Süleyman cemaatine operasyon: Korku saltanatı yıkılmaya mahkum
12 Eylül cuntası ve sermaye politikalarıyla büyütülen tarikat-cemaat ağı bugün derin bir krizle yüz yüze. FETÖ’nün yerini alan yeni yapılar, gençliği tarikat yurtlarına mahkûm eden yoksulluğa ve kurulan korku saltanatına karşı ses yükseliyor.
Fotoğraf: ANKA
Marmara Üniversitesi öğrencisi Eylül
ODTÜ Öğrencisi Yahya
13 Ağustos’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında aralarında şu anki liderleri olan Alihan Kuriş’in de dahil olduğu 49 kişi hakkında göz altı kararı çıkartılıp; 17 ilde 30 kişi yasadışı örgüt kurmak, suç örgütüne üye olmak, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık gibi suçlarla göz altına alınmış olup, 16 Ağustos 2026 tarihinde Kuriş de dahil olmak üzere 32 şüpheli tutuklandı. Nakşibendi tarikatına mensup olan Süleymancılar veya kendi tabirleriyle Süleymanlılar, 1951 yılında kurulmuş olup günümüzde faaliyetlerine devam etmektedir. Bünyelerinde birçok medrese, dernek, yurt ve basım yayın araçları bulundurmaktadırlar.
Süleymancılar yeni bir tarikat kolu olmamakla birlikte siyasetin içinde uzun yıllardır var olup devlet içinde derinleşmişlerdir. Cemaatin faaliyetlerinin kurumsallaşmasında 1960’ların ikinci yarısı ve 1970’li yıllardaki mevzuat değişiklikleri etkili olmuştur. Süleymancıların örgütlenmesi sadece yurt içi ile sınırlı değildir. Diyanet raporuna göre yapı, 1961’de başlayan işçi göçünün ardından Avrupa’da İslam Kültür Merkezleri adı altında Kur’an kursları açan ilk gruplardan biri oldu.
Sola karşı bir panzehir
Bugün genişleyerek Almanya’da STK gibi yapılanmalar oluşturmuşlardır. Süleymancıların yakın geçmişine baktığımızda tıpkı Gülen Cemaati gibi devletin ve siyasetin içinde bulundukları görülüyor. 80 darbesi öncesi Süleyman Demirel iktidarıyla yakın ilişkiler kurmuşlardır, darbe döneminde partilerin kapatılmasıyla ve gücün 12 Eylül cuntasına geçmesiyle beraber, cunta rejiminin isteklerine uymaları amacıyla önce tutuklanıp daha sonra sol görüş için bir panzehir oldukları düşünülerek serbest bırakılmış ve cunta yönetimiyle anlaşarak faaliyetlerine Amerika ve onun kuklası olan yönetimin Yeşil Kuşak Projesine uygun biçimde devletçi, düşünmeyen, siyasal İslamcı bir nesil yetiştirmek amacına uygun bir biçimde devam etmişlerdir.
ANAP’tan milletvekilleri çıkardı
Özal döneminde Türkiye’de neoliberal politikalar izlenmeye başlamıştır. Bu politikalarla birlikte özelleştirmenin artması, kamu kuruluşlarının sermayenin eline bırakılması ile cemaat sadece bağışlarla dönen bir yapı olmaktan çıkıp kendi vakıfları ve cemaat mensuplarının kurdukları şirketler aracılığıyla kayda değer bir ekonomik güce ulaşmışlardır. Yine aynı dönemde cemaat, ülkedeki güç odağına gelme çabasıyla ANAP’tan milletvekilleri ve milletvekili adayları çıkarmıştır.
Daha sonrasında cemaat siyasetle iç içe olmaya devam etmiş, 28 Şubat askeri müdahalesinin ardından cemaat siyasette daha çok sızmış, bu doğrultuda zamanın Refah Partisinden Milletvekili seçilen Arif Ahmet Denizolgun tarikatın o zamanki lideri- daha sonrasında kurulan koalisyon hükümetinde Ulaştırma Bakanlığı yapmış ve Marmaray’ın projesi onun zamanında ortaya atılıp özel şirketlere para akıtma yolu aranmıştır.
1300 civarında yurt ve pansiyon
Türkiye’de yıllardır sıkça tartışılan önemli konulardan biri de tarikat yurtları mevzusudur. Süleymancıların 900’den fazla derneği bulunmaktadır. Bu dernekler aracılığıyla kendi yurtlarını açmaktadırlar, hemen hemen Türkiye’nin her ilçesinde yurt ve pansiyonları bulunmakta olup sayıları 1300 civarındadır. Bunun dışında pek çok kayıt dışı yurtları da mevcuttur. Tüm bunların yanında 20 civarında vakıf ve 30'un üzerinde şirketle yurt içinde ve yurt dışında organize olmuşlardır yıl içinde tahmini ortalama 100.000 öğrenciye “eğitim” vermektedir. Türkiye’deki yoksulluğun derinleşmesiyle birlikte okumak isteyen öğrencilere sunulan barınma imkanların yetersizliği ölçüsünde özellikle şehir dışından gelen öğrencilerin özel yurt veya eve çıkma olanağının oldukça zor olmasından dolayı bu sistemde hayatta kalmak zorunda olan öğrenciler cazip ücretlerde olan cemaat yurt ve pansiyonlarına mecbur bırakılmışlardır. Sadece Türkiye vatandaşları değil yurt dışından gelen öğrencileri de tarikat yurtlarına yerleştirmekte olup, insanları bu düzene mahkum etmektedir.
“Bir günde kurulmadı ama yıkılmaya hiç olmadığı kadar yakın”
Özellikle Saray rejimi ile beraber tarikat yurtlarında yüzde 90’dan fazla artış yaşanmıştır. Gündeme sıkça gelen ve çoğunlukla ortaokul veya lise yurtlarında yaşanan darp, taciz ve istismar olayları yüzünden bu yurtlarda birçok intihar ve kendine zarar verme kayıtları bulunmaktadır. Türkiye’de günümüzde açıkça görülebileceği ve bu yazıyı okuyan herkesin anlayabileceği şekilde büyük bir cemaat sorunu vardır, bu sorun 80 darbesi sonrası devlet politikaları ile doğrudan ilişkilidir. Bu politikaları şekillendirenler kapitalist sistemde varlıklarını ve kâr oranlarını korumaya çalışan güç sahipleridir ve bu sorunların faturasını tüm halka kesmişlerdir. Unutulmamalıdır ki bu cemaatler yeni değildir ve bu sadece Süleymancılar özelinde bir sorun değildir, "FETÖ"nün düşmesiyle yerini Menzil, İsmailağa ve yenileri almış ve almaya devam etmektedir; onlarca tarikat, cemaat ve cemiyet devlet tarafından fonlanıp güçlenmektedir. Bu sistem bir günde kurulmamıştır ama yıkılmaya hiç olmadığı kadar yakındır. Sistem ve sistemin aparatları kurduğu korku saltanatlarının yıkılmaması için bizi ve arkadaşlarımızı susturmaya çalışsalar da bugün yine hiç olmadığı kadar sesliyiz, bugün bu çürümüş düzene karşı olan mücadelemiz büyüyor ve büyüyecek. En küçük birimde bile sesini duyurabilen bu halk bir gün en büyük birime ulaşacak ve kazanacak.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et