20. Karaburun Bilim Kongresi
20. Karaburun Bilim Kongresi’nde emek ve demokrasi mücadelelerinin birbirinden ayrılamayacağı vurgulanırken, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin ortak mücadele hatlarında buluşmasının gerekliliğine dikkat çekildi.
İzmir - 20. Karaburun Bilim Kongresi’nin üçüncü gününde gerçekleştirilen üçüncü oturumda “Demokrasi ve Emek Mücadelesi” başlığı ele alındı. Gözde Şeker’in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, EMEP Milletvekili İskender Bayhan, TİP MYK Üyesi İlke Bereketli ve Yeni Parti Milletvekili Gökhan Günaydın konuştu. Konuşmalarda emek ve demokrasi mücadelelerinin birbirinden ayrılamayacağı vurgulanırken, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin ortak mücadele hatlarında buluşmasının gerekliliğine dikkat çekildi.
“İtirazı da inşayı da örgütlemeliyiz”
Yeni Parti Milletvekili Gökhan Günaydın, demokrasi mücadelesinin yalnızca mevcut iktidara itiraz etmekle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Günaydın, “İtirazı örgütlemeyi de birlikte düşünmeliyiz. Yetmez, inşayı örgütlemeyi de birlikte düşünmeliyiz” dedi. Yurttaşların yalnızca mevcut iktidarın gönderilmesini değil, sonrasında nasıl bir Türkiye kurulacağını da bilmek istediğini belirten Günaydın, “Bunları gönderdikten sonra nasıl bir Türkiye inşa edeceğimizi” sorusunun yanıtlanması gerektiğini ifade etti.
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından Saraçhane’de başlayan eylemlere değinen Günaydın, ilk gün ulaşım engellemeleri nedeniyle alanda yaklaşık 5 bin kişinin bulunduğunu, İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin barikatları aşarak eyleme katıldığını anlattı. Günaydın, “Biz bugün hâlâ demokrasiden bahsediyorsak o çocukların emeğiyle ve dayanışmasıyladır” ifadelerini kullandı.
Bir hafta boyunca gerçekleştirilen kitlesel mitinglerin ardından yalnızca miting yapmanın yeterli olmadığının görüldüğünü belirten Günaydın, siyasetin toplumla doğrudan temas kurması gerektiğini söyledi. “Yurttaşı ‘gel ben sana bir şey anlatacağım’ diye çağırmak değil, yurttaşa ‘ben senin yanına gidiyorum, ne diyeceğini dinlemek istiyorum. Beraber örgütlemek istiyorum’ diyen bir anlayış” gerektiğini dile getirdi.
Günaydın, konuşmasını sandık vurgusuyla tamamlayarak, “Bir gün o sandık buraya gelecek. O sandık buraya gelmezse ya da birileri gelen sandığı tekmelemeye çalışırsa o zaman geriye yapmamız gereken tek şey kalır. Onu da umarım hep beraber yaparız” ifadelerini kullandı.
“Saldırıların adım adım geliştiğini görmemiz gerekiyor”
DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, özellikle 2015 sonrasında yaşanan gelişmelerin emek ve demokrasi mücadelesi açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Darbe girişimi ve OHAL sürecinin ardından otoriterleşmenin derinleştiğini belirten Koçyiğit, bu süreçte hem emek hareketinin hem de Kürt siyasi hareketinin hedef alındığını ifade etti.
2013 sonrasında esnek, güvencesiz ve kısmi süreli çalışmanın yaygınlaştırıldığını belirten Koçyiğit, “AKP de önce sınıfa yöneldi ve sınıfın örgütsüzlüğünden yaptı” dedi. Kürt siyasi hareketinin ise farklı toplumsal kesimlerin taleplerini bir araya getirmesi nedeniyle hedef haline geldiğini belirtti.
