Sanat iktidarın ve piyasanın sınırlarına sıkıştırılmamalı
Bağımsız sanatçıların büyük şirketlerin ve sponsorların desteği olmadan görünür olamadığını belirten Kürt Rapçi Barody “Kürtçe üretimde ise bu görünmezlik daha da derinleşiyor" diyor.
Zeynep Algedik
[email protected]
Rap müzik, özellikle gençler arasında giderek daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşırken bağımsız müzisyenler için ekonomik engeller de varlığını sürdürüyor. Kürtçe müzik yapan sanatçılarda ise bu sorunlara ana dilinde üretimin önündeki engeller de ekleniyor. Van’da yaşayan Kürt Rapçi ve Müzik Öğretmeni Baran Atabay, sahne adıyla Barody ile bağımsız müzisyenlerin üretim koşullarını, Kürtçe müziğin karşılaştığı engelleri, ana dilinde üretimin önemini ve kültür politikalarının sanatçılar üzerindeki etkisini konuştuk.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Müzikle tanışma hikayeniz nasıl başladı ve rap sizin için neden ifade biçimi haline geldi?
Van’da yaşayan Kürt bir rapçi ve aynı zamanda müzik öğretmeniyim. Rap müzikle çocuk yaşlarda tanıştım. Ceza’nın şarkılarını dinleyerek rap müzikle ciddi anlamda ilgilenmeye başladım. Zamanla şunu fark ettim, müzik sadece eğlenmek için yapılan bir şey değil, aynı zamanda yaşadığın toplumu anlatmanın, itiraz etmenin ve hafızayı canlı tutmanın da bir yolu... Bu yüzden rap benim için en doğru ifade biçimi oldu. Rap, hiçbir sermaye grubuna yaslanmadan, hiçbir kalıba sığmadan insanın gerçeğini anlatabildiği nadir alanlardan biri. Özellikle Kürtçe rap yaptığınızda bu sadece müzik üretmek olmuyor, aynı zamanda dilinizi, kültürünüzü ve kimliğinizi görünür kılma mücadelesine dönüşüyor. Bugün popüler kültür insanlara sürekli tüketmeyi, eğlenmeyi ve sorgulamamayı öğütlüyor. Müzik de büyük ölçüde kapitalist piyasanın bir ürününe dönüştürüldü. Ben ise müziğin rahatsız eden, düşündüren ve insanı kendisiyle yüzleştiren tarafında durmayı tercih ediyorum.
‘Ekonomik şartlar üretimi zorlaştırıyor’
Bugün özellikle bağımsız müzisyenlerin düzenli olarak sahne bulması giderek zorlaşıyor. Siz bu tabloyu nasıl yaşıyorsunuz?
Bağımsız müzisyen olmak bugün gerçekten zor. Çünkü artık sanatın değeri çoğu zaman yaptığı işle değil, ne kadar para kazandırdığıyla ölçülüyor. Kapitalist sistem sanatı da bir meta haline getirdi. Kaç takipçiniz var ne kadar reklam alıyorsunuz ne kadar tüketiliyorsunuz... Bunlar, yaptığınız müziğin önüne geçmiş durumda. Bağımsız sanatçılar büyük şirketlerin ve sponsorların desteği olmadan görünür olamıyor. Kürtçe üretim yaptığınızda ise bu görünmezlik daha da derinleşiyor. Çünkü hem piyasanın hem de bazı kültürel ön yargıların dışında kalıyorsunuz. Ama ben buna rağmen üretmeye devam ediyorum. Çünkü müzik benim için bir ticaret değil, halkıma karşı bir sorumluluğumdur. Eğer sanat sadece para kazandırdığı sürece değerli görülüyorsa, burada sanatın değil piyasanın kazandığını söyleyebiliriz.
Sahne olanaklarının sınırlı olduğu bir ortamda üretimi sürdürebilmek de ayrı bir mücadele gerektiriyor. Şarkılarınızı üretirken sizi en çok zorlayan koşullar neler? Buna rağmen üretmeye devam etmenizi sağlayan şey ne oluyor?
