Berra İNAN

Atılım Üniversitesi

 

21 Ağustos'ta Ankara’da bulunan Çayırhan maden ocağında meydana gelen göçükte 1 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu olay yaşandığı sırada ise Ankara'da Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik işçileri aylar boyunca ödenmeyen ücretlerini ve tazminatlarını alabilmek için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde eylemlerini sürdürüyordu. İlk bakışta birbirinden ayrı gelişmeler gibi görünse de maden işçilerinin karşı karşıya kaldığı koşullara baktığımızda esasında aynı sorunun farklı tezahürleri olduğunu görüyoruz. Yaşanan her iki olayda da işçinin yaşamının, sağlığının ve geçiminin; sermayenin çıkarları karşısında ne ölçüde güvende olduğu sorusu önümüzdedir.

Kaza beklenmedik değildi

Çayırhan'da hayatını kaybeden Erdi Tolga Kahveci'nin yaklaşık bir yıl önce aynı madende yaşanan benzer bir göçükte yaralanmış olması, meselenin münferit olmadığını bize bir kez daha hatırlatıyor. Madende çalışan işçilerin bir süredir göçük beklediklerini söylemesi, tehlikenin ne ani ne de öngörülemez olduğunu gösteriyor. Görünen tablo, gerekli önlemler alınmadan, etkin bir denetim sağlanmadan ve çalışma koşulları iyileştirilmeden üretimin sürdürüldüğü yönünde. Nitekim göçüğün ardından olayın meydana geldiği bölüm kapatılırken diğer bölümlerde üretim devam etti. Göçüğün ardından geçen altı saat boyunca elektrik üretimi sürdürülerek gelir elde edildi. Yani tehlike işçinin dilinde, kâr patronun hesabında, bedel ise yine işçinin canıyla ödeniyor. Çayırhan’da yaşananın özeti de bu. Risk biliniyor, çark dönüyor, sonunda olan yine işçiye oluyor.

Denetimsizliğin büyük bir etken olduğu bir gerçek. Ancak denetimsizliği yaratan ve işçileri bu koşullara sürükleyen süreci de değerlendirmek gerekiyor. Bunun için Çayırhan’daki özelleştirmeye dönmek gerekiyor. İşçiler daha 2024’ün sonunda madenin ve termik santralin özelleştirilmesine karşı yer altında eylem yapmış, Ankara’ya yürümüş ve özelleştirmeye karşı çıkmıştı. Buna rağmen 7 Mart 2025’te yapılan ihalede santral ve maden sahası 20 milyar TL’ye Akçadağ İnşaat Enerji Madencilik AŞ’ye bırakıldı. Daha az işçiyle daha fazla üretim dayatması, çalışma temposunun artırılması, denetim harcamalarının kısılması, taşeronluğun ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması özelleştirmenin doğrudan sonuçlarıdır. İşçinin sağlığı ve güvenliği ise patronun gözünde maliyetten ibarettir. Patronun karını artıracak olan; işçiye daha ağır çalışma koşulları ve ölüm tehdidi olarak geri dönmektedir. Çayırhan’da da tam olarak bunun yaşandığını görüyoruz.

Ücretini isteyen işçinin önüne barikat

Çayırhan’da yaşananlar, iktidarın uzun yıllardır yürüttüğü özelleştirme politikalarının bir sonucu ve bu durumu Doruk Madencilik işçilerinin yaşadıklarında da görüyoruz. İşçiler aylar boyunca ödenmeyen ücretlerini, ikramiyelerini, yıllık izin ücretlerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını istiyordu. Rızaları dışında ücretsiz izne çıkarılmaya son verilmesini, sendikal mücadele nedeniyle işten çıkarılanların geri alınmasını, iş güvenliği kurallarına uygun koşulların sağlanmasını talep ediyordu. 12 Nisan’da başlayan mücadele kısa sürede Ankara’ya taşındı. İşçiler yürüdü, önlerine polis barikatları kuruldu. 20 Nisan’da sendika yöneticileriyle birlikte 33 işçi gözaltına alındı. Direniş 18 güne, açlık grevi dokuz güne ulaştı. 28 Nisan’da birikmiş ücret ve tazminatların ödenmesine ilişkin mutabakat sağlandı ve eylem sona erdi. Ancak verilen sözlerin tamamı yerine getirilmedi. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin incelemelerinde ücretsiz izin dönemlerine ilişkin ücretler ile sendikal ve ihbar tazminatı alacaklarının bulunduğu tespit edildi. Bunun üzerine Doruk Maden işçileri ağustos ayında aynı holdinge bağlı Eti Gümüş işçileriyle birlikte yeniden Ankara'ya yürüdüler. İşçiler için ağır işleyen mekanizmalar, bakanlık önündeki eylemler sonucunda hızlandı ve alacaklarının ilk taksiti işçilerin hesabına yatırıldı. Ancak Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu tutuklandı. Geçtiğimiz aylarda da BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen Sırma Halı işçilerinin direnişinde kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. Bu örnekler iktidarın sendikal faaliyete yönelik saldırılarını da gözler önüne seriyor.

