Ege Denizi’nde geçişler azaldı, ölüm riski arttı
2024’ten 2025’e Ege Denizi’nde geçişler neredeyse yarı yarıya azaldı. Ancak geçişler sırasındaki ölüm oranları aynı oranda düşmedi. Artık daha az insan sınırı geçmeye çalışıyor. Ancak onlar için ölüm riski artık çok daha yüksek.
Arşiv | Fotoğraf: Pixabay
Kavel Alpaslan
İzmirli genç Barış Büyüksu, daha iyi bir yaşam umuduyla Ege Denizi’ni geçerek Ekim 2022'de Yunanistan'ın Kos Adası'na ulaşır. Amacı oradan Fransa'ya doğru ilerlemektir. Ancak adada tutuklandı. Büyüksu, gayri resmi bir gözaltı merkezinde saatler süren ve ağır bir işkenceye maruz kalır. Vücuduna elektrik verilir, darp edilir. Ertesi sabah, beraberindeki diğer mültecilerle birlikte bir sala bindirilerek açık denize geri itilir. Türkiye Sahil Güvenliği tarafından Bodrum açıklarında bitkin ve bilinci kapalı halde bulunan Barış, vücudundaki kırıklar ve şiddetli iç kanama nedeniyle ambulansa yetiştirilemeden hayatını kaybeder. Otopsi raporu, ölümünün doğrudan maruz kaldığı işkenceyle bağlantılı olduğunu ortaya koyar.
Büyüksu, sınır hattında geri itilirken hayatını kaybeden tek kişi değil. Son yıllarda Yunanistan’a deniz yoluyla girişlerin azalması Avrupa’da bir ‘başarı’ hikayesi olarak gösteriliyor. Ancak bu azalmayla, geri itmelerdeki artış arasında çarpıcı bir ters orantı var. Kişiye iltica başvurusu şansı dahi vermeyen geri itme politikası, uluslararası hukukun çeşitli biçimlerde ihlali olsa da özellikle 2020’den itibaren Ege Denizi’nde sistematik bir hale geldiği görülüyor.
Öte yandan sınırın doğasındaki ‘gri nokta’, hukuki açıdan her iki ülkenin de dahil olduğu bir açmaz yaratıyor. Çoğu zaman Yunanistan ve Türkiye makamlarının topu birbirlerine attığı -hatta son dönemde topun ortada kaldığı- bir süreç işlenirken ‘geri itmeler’ bugünün de facto düzeni haline geldi.
Hukuki çerçeve ve açmaz
Büyüksu’nun yaşadığı işkenceler sonucunda hayatını kaybetmesi ve dava süreci bile sürecin hukuksuzluğunu tartışmaya açıyor. Fakat işkence ya da ölüm olmasa da geri itmeler başlı başına ciddi bir hak ihlali. İngilizce ‘pushback’ ifadesiyle bilinen ‘geri itme’ uygulaması Birleşmiş Milletler Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından şu şekilde tanımlanıyor:
“Devletler tarafından, bazen üçüncü ülkeler veya devlet dışı aktörlerin de dahil olduğu, göçmenlerin ve sığınmacıların, insan hakları koruma ihtiyaçlarına ilişkin bireysel bir değerlendirme yapılmaksızın, uluslararası bir sınırı geçmeye çalıştıkları veya geçtikleri ülkeye, bölgeye veya denize özetle geri gönderilmesiyle sonuçlanan tedbirler.”
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Göç Komisyonu’ndan Avukat Duygu İnegöllü, geri itmelerin çeşitli açılardan uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini hatırlatıyor. İnsanların; herhangi bir bireysel değerlendirme yapılmaksızın, iltica başvurusu yapma imkânı tanınmaksızın ve karşılaşacakları riskler araştırılmaksızın sınır dışına çıkartıldığını hatırlatan İnegöllü, bu uygulamaların geri gönderme ilkesini, yaşam hakkını, işkence yasağını, etkili başvuru hakkını ve toplu sınır dışı yasağını ihlal ettiğini vurguladı;
“Üstelik geri itmeler çoğu zaman tamamen kayıt dışı yürütülüyor. Resmi işlem tesis edilmiyor; insanlar, gözaltına alındıkları dahi inkâr edilerek sınır dışına çıkarılıyor. Böylece devlet hem hukuka aykırı işlem yapıyor hem de o işlemi yargısal denetimden kaçırıyor.”