Şarkı üretirken en büyük zorluk ekonomik şartlar. Kayıt, mix, mastering, klip ve tanıtım gibi her aşama ciddi bütçeler gerektiriyor. Ama bence bundan daha büyük sorun görünmez engeller. Bugün dijital platformlarda bile algoritmalar çoğu zaman parası olanı öne çıkarıyor. Popüler kültür sürekli aynı isimleri, aynı tarzları dolaşıma sokuyor. Bağımsız ve toplumsal meseleleri anlatan sanatçılar ise çoğu zaman geri planda kalıyor. Ben müziğin sadece eğlendiren bir araç olmasını istemiyorum. Yaşadığımız toplumun gerçeklerini anlatan, gençlere umut veren ve onları düşünmeye sevk eden bir sanat üretmeye çalışıyorum. Bu yüzden şarkılarımda uyuşturucuya, kumara ve insanı tüketen her türlü bağımlılığa karşı açık bir tavır alıyorum. Çünkü bugün sistem, gençlere üretmeyi değil tüketmeyi, sorgulamayı değil uyuşmayı öneriyor. Ben ise müziğin gençleri hayata bağlaması, bilinçlendirmesi ve mücadeleye teşvik etmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü ben müziğin sadece eğlendirmek için değil, toplumu düşündürmek için de var olduğuna inanıyorum. Eğer bir şarkım bir insanın hayatına dokunabiliyor, onu uyuşturucudan uzaklaştırabiliyor, düşündürebiliyor ya da kendi kimliğiyle barıştırabiliyorsa benim için en büyük başarı budur. Böyle bir etki, milyonlarca dinlenmeden çok daha değerlidir.
‘Ana dilimde üretmek en temel hakkım’
Bir yandan da rap, özellikle gençler arasında en çok dinlenen müzik türlerinden biri haline geldi. Ancak Kürtçe söz konusu olduğunda kültürel ve idari engellerin hâlâ sürdüğünü görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde de Taksim’de Kürtçe konuştuğunuz için ırkçı bir müdahaleye uğradınız. Siz bugün ana dilinizde konuşmanın ve üretim gerçekleştirmenin Türkiye’deki durumunu değerlendiriyorsunuz?
Ana dilimde konuşmak ve üretmek benim için bir tercih değil, temel bir insan hakkıdır. Hiç kimse kendi dili nedeniyle kendini açıklamak zorunda bırakılmamalıdır. Taksim’de yaşadığım olay elbette üzücüydü. Ama ben bunu bütün topluma mal etmiyorum. Irkçılık bir halkın değil, ayrımcı zihniyetlerin sorunudur. Bugün hâlâ insanlar ana dillerinde konuştuklarında tepki görebiliyor ya da tedirgin hissedebiliyor. Bu durumun değişmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği farklı dillerini ve kültürlerini özgürce yaşatabilmesidir. Ben müziğimle kimseye düşmanlık üretmiyorum. Tam tersine, insanların birbirlerinin kimliğine ve diline saygı duyduğu demokratik bir toplumun mümkün olduğuna inanıyorum. Barış ancak eşitlikle ve karşılıklı saygıyla kurulabilir
Bu tartışma yalnızca müzik piyasasıyla da sınırlı değil. Kamunun kültür politikalarında da benzer örnekler karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz ay Kültür ve Turizm Bakanlığının düzenlediği Kültür Yolu Festivali’nin Van ayağında Kürt sanatçılara yer verilmemesi eleştirildi. Siz bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Van gibi Kürt kültürünün ve halkının çok güçlü olduğu bir şehirde düzenlenen bir festivalde Kürt sanatçıların yeterince yer almaması doğal olarak tartışılır. Çünkü kültür politikalarının görevi tek tip bir kültür üretmek değil, toplumun bütün renklerini görünür kılmaktır. Bugün kültür alanı da ne yazık ki zaman zaman siyaset ve piyasa arasında sıkışıyor. Oysa sanat özgür olduğunda anlam kazanır. Sanatçı, iktidarın da piyasanın da hoşuna giden şeyleri söylemek zorunda değildir. Ben meseleye sadece Kürt sanatçıların sahne alması açısından bakmıyorum. Mesele, yerel sanatçıların, bağımsız üreticilerin ve farklı kimliklerin eşit fırsatlara sahip olmasıdır. Eğer kültür festivalleri gerçekten toplumun festivali olacaksa, o toplumun bütün dillerini, bütün sanatçılarını ve bütün kültürel değerlerini kapsamalıdır. Çünkü sanat ayrıştıran değil, birleştiren bir güçtür. Demokratik bir toplumun göstergesi de farklı seslerin özgürce yan yana var olabilmesidir. Bu nedenle kültür politikalarının daha kapsayıcı, daha adil ve daha çoğulcu olması gerektiğini düşünüyorum.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et