2015 sonrasında yaşananları “cadı avı” olarak nitelendiren Koçyiğit; kayyımlar, derneklerin kapatılması, özgür basına yönelik baskılar ve kadın hareketinin kurumlarının kapatılmasının aynı saldırı zincirinin parçaları olduğunu söyledi. “Tek sesli bir düzen, tek sesli bir nizam oluşturulmaya çalışılıyordu ve biz onun en aykırılarıydık” diyen Koçyiğit, 4 Kasım 2016’da HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına da dikkat çekti.
Koçyiğit, yaşananların bir anda ortaya çıkmadığını vurgulayarak, “Bugün yaşadığımız hiçbir şeyin kendiliğinden olmadığını, tesadüfen olmadığını, bir anda açığa çıkmadığını, aslında adım adım, adım adım görüldüğünü görmemiz gerekiyor” dedi.
Farklı toplumsal kesimlere yönelik saldırıların birbirinden kopuk değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Koçyiğit, “Kürtleri susturursak, HDP’yi susturursak, işçileri susturursak, solcuları susturursak bu ülkede müesses nizamı yeniden düzenlemek çok daha kolay olacaktı diye düşündü iktidar” ifadelerini kullandı.
Mücadele alanlarında dayanışmanın önemine dikkat çeken Koçyiğit, “Nereden saldırı gelirse biz o yarayı sarıyoruz. Oysa ki zamanında yapılan saldırının hepimize olduğunu söylememiz ve görmemiz gerekir” dedi. Koçyiğit, konuşmasının sonunda “Hep birlikte bir demokrasi ittifakını kurmamız lazım” çağrısında bulundu.
‘İşçi grev ve direnişleri bir devlet ve demokrasi dersidir’
EMEP Milletvekili İskender Bayhan ise işçi sınıfının mücadele tarihinden örnekler vererek emek ve demokrasi mücadelesinin ilişkisine dikkat çekti. Zonguldak maden işçilerinin grevlerinde öne çıkan “İş, ekmek, özgürlük” ve “Zonguldak Botan el ele genel greve” sloganlarını hatırlatan Bayhan, bu mücadelelerin 12 Eylül sonrasında işçi sınıfının demokrasiyle kurduğu ilişkide önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
1990’lı yıllardaki özelleştirme saldırılarına ve işçi direnişlerine de değinen Bayhan, 1999-2001 döneminde Emek Platformu’nun yürüttüğü mücadeleleri ve Ankara mitingini hatırlattı.
AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı döneminde emek hareketinin sendikal bürokrasi üzerinden denetim altına alınmaya çalışıldığını belirten Bayhan, buna rağmen işyerlerinde ortaya çıkan grev ve direnişlerin önemli bir demokrasi deneyimi yarattığını ifade etti. “İşçi grevleri, direnişleri aslında bir devlet ve demokrasi dersidir” diyen Bayhan, işçilerin mücadelelerinin yalnızca ücret artışı ya da çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığını vurguladı.
İşçilerin farklı siyasal görüşlere sahip olmasının ortak mücadele yürütmelerinin önünde engel olarak görülmemesi gerektiğini belirten Bayhan, “İşçiler ekonomik talepleri için yan yana geldiklerinde farklı siyasal düşüncelere sahip olabilirler. Ama bu farklılıkların onları birbirinden koparmasına izin vermemek gerekir” dedi.
Bayhan, özellikle işçi sınıfının siyasal farklılıklarını tartışabilmesinin önemine dikkat çekerek, “İşçi sınıfımız siyasal farklılıklarını ücret mücadelelerinde gönül rahatlığıyla tartışmalı, bölünmeden tartışmayı öğrenmek zorundadır” ifadelerini kullandı. Bunun yalnızca sendikal mücadele açısından değil, demokrasi mücadelesinin geleceği açısından da zorunlu olduğunu söyleyen Bayhan, “Çünkü bu devlet ve demokrasi dersini başarıyla geçebilmesi için başka önümüzde çare yoktur” dedi.
İşçi sınıfının siyasetten uzak tutulamayacağını vurgulayan Bayhan, “İşçi sınıfı yalnızca ücretini konuşan, ekmeğini konuşan bir sınıf değildir. Kendi geleceğiyle, ülkenin geleceğiyle, demokrasiyle, özgürlükle ilgili söz söylemek zorundadır” ifadelerini kullandı.