Avukat Duygu İnegöllü
ÇHD’nin Göç Komisyonu; geri gönderme merkezlerinde, barınma merkezlerinde ve sınır bölgelerinde yaşanan hak ihlallerini takip ediyor, hukuki destek sağlıyor, raporlar hazırlıyor ve stratejik davalar yürütüyor.
Büyüksu’nun dosyası da bunlardan biri. “Özellikle son yıllarda çalışmalarımız işkence, kötü muamele, keyfi özgürlükten yoksun bırakma, zorla geri gönderme, geri itmeler ve adalete erişim engelleri üzerinde yoğunlaştı” diyen İnegöllü ‘bu davaların bireysel olmadığını, giderek kurumsallaşan bir hak ihlali rejimini görünür kıldığını’ dile getirdi.
Tıpkı Büyüksu’nun davasında olduğu gibi, geri itmelerde yaşanan hak ihlalleri iki yakada eş güdümlü bir hukuk mücadelesi gerektiriyor. ÇHD’nin Göç Komisyonu bu tür dosyalarda Yunanistan’daki meslektaşlarıyla birlikte çalışıyor. Midilli Hukuk Merkezi (Legal Center Lesvos - LCL) bu anlamda karşı kıyıda en etkin çalışma yürüten ekiplerin başında geliyor.
Yunanistan’a, özellikle de Midilli Adası’na gelen ilk büyük göç dalgasının yaşandığı dönemin hemen ardında kurulan LCL, Ağustos 2016'dan bu yana göçmenlere ücretsiz hukuki yardım sağlıyor. Kurum, bireysel hukuki destek vermenin yanı sıra, Yunanistan Hükümeti, Avrupa Birliği (AB) üye devletleri ve Avrupa kurumlarını hesap verebilir kılmak için savunu, stratejik dava ve raporlama çalışmaları yürütüyor.
Geri itme, sınır dışı değil denize terk etmek demek
LCL Avukatlarından Vasilis Psomos, geri itmelerin sonrasında yaşanan uygulamalara dikkat çekiyor; “Geri itmelerin Ege'de uygulandığı şekliyle, insanların yalnızca sınır ötesine sınır dışı edilmesi değil, aynı zamanda kıyıya ulaşma imkanı olmaksızın denizde terk edilmesi özellikle zalimce ve hedefe yönelik bir uygulamadır ve işkence teşkil eder."
Hukuka neden aykırı olduğunu somutlaştıran Psomos, geri itmelerin ihlal ettiği hakları şöyle sıralıyor; “Özellikle insanların denizde terk edildiği veya hayati tehlikeye maruz bırakıldığı durumlarda yaşam hakkı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında işkence ve insanlık dışı-aşağılayıcı muamele yasağı; Uluslararası Deniz Hukuku kapsamında denizde tehlike halindeki kişileri kurtarma yükümlülüğü; sınır dışı öncesi keyfi gözaltına alınan kişiler için özgürlük ve güvenlik hakkı; kişilerin usullere erişimi ve aileleriyle iletişim kurması engellendiğinde özel ve aile hayatına saygı hakkı; Sınır dışı işlemine itiraz etme imkanı tanınmadığı için etkili başvuru hakkı; Sınır uygulamalarının kişileri milliyet veya göçmen statüsü temelinde orantısız şekilde etkilediği durumlarda ayrımcılık yasağı."
Legal Center Lesvos
LCL Avukatı, ÇHD’li meslektaşının vurguladığı gibi geri itmelerdeki birden fazla hak ihlali nedeniyle ciddi hukuki açmazların ortaya çıktığına dikkat çekiyor; "Geri itmeler, ‘geri göndermeme’ ilkesiyle, yani kişiyi zulüm, işkence veya insanlık dışı muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı bir yere gönderme yasağıyla doğrudan çelişir. Ayrıca toplu sınır dışı yasağını da ihlal eder. Zira devletler kişilerin her birinin bireysel durumunu incelemeden gruplar halinde sınır dışı edemez."
