Nehir
Siyasal Bilgiler Fakültesi
Ankara Üniversitesi
Lübnan, kuruluşundan bu yana bölge ülkelerin ve emperyalist güçlerin müdahaleleriyle şekillenen savaşların ve siyasi krizlerin ortasında kaldı. 1975’te başlayan ve 1990’a kadar süren iç savaş, farklı mezhepsel ve siyasi grupların yanı sıra bölgesel güçlerin de dahil olduğu çatışmalar sonucunda yaklaşık 120 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve ülkenin büyük bir yıkıma uğramasına yol açtı. İç savaş yıllarında ve sonrasında özellikle Lübnan’ın güneyi, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmaların merkezi haline geldi. İsrail 1978’de Lübnan’ın güneyini işgal etti; 1982’de ise Beyrut’a kadar ilerleyen bir işgal gerçekleştirdi. Bu süreç, işgale karşı Hizbullah’ın ortaya çıkmasının da zeminini hazırladı. İsrail ordusu güney Lübnan’dan ancak 2000 yılında çekildi. Buna rağmen çatışmalar sona ermedi; 2006’da İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan savaşta Lübnan yeniden ağır bombardımanlara maruz kaldı.
Ateşkese rağmen İsrail saldırıyor
Bugün içinse İsrail, Ortadoğu’daki paylaşım savaşlarının ana aktörlerinden biri olarak savaşta olduğu ülkelere ve Filistin halkına düzenlediği saldırılara hız kesmeksizin devam ediyor. Lübnan’a yönelik saldırılarına da 2 Mart’ta başlamış, Lübnan’ın güneyindeki pek çok beldeyi işgal etmişti. 17 Nisan’da Lübnan ve İsrail arasında bir ateşkes imzalanmasına ve ateşkesin uzatılmasına rağmen İsrail, Lübnan’ın güney bölgesine Hizbullah’ı bahane ederek sık sık hava saldırıları gerçekleştirdi. Geçtiğimiz günlerde ise Lübnan’ın güneyindeki çeşitli beldelere hava saldırıları düzenleyip bölgedeki ormanları yakarak yerleşim yerlerinde yangınlar çıkardı, bir huzurevini de havaya uçurdu. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2 Mart- 20 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen bu saldırılarda 4346 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 301 kişi ise yaralandı. İsrail, kuruluşundan bu yana ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki çıkarlarını gözetmek ve Ortadoğu’daki savaşları bu emperyalizm güdümünde derinleştirmek açısından bir rol üstleniyor. Peki bu rolü hangi alanlarda nasıl gerçekleştiriyor?
Ateşkes yetmedi, sırada yeni bir anlaşma
Öncelikle Lübnan ile yaşanan son gelişmelere baktığımızda 26 Haziran’da iki devletin ABD garantörlüğünde imzaladığı bir çerçeve anlaşma bulunuyor. Bu anlaşma Hizbullah’ın silah bırakması halinde İsrail’in saldırılara son vereceğini öngörüyor. Mevcut yürürlüğe girmiş bir ateşkesin İsrail’in saldırılarını durdurmamış olmasına rağmen İsrail’in Lübnan’a saldırılarına son vermesi için ayrıca bir anlaşmanın yapılması da çelişkili bir durum ortaya koyuyor. Üstelik saldırıların kesin olarak sonlanması için belirlenmiş bir tarihin bulunmaması ve süreci pilot bölgelere yayıp savaşın tüm Lübnan’da sonlanmasını yavaşlatması İsrail’in keyfi biçimde alacağı kararların önünü açıyor. Yani saldırıları sonlandırıp sonlandırmama iradesini neredeyse yalnızca İsrail’e bırakıyor. Ayrıca İsrail’in Hizbullah’ın silah bırakması koşulunu öne sürmesi de Hizbullah’ın hem Lübnan-İsrail çatışmasından hem de bir bakıma ABD- İran savaşından tasfiyesi anlamına gelebilir. Bu durum İran’ın Ortadoğu’da mevzi kaybetmesi sonucunu doğuruyor. Yani İsrail’in ABD garantörlüğünde bir zafer olarak nitelendirdiği anlaşma ABD’nin İran ile savaşındaki dinamikleri etkileyen bir unsur haline gelebilir.
İsrail’in burada başlıca amaçları ABD’nin Ortadoğu’daki hareket alanını ve kanla ilerleyen Büyük Ortadoğu Projesi’ni engelleyecek gelişmeleri zayıflatmak, tasfiye etmek ve emperyalist çıkarlar eşliğinde işgallerin önünü açmak. Kuzey sınırını güvence altına alma endişesi de saldırılarını meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. Aynı zamanda bu endişe, önümüzdeki günlerde Ortadoğu’daki savaşların kızışması ve büyümesinin öngörüsünün bir sonucu olabilir. Yani İsrail, ABD eşliğinde ortaya çıkardığı çatışma, istikrarsızlık ve bunun etrafında derinleşen sömürünün sonuçlarına karşın önlem de almaya çalışabilir.
Savaşa karşı halkların ortak mücadelesi
Tüm bu emperyalist saldırganlığın faturasını ise 2 Mart’tan bu yana yerinden edilmek zorunda bırakılan en az 1 milyon kişi ödüyor. Emperyalist güçler arasında toprak pazarlıkları yapılırken, çatışmalara onay verilirken Lübnan halkı bu politikaların ana etkilenen öznesi olmasına rağmen bu anlaşmalarda bir özne olarak karşımıza çıkartılmıyor. Savaşlar, acısını çeken halklardan bağımsız ilerliyormuş gibi davranılıyor. Savaşların büyümesine ve yeni paylaşım alanlarına muhtaç olan emperyalizm, Ortadoğu’daki savaşların da belirleyicisi. İşte İsrail’in de amacı ve görevi tam olarak bu emperyalist rolü üstlenmek. Bu yüzden Lübnan halkının da maruz kaldığı savaş koşulları emperyalist çıkarların bir sonucudur. Savaşın sona ermesi, Ortadoğu’da barışın gelişmesi ve mümkün olabilmesi de emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı verilecek mücadeleden geçmektedir. Bu mücadele de ancak saldırının ana özneleri ve etkilenenleri olan halkların ortak iradesi ve onun eksenindeki işçi sınıfının mücadelesi ile taçlanabilir. Lübnan halkı kurtuluşunu kendisinden ve sınıfından başkasında aramadan antiemperyalist bir kimlikte birleşerek vermek zorundadır!
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et