Bir anketin gösterdikleri: Büro iş kolunda kadın emekçiler ne diyor?
Mesele, kadın emekçileri sendikaya çağırmak; onlar adına oluşturulmuş kurullarda, onların yerine karar almak değildir. Sendikayı kadın emekçilerin bulunduğu iş yerlerinden başlayarak, onların sözüyle ve iradesiyle kurmaktır.
Fotoğraflar: Evrensel
Satı Burunucu
Uzun yılların ardından üçüncü kez toplanacak KESK Kadın Kurultayı öncesinde, büro iş kolunda çalışan kadın emekçilerin çalışma yaşamındaki sorunlarını, taleplerini ve sendikal örgütlenmeye dair değerlendirmelerini ortaya koymak amacıyla bir anket çalışması gerçekleştirdik.
TBMM, Adalet Bakanlığı, vergi daireleri, SGK, İŞKUR Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği Başkanlığı ve adliyenin Ankara’da bulunan kurumlarında çalışan 105 kadından yüz yüze ve online değerlendirmeler aldık.
Çalışmaya yalnızca BES üyelerini değil; sendikalı ve sendikasız, farklı sendikalara üye, işçi, memur ve sözleşmeli gibi farklı statülerde çalışan kadın emekçileri de dahil ettik. Böylece yalnızca mevcut üyelerin değil, örgütsüz kadınların ve farklı sendika üyesi kadınların görüşlerini açığa çıkarmayı amaçladık.
Anketi kadın emekçilerin sorunlarını sıralayan bir çalışma olarak değil, kadınların sendikayla kurduğu ilişkiyi, örgütlenmenin önündeki engelleri ve nasıl bir sendikal mücadele istediklerini gösteren bir çalışma olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Bu yönüyle çalışmamızın, kadın kurultayının yanı sıra sendikaların da kadın emekçiler açısından kendilerini yeniden ele almasını gerektiren sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etmek isteriz.
Sorulara yanıt veren kadın sayısı soru bazında değiştiği için oranları her sorunun kendi yanıtları üzerinden değerlendirdik.
Kurumlar farklı olsa da sorunlar aynı talepler aynı
Kadınların açık uçlu yanıtlarını birlikte değerlendirdiğimizde sorunların farklı kurumlarda benzer biçimlerde yaşandığını görüyoruz.
En sık dile getirilen sorunların başında artan iş yükü ve personel eksikliği, eşit işe eşit ücret, ücretlerin genel olarak düşük olması, psikolojik yıpranma ve stres, mobbing ve idari baskı geliyor. Güvencesizlik, iş güvencesi talebi, cinsiyet ve statü kaynaklı ayrımcılık, kreş ve bakım sorunu da kadınların yanıtlarında öne çıkıyor. Taciz ve şiddet, çalışma ortamlarının güvenliği, ulaşım ve fiziki koşullar da dile getirilen diğer sorunlar arasında.
Bu tablo, farklı kurumlarda da çalışsalar kadınların aynı çalışma rejiminin sonuçlarıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Sözlü ya da her türden şiddete maruz kalıp kalmadıklarını sorduğumuzda her iki kadından yaklaşık biri “evet” yanıtını verdi.
Kadın olmanın çalışma yaşamını etkileyip etkilemediğini sorduğumuzda ise kadınların yüzde 71.9’u bunun çalışma hayatını doğrudan ya da kısmen etkilediğini söyledi.
Aynı kurumda farklı statüler arasında eşitsizlik bulunduğunu düşünenlerin oranının yüzde 80’in üzerinde olması da işçi, memur ve sözleşmeli çalışanlar arasındaki ücret ve çalışma koşulları farklılıklarının kadınlar açısından önemli bir sorun olduğunu gösteriyor.
Kadınlara yüklenen görünmez işler ve görevde yükselme engelleri
Ankette kadınlara görev tanımları dışında çay-kahve-yemek servisi, organizasyon ya da gayriresmi asistanlık gibi işlerin kadın oldukları için kendilerine yüklendiğini düşünüp düşünmediklerini de sorduk. Kadınların yaklaşık beşte biri bu soruya “evet” yanıtını verdi.
Görevde yükselme ve ünvan değişikliği süreçlerine ilişkin yanıtları değerlendirdiğimizde ise meselenin yalnızca doğrudan yaşanan ayrımcılıktan ibaret olmadığını görüyoruz.
Kadınların geri plana atılması, liyakat yerine eril ilişki ağlarının işlemesi, yöneticiliğin erkeklere özgü görülmesi, bakım yükü ve erkeklerin mesai dışındaki ilişki ağlarının kadınlara kapalı olması gibi yapısal nedenler öne çıkanlar arasında.
