İzlanda neden AB’ye ‘Hayır’ dedi?
İzlanda’da halk 29 Ağustos’ta yapılan referandumda Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlamasına karşı çıktı. Sonuç sadece İzlanda hükümeti için değil aynı zamanda AB için de bir yenilgi anlamına geliyor.
Fotoğraf: Pixabay
Yücel Özdemir
[email protected]
Köln- Kuzey Atlantik’te yaklaşık 400 bin nüfusu olan İzlanda’da halk 29 Ağustos’ta yapılan referandumda Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlamasına karşı çıktı. Referandumda sandık başına gidenlerin yüzde 52,8’i AB üyeliğine karşı çıkarken yüzde 47,2’si üyelik müzakerelerinin başlamasından yana oy kullandı. “Hayır” ile “Evet” arasındaki farkın 12 bin olduğu açıklandı.
İzlanda’nın AB yanlısı merkez sol hükümeti 13 yıl önce dönemin hükümeti tarafından AB’ye üyelik için başlayan müzakerelerin yeniden başlamasını referanduma sunmuştu. 38 yaşındaki Başbakan Kristrun Frostadottir, sonucu saygıyla karşıladığını ifade ederken yüksek katılım oranını övdü. Başbakan Frostadottir, 31 Ağustos pazar günü düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Ülkenin neredeyse yarısının müzakerelerin devam etmesini istediği, ancak nüfusun yarısından fazlasının buna karşı olduğu açıktır. Bu sonucu saygıyla karşılıyor. Böylesine önemli bir konuda halkı sandığa götürmüş olmamız bizim için çok anlamlı.”
“Hayır” kampanyasını destekleyen eski İzlanda Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson ise sosyal medya üzerinden “Ulus kararını verdi” mesajını paylaştı.
Trump’ın Grönland ile İzlanda’yı karıştırması da işe yaramadı
İzlanda, 2009’daki finansal krizin ardından yaşadığı mali sorunlar nedeniyle parlamento kararıyla, AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuştu. Ancak mali sorunların kısmen aşılmasıyla birlikte, 2013’te dönemin merkez sağ hükümeti müzakereleri durdurma kararı almıştı. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yılın başında Grönland üzerinde hak iddiasında bulunması ve bir ara İzlanda ile karıştırması üzerine, AB üyeliği yeniden gündeme gelmişti. AB yanlısı güçler, Trump’ın Grönland ile İzlanda’yı karıştırmasını fırsat bilerek, adanın hedef haline geldiğini ileri sürerek yeniden AB’ye üyelik sürecinin başlatılmasını gündeme getirmişti.
Referandum öncesinde AB ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlamasını destekleyenler, üyeliğin yüksek faiz oranlarını düşüreceği ve Ukrayna’daki savaşın yarattığı yeni jeopolitik ortamda İzlanda’ya daha güçlü bir güvenlik kalkanı sağlayacağını savundu. Rusya’ya karşı bir “koruma kalkanı” olarak da AB üyeliği gündeme getirilmişti.
Uzun süredir Avrupa Ekonomik Bölgesi üyesi olan İzlanda için tam üyelik; gümrük vergilerinin tamamen kaldırılması ve fiyat istikrarı adına euroya geçişin de önünü açabilir. Müzakerelerin başlamasına karşı çıkan muhalifler ise, üyeliğin egemenliği zedeleyeceğinden ve İzlanda ekonomisinin can damarı olan balıkçılık üzerindeki kontrolün kaybedileceğini savunuyordu.
Aşırı sağcılar durumdan memnun
Birçok ülke AB’ye üyelik için sırada beklerken İzlanda’nın “Hayır” demesi değişik tartışmalara neden oldu. Referandumun sonucu, İngiltere ve Fransa’da aşırı sağcılar tarafından sevinçle karşılandı. Reform UK partisinin lideri ve İngiltere’nin AB’den ayrılmasını sağlayan Brexit referandumunun en önemli savunucularından Nigel Farage, İzlanda’yı “bağımsızlığını koruma yönünde oy kullandığı” için tebrik etti.
Aşırı sağcı Fransız siyasetçi Marine Le Pen ise “Bazılarının daha fazla federalizmi ve egemenliğin Avrupa Komisyonuna devredilmesini dayattığı bir dönemde bu oylama, başka bir Avrupa'nın mümkün olduğunu hatırlatıyor; ortak konularda gönüllü olarak iş birliği yapan özgür ve egemen devletlerin Avrupa'sı” açıklamasında bulundu.
