Tuzla'da işçinin yıllık izni hayatta kalma mesaisine dönüştü: Yan yana gelmekten başka çözümümüz yok
Tatillerini yevmiyeli ek işlerde geçirmek zorunda kalan ve fazla mesai çarkına hapsedilen işçiler, "Mücadele etmeden hiçbir şey değişmez" diyerek üretimden gelen güçlerini birleştirme çağrısı yapıyor.
Fotoğraf: Guick/Unsplash
Merve İlhan
[email protected]
Yaz aylarının sonuna gelirken işçi ve emekçiler bu yaz dönemini de zamsız, her geçen ay daha da düşen alım gücüyle karşılamak zorunda bırakılıyor. Tuzla’da yan yana geldiğimiz metal işçilerinin yaşadıkları ise ücretlerdeki erimenin yalnızca hayatının tek bir alanını değil, çalışma ve yaşam koşullarının tamamını ağırlaştırdığını gösteriyor. Fazla mesai ve izin dönemlerinde artan iş yükü olağanlaşıyor. İşçiler ise artan iş yükü altında birbirlerinden uzaklaşmayı değil birleşerek mücadele etmek gerektiğini belirtiyor.
Dört yıldır bir metal fabrikasında çalışan bir işçi, yaklaşık bir buçuk yıldır zam taleplerinin her zam döneminde “iş yok” bahanesi ile geri çevrildiğini anlatıyor. Zam dönemi geçtikten sonra ise bu kez işler çoğalıyor ve sayı baskısı başlıyor. Bu yaz döneminde ise çalıştığı fabrikada müşteriler tatile girdiğinde işlerin yavaşladığı söyleniyor, müşteriler döndüğünde ise daha fazla üretim için fazla mesai isteniyor. İşçi yaşadıklarını şöyle özetliyor:
“Ne kadar çalışırsak çalışalım günün sonunda aldığımız ücret artmıyor, tam tersi günden güne eriyor. Her geçen gün ise ihtiyaçlarımızı daha da eksilerek karşılamak zorunda kalıyoruz. Yılın başında bu ücretlerle geçinemiyoruz dediğimizde kırk takla atarak bizi bu aylara kadar zamsız şekilde çalıştırmayı başardılar. Günün sonunda ise kazanan patron, kaybeden ise biz işçiler olduk.”
Ücretin eridiği yerde zaman da eriyor
Ücretlerin erimesi ise sadece fabrikanın kapısında kalmıyor. İşçiler yıllık izne çıktığında memleketine gitmek, çocuklarıyla vakit geçirmek yerine izin günlerinin yarısında çocuklarının en küçük isteği için bile yevmiye işinde çalışacağını söylüyor.:
“Patron istediği zaman tatilde, yaz boyunca müşteriler tatile çıkıyor. Ama biz işçilere gelince bırakın memlekete gitmek, izne çıktığımızda bile çalışmak zorunda kalıyoruz. Ben bu yaz yıllık iznimin yarısında yevmiye işler bulup, çocuğumun istediği küçücük şeyleri alabilmek için bile çalışmak zorunda kaldım. Bize çalışmakta haram, dinlenmekte.’’
İşçi ve emekçilerin hakkı olan yıllık izni, yani dinlenme zamanı da geçim hesabının içine giriyor. Dinlenme ve aileyle geçirilen zaman; birçok işçi ve emekçi açısından bu ücretlerle geçinemediği için ek işe çevrilen birer zamana dönüşüyor.
TÜRK-İŞ’in Ağustos 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcaması için yapması gereken aylık harcama 37 bin 400 TL’ye, yoksulluk sınırı 121 bin 800 TL’ye çıktı. Sadece mutfak enflasyonu bile son bir yılda yüzde 40,33 arttı. TÜRK-İŞ’in hesapladığı açlık sınırının dahi altında kalan asgari ücret, işçilerin neden izin günlerinde bile ek iş aramak zorunda kaldığının maddi zeminini bütün gerçekliğiyle ortaya koyuyor.
İş yükü işçileri düşmanlaştırıyor
Yaz döneminde yıllık izinlerde fabrikadaki işçi sayısının azalması ve işin kalan işçilerin üzerine yığılması sadece iş yükünün artması anlamına gelmiyor, bir işçinin izni diğerinin vardiyasına, fazla mesaisine dönüşüyor. Böylece işçilerin ortak sorunu, birbirlerine karşı duydukları öfke haline gelebiliyor.
Bir metal işçisi, aynı makinede çalışan arkadaşının izne çıkmasıyla iki vardiyanın işinin kendisine kaldığını ve daha önce hastalıkta, düğünde birbirlerini idare ettiklerini; “Aman işimizden ikimiz de olmayalım” diyerek birbirlerinin yükünü paylaştıklarını söylerken şimdi ise arkadaşının izni kendi çalışma yükünü artırınca, birkaç gün sonra izindeki arkadaşına kızarken kendini bulduğunu ifade ediyor:
“Nasıl olur da işçiler olarak aynı derdin ortağıyken birbirimize üç günde kızabilecek bir ayrıma bizleri düşürmelerine izin veriyoruz? Hepimizin aldığı ücret yetmiyor. Kiramızı ödesek, dolaba koyacak iki lokmayı bulamıyoruz. Okullar açılacak, çocukların okul ihtiyaçlarını alsak, bu sefer de kiramızı ödeyemeyeceğiz. Hepimizin durumu da aynı.”
‘Mücadele etmeyen bir şey de değiştiremez’
Sermaye iktidarının bu sömürü çarkı içerisinde işçi ve emekçilerin 7/24 hayatları ellerinden alınırken, aynı zamanda derdine derman olan, ortak sorunları yaşayan yanı başındaki arkadaşıyla birbirinden de uzaklaştırılıyor. Ancak işçiler uzaklaşmak yerine birleşmek, mücadeleyi büyütmek gerektiğinin de altını çiziyor.
On yıldır metal işçisi olan başka bir işçi, geçmişte de haklarını alamadıklarını ancak bugün işsiz kalma korkusunun çok daha ağır olduğunu anlatıyor. Daha önce zam dönemlerinde arkadaşlarıyla birlikte ses çıkardıklarını, sendika için mücadele ettiklerini, bugün ise mücadele etmelerinin önündeki engelleri şöyle özetliyor:
“Sesini çıkaranı kapı önüne koyuyor ya da tehdit ediyorlar. Bugün maden işçilerinin mücadelesi bizim mücadelemiz biliyoruz. Ama bizlerin arasına öyle duvarlar örmüşler ki önümüzdeki ekmeği kapmasınlar diye etrafımızı görmemize izin vermiyorlar. Çünkü bizleri çocuklarımızın karnının tokluğu ile sınıyorlar. Yine de yan yana gelmekten başka bir çözümümüz yok. Mücadele etmeden bir şey de değişmez. Zaten bütün bu yaşadıklarımız biz mücadele etmeyelim, kulağımızı tıkayalım diye bizlere yaşatılıyor.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et