Çalışma saatleri mesai saatleri ile sınırlı değil
Kadınların yaklaşık üçte biri akşam saatlerinde veya hafta sonlarında WhatsApp, e-posta ya da telefon üzerinden iş yüküne ve takibine maruz kaldığını belirtiyor.
Süt izni, ücretsiz izin ya da mazeret izinlerini kullanırken idari baskı veya “İşleri aksatıyorsun” biçiminde suçlamalarla karşılaşıp karşılaşmadıklarını sorduğumuzda ise kadınların yüzde 41.1’i “evet” yanıtını verdi.
Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı ile ev içi işlerin kadınların üzerinde yoğunlaşmasının hem çalışma hayatını hem de sendikal mücadeleye ayrılabilecek zamanı nasıl olanaksız kıldığı açığa çıktı.
Bakım yükü kadınların sırtındayken, kamuda tasarruf adı altında kreşler, etütler, kapatılmış, servisler kaldırılmışken bu yükün gereklerini yerine getirmek istediklerinde bu kez de iş yerinde nasıl bir baskıyla karşılaştıklarını aktardılar. Yani AKP iktidarının sıkça dile getirdiği aile ile çalışma hayatının uyumluluğu propagandası kamuda dahi kadınlara patlıyor.
Peki kadınların sendikal mücadele ile ilişkisi nasıl?
Anketin asıl düşündürücü sonuçlarının burada başladığını düşünüyoruz.
Her 10 kadından 8’inden fazlası düzenli bir sendikal faaliyetin dışında.
Kadınların sendikal faaliyetlere katılımına baktığımızda yalnızca yüzde 18.6’sının faaliyetlere “her zaman” ya da “sık sık” katıldığını görüyoruz.
Buna karşılık kadınların yüzde 81.4’ü sendikal faaliyetlere ya hiç katılmıyor ya da nadiren katılabiliyor. Bu sonuç, iş yerlerindeki kadın emekçilerin büyük bölümünün sürekli bir sendikal faaliyetin dışında kaldığını gösteriyor. Bunun görmezden gelinemeyecek bir sonuç olduğunu düşünüyoruz.
Katılamayanların neredeyse tamamı “Sendikal faaliyete katılmak için zaman bulamadıklarını” dile getirdiler.
Kadınlar neden katılamıyor?
Bu soruyu doğrudan kadınlara sorduk.
Kadınların sendikal çalışmalara katılımını en fazla etkileyen başlıkların ev içi sorumluluklar (4.11/5), sendikal faaliyetlerin mesai dışında veya uygunsuz mekânlarda gerçekleştirilmesi (4.08/5) ile çocuk ve yaşlı bakımı (4.07/5) olduğunu gördük.
Bunların ardından erkek egemen sendika yönetimi anlayışı (3.38/5), sendikalara güvensizlik (3.33/5), mobbing baskısı (3.17/5) ve toplumsal cinsiyet rolleri (3.14/5) geliyor.
Burada dikkat çekici olan, kadınların sendikal mücadeleye katılımını zorlaştıran nedenlerin önemli bir bölümünün doğrudan sendikal faaliyetin nasıl örgütlendiğiyle ilgili olmasıdır.
Büro emekçisi kadın iş yerindeki mesaisini tamamlıyor, ardından bakım yükü ve ev içi işler başlıyor. Sendikal faaliyet ise çoğunlukla mesai sonrasında ve iş yerinden uzaktaki sendika binalarında yürütülüyor.
Yüz yüze görüşmelerimizde de kadınlar, istemelerine rağmen tam olarak bu nedenlerle sendikal faaliyetlere katılamadıklarını anlattılar.
Buradan kadın emekçilerin mücadeleye değil, kendi yaşamlarını hesaba katmayan mücadele biçimine uzak kaldıkları sonucunu çıkardık.
Kadınlar sendikalarının kadın çalışmalarını ne kadar biliyor?
KESK ve BES’in kadın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde de önemli sonuçlarla karşılaştık.
Kadınların yaklaşık üçte biri faaliyetler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını söyledi (yüzde 31.1). Bir başka önemli kesim, sendikalarda söylemde kadın kazanımları olmasına rağmen iş yerlerinde taciz, şiddet, ayrımcılık ve hak kayıplarının arttığını ifade ediyor (yüzde 23). Büro iş yerlerinde sendikaların kadın emekçilerle kurduğu ilişkinin yetersiz olduğu da ifade ediliyor.
Buna karşılık KESK’i kadın haklarını en aktif savunan konfederasyon olarak değerlendiren kadınların oranı yüzde 23.