Avrupa Komisyonu ise adeta geçiştirme mahiyetinde kısa bir bildiri yayımladı. Bildiride, sonucun not edildiği ve İzlanda halkının kararına saygı duyulduğu belirtildi.
Referandum sonucu ne anlama geliyor?
Yaklaşık 270 bin seçmenin olduğu İzlanda’da referanduma katılım oranının çok yüksek olması, sonucun meşruluğu açısından tartışmasız. Başta balıkçılık sektörü olmak üzere 30’dan fazla başlıkta AB’nin dayatacağı “uyum yasaları”nın İzlanda’yı olumsuz etkileyeceği biliniyor. Bu nedenle halkın büyük çoğunluğu AB üyeliğiyle sonuçlanacak müzakerelerin ülkenin aleyhine olacağından hareketle hayır oyu verdi. Bu aynı zamanda AB’nin eskisi kadar çekici ya da cazip bir birlik olmadığı konusundaki görüşü de pekiştirmiş görünüyor. Üye ülkeler üzerinde kurulan baskı, doğal olarak hükümetlerin bağımsız hareket etmesinin mümkün olmadığı 2008-2009 mali krizi sırasında net olarak görülmüştü. Üye ülkelerin bütçelerine “mali disiplin” adına müdahaleler yapılmıştı.
İzlanda referandumu bu nedenle sadece işbaşındaki orta-sol koalisyon hükümetinin değil, aynı zamanda AB’nin de bir yenilgisi olarak görmek gerekiyor. Zira, AB eskisi kadar ışıltılı ve güvenli bir birlik olarak görülmüyor.
Referandum sonucuna rağmen, AB İzlanda üzerinde ekonomik ve siyasi olarak etkili olma çabasından vazgeçmeyecek. Bu sefer elde edilemeyen müzakere sonucu için ileride yeni denemelerin yapılacağı da söylenebilir. Dünyanın içine geçtiği süreç, Kuzey Atlantik’te AB ile ABD arasında süren rekabet 103 bin kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip küçük İzlanda’nın stratejik önemini artırıyor.
İzlanda-Avrupa Birliği İlişkileri
İzlanda'nın AB ile ilişkileri "tam üye olmadan maksimum entegrasyon" modeli olarak tanımlanabilir. Ülke, AB üyesi olmamasına rağmen birliğin iç pazarına ve birçok politikasına bağlı.
1. Entegrasyon Düzeyi (AEA ve Schengen)
• Avrupa Ekonomik Alanı (AEA): İzlanda, 1994 yılından bu yana AEA üyesi. Bu sayede AB'nin tek pazarına erişerek mal, hizmet, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımı hakkından yararlanıyor.
• Schengen Bölgesi: İzlanda, 2001‘den bu yana Schengen Bölgesine üye. Bu, İzlanda vatandaşlarının AB içinde pasaport kontrolü olmadan seyahat etmesine olanak sağlıyor.
2. Üyelik Başvurusu ve dondurulma süreci
• 2008 Finansal Kriz: İzlanda, 2008 küresel krizinden en ağır etkilenen ülkelerden biri oldu. Ekonomik istikrarı Euro bölgesine girmekte gören hükümet, 2009 yılında AB'ye tam üyelik başvurusunda bulundu.
• Müzakerelerin Durdurulması (2013-2015): Ekonominin toparlanması ve iktidara gelen AB karşıtı hükümetlerin etkisiyle katılım müzakereleri 2013 yılında askıya alındı. 2015 yılında ise İzlanda hükümeti, resmi olarak üyelik başvurusunu geri çektiğini ilan etti.
3. Üyeliğin önündeki en büyük engel: Balıkçılık Kotaları
İzlanda’nın AB üyesi olmamasının arkasındaki en temel neden Ortak Balıkçılık Politikası (CFP) olduğu ifade ediliyor. Balıkçılık ve deniz ürünleri ihracatı İzlanda ekonomisinin can damarı. AB’ye üye olması durumunda karasularındaki avlanma kotalarını ve kontrolünü Brüksel ile paylaşmak zorunda kalacak olması, halk arasındaki en büyük endişe kaynağı.
4. Ticari İlişkiler
AB, İzlanda'nın en büyük ticaret ortağı. İzlanda ihracatının yaklaşık yüzde 78'ini AB ülkelerine yaparken, ithalatının da yarıdan fazlasını AB üyesi ülkelerden karşılamaktadır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et