‘Yetenekli yönetmenler filmlerini üretiyor, bu filmler nerede?’
‘Şiirli Oda’nın İzinde’ Belgeselinin Yönetmeni Bingöl Elmas, Kültür Bakanlığının belgeseli için verdiği desteği faiziyle birlikte geri istemesini ve sektörde sansürün kanıksama halini eleştirdi: “Baskı ve sansüre karşı örgütlü hareket etmeliyiz.”
Zeynep Algedik
[email protected]
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen desteğin faiziyle birlikte geri istenmesiyle gündeme gelen ‘Şiirli Oda’nın İzinde’ Belgesel Filminin Yönetmeni Bingöl Elmas ile yeniden çekimler ve devam filmlerinin yaygınlaştığı, bağımsız sinemaya ise sansür ve baskı mekanizmalarının uygulandığı günümüz koşullarını konuştuk.
Kapadokya’da yaşadığı kısa süre içerisinde hızlı bir değişime tanıklık ettiğini anlatan Elmas, bu değişimi “tahribat, yapılaşma ve daha çok ticarileşme” olarak tarif etti. Filmin çıkış noktasını da bu dönüşüm oluşturuyor. Buradaki değişime itiraz eden, yerel tarihi ve hafızayı koruyan, “çöpten arşiv çıkaran” Mükremin Tokmak’ın çalışmalarına tanıklık ettiğini belirten Elmas hem onun hikayesini anlatmak hem de Kapadokya’da yaşananları tarif etmek üzere Şiirli Oda’nın İzinde filmini çekiğini anlattı.
‘Filmlerden ‘sakınca’lı bölümler çıkarılınca kabul ediliyormuş’
Filmin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklendiğini, daha önce de destek alarak film yaptığını söyleyen Elmas, filmi teslim ettikten sonra geri dönüşün çok uzun sürdüğünü belirtti. Sonrasında filmin reddedildiğini öğrenen Elmas, resmi gerekçenin “senaryo uyumsuzluğu” ve “teknik yetersizlik” olduğunu aktardı. Ancak telefon görüşmelerinde kendisine filmin politik olduğu, Kapadokya’daki tahribatlardan bakanlığın sorumlu tutulduğu ve bu haliyle filmin kabul edilemeyeceğinin söylendiğini ifade etti: “Bu çok şaşırtıcı. İçerik denetimi şimdiye kadar uğramadığım bir şeydi. Bu süreçte yaptığım telefon görüşmelerinde anladım ki bu epeydir uygulanıyormuş. İnsanlar da filmlerinde sakıncalı bölümlerin çıkarılmasını kabul ediyorlarmış, film bu koşulda kabul ediliyormuş. Bu sistematik biçimde içerik denetimi demektir. Özellikle kendilerince problemli buldukları filmler de tümden kabul edilmiyor, böyle başka filmler de olduğunu duydum.”
Sektörün bu durumu büyük ölçüde kanıksadığını ifade eden Elmas, buna itiraz edilmesi gerektiğini söyledi: “Bu olan bitenleri sektör çok fazla kanıksamış durumda, ben ve benim gibi düşünen sinemacı arkadaşlar buna itiraz etmek istiyoruz. Arka kapılar ardında yapılan bu sansürün konuşulması, tartışılması ve itiraz edilmesi, buna karşı çözüm üretilmesi gerekir. Bunun çabası içerisindeyiz. Herkes çok kanıksamış vaziyette, bu normal bir şey değil” dedi.
‘Ekonomik ve politik baskının sahadaki karşılığını görüyoruz’
Türkiye’de bütün bu koşullara rağmen üretmeye devam eden çok sayıda nitelikli yönetmen olduğunu söyleyen Elmas, asıl sorunun bu filmlerin seyirciyle buluşamaması olduğunu vurgulayarak, “Çok yetenekli ve nitelikli işler üreten yönetmenler var ama festivallerin listelerine, film isimlerine baktığınızda nelerin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Bu yönetmenler filmlerini üretiyor, bu filmler nerede? Neden gösterilmiyor, neden karşılaşmıyoruz? Bu sorular bile durumu tarif etmek için bir yöntem. Gerçekten üretim koşullarının zor olduğu bir durumdan bahsediyoruz. Hem ekonomik hem politik baskıya maruz kalınca kaçınılmaz olarak üretimi etkiliyor. Bunun da sahadaki karşılığını görüyoruz” diye konuştu.