Bu cevapları birlikte değerlendirdiğimizde kadınların önemli bir bölümünün ya sendikanın kadın çalışmalarından yeterince haberdar olmadığını ya da sendikanın kadın politikaları ile iş yerindeki gerçek yaşam arasında bir bağ olmadığını düşündüğünü görüyoruz.
Sendikasının kadın çalışmalarını yeterli bulanlar azınlıkta
“Sendikanızın kadın çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?” diye sorduğumuzda kadınların yalnızca yüzde 19.3’ü “evet” yanıtını verdi.
Kadınların yüzde 31.6’sı kadın çalışmalarını yetersiz bulurken, yüzde 49.1’i ise ancak kısmen yeterli görüyor. Yani kadınların yaklaşık beşte dördü sendikasının kadın çalışmalarını yetersiz buluyor.
Kadınlar daha fazla kadın yönetici istiyor ama kendileri görev almak istemiyor
Anketin en çarpıcı sonuçlarından biri temsil konusunda ortaya çıktı.
Kadınların yüzde 90.3’ü sendika yönetimlerinde daha fazla kadının yer alması gerektiğini düşünüyor. Buna karşılık kendisinin yönetim veya temsilcilik görevi almak istediğini söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 13.6.
Bu iki sonucu birlikte değerlendirdiğimizde önemli bir çelişkiyle karşılaşıyor gibiyiz.
Kadın emekçiler daha fazla kadının sendikal organlarda görev almasını istiyor ancak mevcut sendikal işleyiş içinde kendisini bu görevi üstlenebilecek, mücadelenin ve örgütün doğal bir parçası olarak göremiyor.
Bu nedenle burada asıl mesele, anlaşıldığı üzere, yalnızca kadınları yönetimlere çağırmak değil; kadınların neden görev almak istemediğini ve mevcut sendikal işleyişin bunda nasıl bir rol oynadığını tartışmaktır.
Kadınlar 'geçici destekler, açıklamalar değil, taleplerini kazanmak için sürekli bir örgütlü mücadele’ diyor
Anketin bütün sonuçlarını birbirine bağlayan en önemli cevaplardan birini, kadınların yaşadığı sorunların nasıl çözülebileceğine ilişkin soruda aldık.
Büro emekçisi kadınların yüzde 98.9’u sorunların geçici destekler, sözlü açıklamalar ve temsiliyetlerle değil; kalıcı, sürekli ve örgütlü bir kadın mücadelesiyle çözülebileceği görüşünde.
Bu sonucun anketin en açık mesajlarından biri olduğunu düşünüyoruz.
Bütün bu veriler bize ne söylüyor?
Anketin sonuçlarını birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza oldukça açık bir tablo çıkıyor.
Kadınlar iş yerinde ağır sorunlarla karşı karşıyalar; ücret ve çalışma koşullarındaki eşitsizlik, artan iş yükü, düşük ücretler, güvencesizlik, mobbing, şiddet, ayrımcılık ve bakım yükü çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmiş durumda.
Ancak bunca sorun yaşayan kadınların büyük bir bölümü sendikal faaliyetin dışında kalıyor. Sendikasının kadın çalışmalarından yeterince haberdar olmayan ya da bu çalışmaları iş yerindeki sorunlarına yanıt vermekte yetersiz bulan önemli bir kesim bulunuyor.
Bu tabloya bakarak kadın emekçilerin sendikaya ya da mücadeleye ilgisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Tam tersine sorun, kadın emekçiler ile sendikal örgütlenme arasındaki ilişkinin nerede ve nasıl kurulduğudur. Anlaşıldığı üzere kadın emekçiler gerçekte mücadeleye değil, kendi yaşamlarını hesaba katmayan mücadele biçimine uzak kalmışlardır.
Kadınların verdiği yanıtlar bize sendikal mücadelenin yalnızca sendika binalarında, mesai sonrasında gerçekleştirilen toplantılar ve faaliyetlerle sınırlı kalamayacağını gösteriyor. Kadınların günlük yaşamını, bakım yükünü, iş yerindeki sorunlarını ve çalışma koşullarını hesaba katmayan bir örgütlenme biçiminin kadınları sendikal faaliyetin dışında bırakması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Sendikalar kadın emekçilerle yeniden inşa edilmeli
Kadınların ifade ettiği engeller, çalışma ve yaşam koşulları mevcut sendikal işleyişin tamamen değişmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Toplantı saatleri, toplantı mekanları, örgütlenme yöntemleri, sendikal dil, yayınlar, eğitimler, karar süreçleri, toplu sözleşme politikaları ve temsiliyete dayalı kurullar tamamen değişmelidir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et