadoğu’daki savaşların Türkiye üzerindeki etkisi büyürken, iktidarın içeride siyasal alanı daha sıkı kontrol etme ihtiyacı da artıyor. Daha önce toplumsal taban oluşturulmasında kullanılan ancak zamanla kendi ekonomik ve siyasi ağına sahip olan güç odaklarının bu ölçüde bağımsız hareket etmesi, iktidar açısından daha büyük bir risk haline geliyor. Cemaatlerle kurulan ilişkinin yeniden düzenlenmesini de bu siyasal çerçeveden bağımsız düşünmemek gerekiyor. Bu tablonun gençlik açısından karşılığı oldukça somut. Öğrencilerin barınma ve eğitim sorunları çözülmediği sürece cemaatlerin bu alanlarda örgütlenmesinin zemini ortadan kalkmayacak. Gençlerin cemaat yurtlarına, burslarına veya ilişki ağlarına ihtiyaç duymasının arkasında yalnızca dini propaganda değil; kamusal hakların ve piyasanın cemaatlerin alanına bırakılması var. Bu nedenle tarikatlarla mücadeleyi yalnızca laiklik üzerinden kurmak yeterli değil. Laiklik mücadelesinin parasız ve bilimsel eğitim, güvenli ve ücretsiz barınma ve insanca çalışma koşulları mücadelesiyle birlikte düşünülmesi gerekiyor. Dini gericiliğin toplumsal zeminini değiştirmek, gençleri cemaatlere muhtaç bırakan koşulları değiştirmekten geçiyor. Gençler geleceklerini kuramadıkları ve ekonomik olarak bağımsızlaşamadıkları koşullarda, kendilerine güvence sunan yapılara daha açık hale geliyor. Bu yüzden gençliğe kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olabileceği bir mücadele alanı açan bir siyaset gerekiyor.
Farklı başlıklar altında aynı sınıfsal sorunun parçaları
Bugün gençliğin önündeki mesele hangi cemaatin iktidara daha yakın olduğunu tartışmaktan çok, kendi yaşamını belirleyen koşullara müdahale edebilmek. Üniversitelerde cemaat ve tarikatlarla yapılan protokoller, öğrencilerin barınma sorunu, eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermaye ilişkileri birbirinden kopuk başlıklar olarak ele alınamaz. Bunların hepsi aynı düzenin farklı sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle barınma hakkı ve bilimsel eğitim için yürütülen mücadele, üniversitelerin demokratikleşmesi ve cemaatlerin eğitim alanındaki etkisinin kırılmasıyla birleştiğinde anlam kazanıyor. Bu hattın üniversiteyle sınırlı kalmayıp fabrikalarda çalışan genç işçilerin, liselilerin ve işsiz gençlerin sorunlarıyla buluşması da gerekiyor. Çünkü barınamamak, eğitim alamamak, düşük ücretle çalışmak ve geleceğini kuramamak farklı başlıklar altında aynı sınıfsal sorunun parçaları.
Gençlerin kendi yaşamı üzerinde söz söyleyebilmesi gerek
Süleymancılar üzerinden ortaya çıkan tablo, gençliğe önemli bir şey gösteriyor. Bir cemaatin ekonomik gücüne müdahale edilmesi başka bir cemaatin aynı alanı doldurmayacağının garantisi değil. Cemaatleri besleyen koşullar değişmediği sürece sorun farklı isimlerle yeniden üretilecek. Bu nedenle gençliğin mücadelesi mevcut operasyonu izleyen bir tepkiye sıkışmak yerine kendi talepleri etrafında büyümeli. Barınma hakkından bilimsel eğitime, üniversitelerin demokratikleşmesinden cemaatlerin eğitim alanındaki etkisinin sona erdirilmesine kadar uzanan bu mücadele, gençlerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabileceği alanları genişlettikçe güç kazanacak. Çünkü gençlerin geleceğini cemaatlerin, sermayenin ya da iktidarın kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirdiği bir düzende özgür bir gelecek kurulamaz. Bu geleceği değiştirecek olan da gençliğin kendi sorunlarından hareket ederek kuracağı ısrarlı ve örgütlü mücadeledir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et