‘Teşvik ve desteğin kimlere verildiğini tahmin etmek zor değil’
Gerçekten bir ekonomik kriz yaşadıklarını ve bunun maliyetleri inanılmaz yükselttiğini belirten Elmas “O yüzden üretmek başka bir çaba gerektiriyor. Daha makul yönetimlerin olduğu başka ülkelerde aslında sinema bu dönemlerde desteklenir. Sektörün bu çıkmazdan çıkabilmesi için destekler, teşvikler verilir. Ancak bizim ülkemizde teşvik ve destek kimlere veriliyor kimlere verilmiyor tahmin etmek o kadar da zor değil” dedi.
‘Başıma bir şey gelmesin endişesi’
Mevcut tablodan çıkış için öncelikle politik baskının ortadan kalkması gerektiğini söyleyen Elmas, korkunun hem üreticiyi hem de izleyiciyi paralize ettiğini söyledi. Elmas, “Her şeyden önce bu politik baskıdan kurtulmamız gerekiyor. Hem izleyicinin hem üreticinin başına bir şey gelecek korkusuyla zamanı sürdürmesi kolay bir şey değil. Herkes bundan dolayı paralize olmuş durumda. Büyük şeyler yaşadık biz. Hakikaten toplum çok dramatize olmuş durumda. O yüzden popüler kültür ürünlerine, daha kolay tüketebileceği haz odaklı şeylere yöneliyor. Bu hem yaşadıklarından uzaklaşma hem de başıma bir şey gelmesin endişesi” ifadelerini kullandı.
‘Örgütlü hareket etmedikçe aynı şeyler yaşanıp duracak’
Ancak bunun kalıcı bir çözüm olmadığını belirten Elmas, geçmiş dönemlerde kültürel üretimin toplumsal koşullarla ilişkisini hatırlatarak, “Geçmiş zamanda Yeşilçam’ın fonksiyonu, seks filmlerinin geliş zamanının dönemsel olarak neye karşılık geldiğini biliyorsunuz. O yüzden bunlar çözüm değil. Bir mevzunun gerçekten çözülmesi için önce sorunların adını doğru koymak, tespitini yapmak gerekiyor. Sonra da örgütlü hareket etmek, birlikte mücadele etmek gerekiyor. Yoksa tek başına herkes aynı şeyleri yaşayıp duracaktır” dedi. Elmas, son olarak devletin sinema alanındaki rolünün baskı ve sansür değil, destek ve teşvik olması gerektiğini vurguladı: “Çünkü bunlar bizim vergilerimiz, bizim kaynaklarımız. Bize baskı ve zor kullanmak için değil; filmleri güzelleştirmek için olmalı.”
‘Güvenli sularda yüzme ihtiyacı’
Elmas, sektördeki nostalji dalgasını ise “güvenli sularda yüzme ihtiyacı” olarak tanımlıyor: “Güvenli sularda yüzme ihtiyacı aslında. Bilinmiş ve test edilmiş, daha önce geçilmiş yollar; kimsenin başına iş açılmamış hikayeler... O yüzden onları yeniden çekmek güvenli bir alan, başınıza bir şey gelmeyecek demektir. Sonuçta izleyicisi ve beğeni düzeyi belli. Zaten genel olarak sektör hem ekonomik olarak hem izleyicisiyle ilişkisi bakımından zor durumda. O yüzden ara yollar ara formüller olarak görüyorum. Görüyorsunuz dizilerin senaryolarına müdahaleler var, Ayşe Barım içeriye alınıyor, müzisyenler ‘uyuşturucu gerekçesiyle’ gözaltına alınıyorlar. Bütün bunlar aslında sektörü sürekli tehdit altında tutmak demektir. Çoğu zaman uzlaşmayı seçen sektör de böyle ara yollar bulmaya çalışıyor.”
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et