Son 1 yılda tekstilde 51 bin kadın istihdamdan düştü: Tekstil sektöründeki daralma kadın işçileri nasıl etkiliyor?
Prof. Dr. Çağla Ünlütürk Ulutaş, sektördeki istihdam kaybını, kadın ve göçmen işçilerin durumunu, sermayenin yeni üretim havzası arayışını ve örgütlenme ihtiyacını değerlendirdi.
Elif Turgut
[email protected]
Tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan daralma, binlerce işçinin işini ve geleceğini etkilerken kadınlar açısından tablo daha da ağırlaşıyor. Sektörün en yoğun kadın istihdamı yaratan iş kollarından biriyken, yaşanan istihdam kaybı kadınların yaşamında doğrudan karşılık buluyor. Düşük ücret, uzun çalışma saatleri, kayıt dışılık ve güvencesizlikle şekillenen çalışma koşullarına şimdi işsizlik ve daha da ağırlaşan çalışma koşulları ekleniyor.
Peki tekstil sektöründeki bu daralma nasıl bir istihdam yapısının üzerinde gerçekleşiyor? Kadın işçiler bu süreçten neden daha ağır etkileniyor? Göçmen kadın işçileri nasıl bir tablo bekliyor? Sermayenin yeni üretim havzaları arayışı kadın emeği açısından ne anlama geliyor ve böylesi bir dönemde kadın işçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller ve olanaklar neler?
Prof. Dr. Çağla Ünlütürk Ulutaş tekstil ve hazır giyim sektörünün gidişatının kadın işçi ve emekçiler açısından yansımalarını, sermayenin yeni üretim planlarını değerlendirdi.
Prof.
Dr. Çağla Ünlütürk Ulutaş
Kayıtlı istihdam 300 bin gerilediilyo
Tekstil ve hazır giyim sektöründe ciddi istihdam kayıpları yaşanıyor. Bu tabloyu nasıl okumak gerekir?
Öncelikle tekstil ve hazır giyim sektörünün nasıl bir istihdam yapısına sahip olduğuna bakmak gerekir. TÜİK 2023 verilerine göre Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektöründe 1 milyon 717 bin kişi istihdam edilmekteydi. SGK verilerine göre kayıtlı istihdam ise 1 milyon 150 bin civarında idi. 2026 yılına geldiğimizde sektördeki kayıtlı istihdamın 852 bin kişi düzeyine gerilediğini görüyoruz. Peki ne oldu da bu tabloyla karşılaştık?
Uzun süreli yüksek enflasyon sonucunda artan girdi maliyetleri, yüksek faizler, Avrupa pazarındaki durgunluk ve kur politikası ile tekstil sanayisi krize girdi. Bu süreçte küresel alıcılar tedarik stratejilerini yeniden şekillendirerek siparişleri maliyet avantajı sağlayan Asya ülkelerine yönelttiler. Bu nedenle tekstil sanayicileri de yatırımlarını Mısır’a kaydırmaya başladılar. Ulusal sanayi politikasında yüksek katma değerli sektörlere geçiş vurgusunun güçlenmesi ile de sektör kaderine terk edildi.
‘Tekstil sektörü emekçiler için yoğun sömürüye dayalı’
Ancak sektörün en önemli özelliği emek yoğun bir sektör olduğu için emek soğurma kapasitesinin yüksekliği idi. Örneğin yüksek katma değerli bir sektör olan bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatında 2026 yılında sigortalı sayısı 54 bin düzeyindeyken, tekstil, hazır giyimde daralmaya rağmen 852 bin düzeyinde. Bu durumda meselenin bir boyutu tekstil sektörünün emekçiler için yoğun sömürüye dayalı olması. Yüksek kayıt dışılık, düşük ücretler, uzun çalışma süreleri, güvencesizlik, kadınlar, iç ve dış göçmenler, çocuk işçiler gibi kırılgan grupların istihdamı ile karakterize olan bir sektörden söz ediyoruz. Aynı zamanda istihdam edilenlerin eğitim düzeyinin en düşük olduğu sektörlerden birinden söz ediyoruz. Sektördekilerin yüzde 62.5’i ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip.
Yüksek katma değerli sektörlerde çalışma koşullarının daha iyi, emek gücünün daha nitelikli olduğunu görüyoruz. Ancak ikinci boyutu tekstildeki çarpıcı daralmayla kitlesel olarak işsiz kalan bu düşük eğitim düzeyine sahip kırılgan emek gücünü soğurabilecek başka bir sektörün olup olmadığı. Mevcut koşullarda bu emek gücünü soğuracak düzeyde genişleyen yüksek nitelikli bir sektörden söz etmek güç. Bu daralma, küresel meta zincirlerinin yeniden yapılanmasını emek ekseninden yeniden okumamızı ve işsiz tekstil emeğinin yeni istihdam olanaklarına kafa yormamızı gerektiriyor.
Tekstilde ihracat daralıyor, fabrikalar kapanıyor
BDDK verilerinde tekstil ve tekstil ürünleri imalatının imalat sanayisi içinde en fazla kredi kullanan sektör olduğu görülüyor. İhracattaki artış ile de tekstil ve giyim sektörü patronları övünüyor. Buna rağmen neden konkordato ve şirket kapanışları devam ediyor?