Özetle bir patron işçinin aylarca ücretini ödemiyor. İşçi daha fazla beklemeyip hakkı olan emeğinin karşılığını almak için sokağa çıktığında ise önüne barikat kuruluyor. Bakanlık ne kadar işçilerin yanında gibi görünmeye çalışsa da (kömür teşviklerinin kesileceğini, sonrasında devletin devreye gireceğini söylemişti) , kendi olanaklarını sermayeye hizmet etmek için seferber ediyor. Üstüne sendikacıları tutukluyor. Ücretini ödemeyen patronla ücretini isteyen işçi arasındaki ilişkide devletin nerede durduğu da tam burada görünür hale geliyor.

Maden sahaları sermayeye açılıyor

Son yıllarda madencilik alanında izlenen politikaların yönü ise oldukça açık: Daha fazla alanın madenciliğe açılması, izin ve ruhsat süreçlerinin hızlandırılması, kamuya ait ya da kamu imtiyazındaki sahaların özel sermayenin kullanımına sunulması.

2025 yılında çıkarılan 7554 sayılı Kanun bu sürecin önemli adımlarından biriydi. Maden ve enerji yatırımlarındaki izin süreçlerini hızlandıran düzenlemeler getirildi; zeytinliklerin de belirli koşullarda madencilik faaliyetlerine açılmasının önü genişletildi. Kasım ayında Maden İzinleri Kurulu’nun çalışma esaslarının belirlenmesiyle izin süreçlerindeki nihai karar mekanizması Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirildi. 2026 yılına gelindiğinde ise aynı doğrultuda yeni adımlar atıldı. 16 Ocak’ta EÜAŞ’ın (Elektrik Üretim Anonim Şirketi) imtiyaz alanındaki maden sahalarının rödövans yöntemiyle özel sektörce işletilmesine ilişkin yönetmelik yayımlandı. 12 Mart’ta yayımlanan Maden Sahaları İhale Yönetmeliği ile MAPEG’in (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) ruhsatlandırılmamış boş alanları herhangi bir talep bulunmadan da değerlendirerek ihalelik saha haline getirebilmesinin önü açıldı. Bütün bu düzenlemeleri yan yana koyduğumuzda, devletin madencilikte hangi sorunu çözmek için daha hızlı hareket ettiğini görebiliyoruz. Maden sahasını yatırıma açmak için yeni mekanizmalar kuruluyor, izinler hızlandırılıyor, ruhsatların dolaşımı kolaylaştırılıyor. Özel şirketlerin yeni sahalara ulaşmasının önündeki engeller azaltılıyor. Ama sıra o sahalarda çalışan işçinin hayatına geldiğinde aynı hızdan eser yok. Güvencesiz çalışma koşulları sürüyor, iş güvenliği önlemleri eksik bırakılıyor, ücretler aylarca ödenmeyebiliyor, sendikal örgütlenme baskıyla karşılaşabiliyor. Sermayenin madene ulaşması kolaylaştırılırken madencinin güvenliğe, ücretine ve hakkına ulaşması hala mücadeleye bağlı. Patron için genişleyen hareket alanı, işçi için daha fazla baskı ve daha az söz söyleme hakkına denk düşüyor. Çayırhan’daki göçük, Doruk’ta ödenmeyen ücretler ve polis barikatı bize aynı şeyi gösteriyor. Sermayenin önü açıldıkça, bedeli madencinin sırtına yükleniyor.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.