Doç. Dr. Savaş Karabulut: Fay sonuç deprem sebeptir
Beklenen İstanbul depremine dair son günlerde sosyal medya ve basında yaşanan 'ölü fay, diri fay' tartışmasını değerlendiren Doç. Dr. Savaş Karabulut, "Marmara Denizi ve çevresi aktiftir. Deprem üreteceği kesin" dedi.
Fotoğraf: Vitaly Gariev/Pexels
Ramis Sağlam
[email protected]
Son günlerde, Adalar depremiyle birlikte sosyal medya ve basın yayın organlarında 'fay' tartışmaları gündeme geldi. Bu alanda çalışma yürüten akademik çevreler, söz konusu tartışmaların bilimsel olmadığını ifade ederlerken, yanlış bilgilerin hızla yayılmasına tepki gösteriyorlar.
Sismoloji ve jeofizik biliminde kırılma mekanizmasını açıklayan temel bir bilimsel yaklaşımı temsil ettiğini belirten İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Karabulut, "Fay hatları deprem üretir" algısına dair gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
Doç. Dr. Savaş Karabulut, yaygın algının aksine, fayın kendisinin deprem sonucu oluşan bir kırık (yırtılma) olduğunun altını çizdi. Jeoloji biliminin 'ölüyü', jeofizik biliminin ise 'diriyi' incelediğini belirten Karabulut, “İlki geçmişi, diğeri geleceği; ilki statik, ikincisi ise dinamik davranışı inceler. Bizim ölülerle işimiz yok. Diri olan her konuyu bilimsel bilginin verdiği güçle anlamlandırmak ve yorumlamak için ölüyü kullanırız” dedi.
Fotoğraf: Savaş Karabulut'un kişisel arşivi
“Deprem olmazsa fay da olmaz”
“Üzerindeki ölü toprağını atmak” deyiminin, “pasifliğin ve statik davranışın yerine dinamik hareketi koymayı, yani aktif olmayı” ifade ettiğini dile getiren Karabulut, "Bu deyim herhangi bir olayı izah etmek için kullanıldığında ise bunu, statik (kilitli) durumdan dinamik (deprem üretmesi) duruma geçiş şeklinde yorumlayabiliriz. Fay-deprem arasındaki ilişkiyi de ölü-diri, pasif-aktif, enerjisiz-enerjili ve hareketsiz-hareketli şeklinde ifade edebiliriz" dedi.
“Deprem olmazsa fay da olmaz” diyen Karabulut, “Faylar, kıtaların hareketi sonucunda oluşan zayıflık zonlarıdır, kıtaları hareket ettiren olay ise depremlerdir. Yani fay sonuç, deprem sebeptir. Fay statik davranır, onu aktif eden ise kıta hareketlerine neden olan depremdir. Yani sebep-sonuç ilişkisinde deprem sebep, fay ise çıktıdır. Fayın ölü, depremin ise canlı olduğunu artık bildiğimizden, fayın ölü olmasının bizler için bir şey ifade etmediğini de buradan çıkarabiliriz. Tam da buradan hareketle konuyu faylara indirgediğimizde ve onların statik, durağan, pasif veya ölü olduğunu artık bildiğimizden, bizler için fayın zaten ölü olduğunu gerçeğiyle ilgilenip, bizler için problem edilecek bir şeyin de zaten olmadığının artık anlaşıldığını düşünüyorum” dedi.
“Fay bir çizgi değil, geometrik bir hacimdir”
Deprem-fay arasındaki “etkileşimi” ve deniz altındaki bir fayın aktif olup olmadığını sismisiteyle, yani deprem üretip üretmediğiyle açıkladıklarını vurgulayan Karabulut, fayların bir noktayı ya da çizgiyi değil, bir alanı temsil ettiğini belirtti.
Fayların eni, boyu ve yüksekliği olan geometrik bir yapıya sahip olduğunu aktaran Karabulut, “Bu yapıyı oluşturan depremlerdir. Koca kıtaları milyarlarca yıldır hareket ettiren depremlerin, faylarla kıtaları bir o yana bir bu yana doğru yolculuğa sürüklediği süreç, jeofizik yöntemler, paleomanyetizma (manyetik alan özelliklerini inceleyen bilim dalı) ve sismotektonik çalışmalarla anlamlandırılmaya ve problemin çözümü üretilmeye çalışılır. Bu nedenle dinamik hareket sonucunda statik bir yapının oluşması, bir sonraki görece büyük dinamik sürecin ne zaman meydana geleceğiyle anlaşılır. Büyük, orta veya küçük gibi farklı ölçeklerde bir depremin meydana gelmesi ise statik sürecin dinamik, canlı, hareket halinde ya da ölü olmadığını bize bildirir” dedi.
"Marmara Denizi ve çevresi aktiftir"
Deniz altındaki bir depremin ürettiği/üreteceği fayın ölü olup olmadığının ise kontrollü gözlemle ölçülebilir bir deney olduğunu söyleyen Karabulut, şunları dile getirdi:
“Deniz altındaki bir deprem olayının olduğu yeri 1900 öncesinde bilemiyor olmamız, bize doğrudan bir çözümsüzlük sunmaz. Ancak Marmara Denizi içi veya yakın çevresinde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde var olan kentleri yıkan/büyük hasara neden olan bir depremin, yani dinamik bir sürecin aktif ve canlı olduğunu 1509 ve 1766 depremleri zaten bizlere göstermiştir. Deprem üreten faylar canlı olduğundan, Marmara Denizi ve çevresi de aktiftir diyebiliriz.”
"Ölçümler depremi üreteceğini kesin olarak gösteriyor"
Son büyük depremleri değerlendiren Karabulut, tarihsel bir depremin verdiği hasarı tanımlamak için kullanılan eş-şiddet haritaları ile 17 Ağustos 1999 depremi veya 6 Şubat 2023 depremlerinde yüzlerce kilometre uzakta meydana gelen yıkımların birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtti.
“Sadece fay çevresinde yıkım olur, uzaklarda olmaz” yaklaşımı ile ilgili Karabulut, "Doğrudan pasif-statik bir süreçle açıklamak mümkün değildir. Benzer şekilde konu, birçok fiziksel parametrenin ölçümüyle; özellikle de denizde çok kanallı sismik yansıma, elektromanyetik, elektrik, gravite ve gaz ölçümleri gibi birçok jeofizik ölçümle aydınlatılabilmektedir" dedi.
Karabulut, "Marmara Denizi’nde yapılan tüm jeofizik ölçümler de 'bir gün' uykusundan uyanacak statik bir geometrinin aktif olacağını ve ölüyü ayağa kaldıracak dinamik süreci, yani depremi üreteceğini kesin olarak göstermektedir” hatırlatmasını yaptı.
Jeofizik biliminin kontrollü gözlem, ölçüm ve deneye dayanan, fizik ve matematikle doğayı anlaşılabilir kılmaya çalışan bir doğa bilimi olduğunu belirten Karabulut sözlerini şöyle noktaladı:
"Karada çukurlar açarak gözle görülen faylar, deniz altında binlerce metre derine çukur açılarak gözlemlenemez. ‘Görünmeyeni gösteren, bilinmeyeni bildiren’ bir bilim dalı olan jeofizik bilimi ve jeofizik mühendisliği, ölü-diri fay tartışmasına girmeyecektir. Çünkü ölü olan bir şeyi zaten dinamikmiş gibi tanımlamak, yukarıda izah edildiği üzere, işin fiziğine aykırıdır."
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et