İhracat rakamlarına yakından bakıldığında tekstil ve hazır giyim sektörlerinin tamamında bir ihracat artışından söz etmek mümkün değildir. Yalnızca belli kentlerde ihracat artışları gerçekleşiyor ancak bu kentlerin Türkiye tekstil ve konfeksiyon ihracatındaki payları çok düşük. Genel olarak ihracatta çarpıcı bir daralma var ve bu daralma da son yıllarda ihracatçı birlikleri tarafından sıkça dillendiriliyor.
İstatistiklere baktığımızda 2021-26 arasında tekstilde yüzde 2’lik, hazır giyimde ise yüzde 20’lik bir ihracat daralması görüyoruz. Deri ve deri mamullerindeki gerileme ise yüzde 33’leri aşmış durumda. Tekstil sektörü krediye yüksek oranda bağımlı bir sektör ve sözü edilen daralmayla kredileri geri ödeyemeyerek kapanan fabrika sayısı artıyor. Pek çok sanayici daha önce söz ettiğim gibi küçülme ve yatırımlarını Mısır gibi Fas gibi ülkelere kaydırma yoluna gidiyor.
Son 4 yılda kadın istihdamı yüzde 25 düştü
Giyim eşyaları imalatında bir yılda on binlerce kadın istihdamının kaybolduğu belirtiliyor. Bunun sebebi nedir? İstihdam kaybı kadınları erkeklerden farklı biçimde etkiliyor mu? Göçmen kadın işçiler açısından durum ne?
TÜİK verilerine göre tekstil ve hazır giyim sektöründe çalışanların yüzde yüzde 48’i kadın. Tekstil ve hazır giyim sektörü imalat sanayisinde kadınların geleneksel olarak en yüksek düzeyde istihdam edildikleri sektör. SGK verilerine göre son 4 yılda sektördeki kayıtlı kadın istihdamında yüzde 25’lik bir kayıp var. Bu gerileme, kadınların ücretli istihdamdan dışlanması, kayıtlı çalışanların kayıt dışılaşması ve hane içi bağımlılığın artması açısından çok riskli.
Göçmen kadınlar açısından ise mevcut çalışma koşulları zaten daha dezavantajlıdır. Göçmen kadın işçilerin çarpıcı bölümü yasal asgari ücretin altında ve kayıt dışı istihdam edilirler. Mevcut koşullarda tekstilin daralması kadınların ve göçmenlerin işsizleşmesi ya da ücretlerinin daha da düştüğü, çalışma sürelerinin daha da yükseldiği koşullara boyun eğmeleri riski taşıyor.
Kadın istihdamı ama hangi koşullarda?
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneğinin 250 bin istihdam ve 5 milyar dolarlık ihracat hedefiyle Suriye sınırında üretim havzası oluşturma önerisi var. 15 milyon metrekarelik bir üretim havzasından söz ediyoruz. Projenin, 99 yıllık kiralama, Türkiye garantörlüğünde ve yönetiminde kurulması öngörülüyor, bakanlıkların da bu projeyi incelediği ifade ediliyor. Türkiye’nin dış politikasını da değerlendirdiğimizde sermayedarların bu planı nasıl okunmalı? Bu proje kadın emeği açısından nasıl sonuçlar doğurabilir?
Bu öneriyi şüphesiz tekstil sermayesinin uluslararası rekabet sorununa daha düşük maliyetli yeni bir emek ve üretim coğrafyası yaratarak cevap verme arayışı olarak okumak mümkün. Bu öneri belki Türkiye’deki üretimin tamamen başka ülkelere kaymasını bir nebze önler ancak emek açısından daha düşük ücretler ve daha yoğun sömürü anlamına geleceği de açık. Böyle bir bölgede kadın istihdamına talep yüksek olacaktır ancak sadece kaç kadının istihdam edileceğini değil ne koşullarda istihdam edileceklerini de sorgulamalıyız.
Sendikalaşma fiilen yasak, örgütsüzlük derinleşiyor
Tekstil ve hazır giyim sektöründeki gidişat kadın işçilerin örgütlenmeleri önünde nasıl engeller ya da potansiyeller yaratacak?
Tekstil aynı zamanda örgütsüzlüğün en yakıcı olduğu iş kollarının başında geliyor. Sektörde sendikalaşma oranı yüzde 7.4 düzeyinde ve sendikalaşma oranlarının yalnızca kayıtlı işçiler üzerinden hesaplandığını düşünürsek aslında çok daha düşük. Türkiye tekstili küresel rekabette öncü rolünü çalışma standartlarını düşürüp iş gücü maliyetlerini düşürerek korumaya çalışırken sendikalaşmayı fiilen neredeyse yasakladı.
Sektörün KOBİ’lere, fason üretim ağlarına ve ev eksenli çalışmaya dayalı yapısı, yüksek kayıt dışılık, yüksek iş gücü devri ve güvencesizlik de örgütlenmeyi çok güçleştirdi. Dolayısıyla zaten son derece örgütsüz bir iş gücünden söz ediyoruz. Maalesef şimdiye dek örgütlenememiş bu iş gücünün kriz dolayısıyla sınıf içi rekabetin böylesine keskinleştiği bir dönemde örgütlenmesini beklemek mümkün değil. Ancak işsizleşmiş, kayıt dışılaşmış, belki aylardır birikmiş ücretlerini alamamış, dezavantajları derinleşmiş kadın tekstil işçilerinin bu süreçle mücadele etmelerini, birbirleriyle ve diğer emekçilerle dayanışmalarını sağlayacak yeni bir örgütlenme sürecine ihtiyaç olduğu da muhakkak.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et