Demokrasi mücadelesinin kendiliğinden gelişeceği beklentisinin yanlış olduğunu belirten Bayhan, örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekerek, “İşçi ve emekçiler içinde, en önünde olacak. Bu kendiliğinden yürümez, yıkılmaz, asla böyle bir beklentiye girilmemek lazım” dedi.
Bayhan, önümüzdeki süreçte işçi ve emekçilerin demokrasi mücadelesindeki ağırlığının artması gerektiğini belirterek, “Bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olacak olanlar işçiler ve emekçilerdir” dedi. İşçi sınıfının kendi siyasal farklılıklarını koruyarak ortak mücadele zeminleri yaratabileceğini ifade eden Bayhan, demokrasi mücadelesinin de ancak bu örgütlü güçle ilerletilebileceğini söyledi.
“Emek ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılamaz”
TİP MYK Üyesi İlke Bereketli ise demokrasi mücadelesinin yalnızca siyasi partiler üzerinden değil, geniş emekçi halk kesimlerinin ortak mücadelesi üzerinden ele alınması gerektiğini vurgulayarak, “Geniş kitleler olarak, emekçi halk kesimleri olarak biz bu mücadelelerde ortaklaşabiliyor muyuz, ortaklaşamıyor muyuz?” sorusunun önemine dikkat çekti.
1970’lerin sonu ve 1980’lerden itibaren neoliberal politikaların dünya genelinde özelleştirmeleri, kamusal hizmetlerin tasfiyesini ve sosyal devlet haklarının geriletilmesini beraberinde getirdiğini ifade eden Bereketli, bunun ardından otoriter, faşizan, muhafazakâr, kadın düşmanı ve etnik ayrımcılığı büyüten yönetimlerin güç kazandığını söyledi. Trump, Netanyahu, Orban ve Erdoğan gibi isimleri bu sürecin örnekleri arasında değerlendirdi.
Seattle’dan Şili’ye, Güney Avrupa’dan Yunanistan, İspanya ve Portekiz’e, Türkiye’de ise 2013’teki Gezi Direnişi’ne uzanan toplumsal hareketleri hatırlatan Bereketli, kapitalizmin yapısal krizlerine karşı gelişen mücadelelerin bölünmesinin hedeflendiğini belirtti. “Kapitalizmin o yapısal krizlerinin emekçi kesimlere bir ayağa kalkma fırsatı vermemesi için bizleri her türlü anlamda bölmek, parçalamak, mücadeleleri birbirinden ayırmak üzere bu otoriter saldırılarını devam ettirdi” dedi.
Bu nedenle emek ve demokrasi mücadelelerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Bereketli, “Emek ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılamaz bir noktada. Birbirini içkin devam etmesi gereken, birbirini beslemesi gereken bir nokta” ifadelerini kullandı.
Sadece işçi sınıfının ekonomik hakları için mücadele etmenin bugün yeterli olmadığını belirten Bereketli, “Ben sadece emek alanında mücadeleye devam edeyim, işçi sınıfının haklarını yükselteyim demek yeterli mi bugün? Yeterli değil” dedi. 19 Mart sonrasında yaşananların yanı sıra ekonomik sorunlar, kadınların ve transların hakları gibi farklı başlıkların birbirleriyle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Farklı siyasi partilerin farklı programlara sahip olabileceğini ancak mücadele alanlarında yan yana gelmenin mümkün olduğunu söyleyen Bereketli, “Önemli olan mücadele hatlarında yan yana gelebilmek, ortaklaşabilmek” dedi. Mücadelelerin sürekliliğinin ve geniş toplumsal birlikteliklerin kurulmasının önemine dikkat çeken Bereketli, “Birbirimizle ne kadar fazla temasa girersek, bizi bölmeye, parçalamaya, hatta birbirimizden uzaklaştırmaya çalıştığı saldırılarına karşı bir araya getirebiliriz” ifadelerini kullandı.
(Evrensel)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et