Ege'de sistematik şiddet
Veriler, geri itmelerin izole vakalar olmadığını, sistematik bir politika olduğunu gösteriyor. Sınır bölgelerinde mültecilere ve göçmenlere insani yardım ulaştıran sivil toplum kuruluşu Collective Aid'in raporuna göre 2024-2025 arasında 96 bin 913 kişi geri itmeler gibi uygulamalardan etkilendi. Bu rakamın içerisinde 24 bin 876 çocuk da var. Yaşamını yitirenler ve kayıp görünen 263 kişiden 54’ünün ölümü doğrudan Yunanistan Sahil Güvenliği’nin geri itme operasyonları sırasında gerçekleşti.
Yine Collective Aid'in verilerine göre 2025 yılında 2024 yılına göre, geçiş yapmaya çalışan kişi sayısı yüzde 58 oranında azaldı. Etkilenen kişi sayısı 68 binden 28 bine, çocuk sayısıysa 17 binden 7 bine düştü. Ancak ölümlerde benzer bir düşüş yaşanmadı. 2024'te 113 kişi hayatını kaybederken, 2025'te bu sayı 99 oldu. Kayıp kişi sayısıyla birlikte toplam can kaybı 263'ten 214'e geriledi.
Yani geçişler neredeyse yarı yarıya azalmasına rağmen, ölüm oranındaki bu düşüş yalnızca bir istatistiksel sapma olarak değerlendirilemeyecek kadar küçük. Başka bir deyişle insanlar sınırı artık daha az geçmeye çalışıyor ama geçmeye çalışanlar için ölüm riski çok daha yüksek.
Veriler kadar, bu verilerin arkasındaki yöntemler de geri itmelerin sistematik doğasını ortaya koyuyor. Yıllardır Ege'deki geri itmeleri belgeleyen LCL görevlisi Annabella O'Sullivan, sahadan derledikleri yöntemleri şöyle sıralıyor:
Bir Yunan adasına ulaşmış kişilerin maskeli veya sivil giyimli kişilerce kaçırılması, botlara bindirilerek denize geri götürülmesi ve Türkiye deniz sınırına yakın bir noktada terk edilmesi. Mülteci botlarının Yunan Sahil Güvenliği tarafından denizde durdurulması, ardından tehlikeli manevralarla Türk sularına geri itilmesi; motorların devre dışı bırakıldığı, botlara zarar verildiği ve insanların akıntıda bırakıldığı olayları belgeledik. Motoru, dümen mekanizması veya iletişim imkanı olmayan şişme turuncu can sallarının kullanılması. İnsanlar Yunan Sahil Güvenliği tarafından bu can sallarına aktarılarak denizde terk ediliyor.
- Gayri resmi gözaltı yerlerinde veya Yunan Sahil Güvenlik gemilerinde keyfi gözaltı, ardından zorla uzaklaştırma.
- LCL'ye göre bu yöntemler rastgele veya bireysel memurların inisiyatifiyle yapılmıyor; “Bunlar münferit olaylar veya bireysel memurların eylemleri değil. Yöntemlerin tutarlılığı, yıllar boyunca aynı uygulamaları belgeleyen çok sayıda ifade ve devlet yetkililerinin tekrarlanan müdahalesi, Yunanistan sınırlarında sistematik bir yasa dışı sınır dışı politikasını gösteriyor.
- O'Sullivan, 2016'dan sonra ve özellikle 2020'den itibaren Ege Denizi'nde sistematik geri itme kullanımında önemli bir artış yaşandığını ve buna Yunan Sahil Güvenliği'nin giderek daha şiddetli yöntemlerinin eşlik ettiğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından paylaşılan bilgiler bu açıklamayı doğruluyor. Kayda geçen şiddet uygulamalarıysa bunun ancak geri itmelerdeki artan insan hakları ihlalleriyle mümkün olduğunu kanıtlıyor.
Yunanistan merkezli Parapolitika’nın haberine göre 3 Şubat 2026'da Sakız açıklarında Yunanistan Sahil Güvenliği teknesinin bir mülteci botuyla çarpışması sonucu 15 kişi hayatını kaybetti. Olay sırasında Sahil Güvenlik kameraları kapalıydı. Hayatta kalan bir görgü tanığı suçlanırken, hiçbir Sahil Güvenlik görevlisi hakkında soruşturma açılmadı.
2020 sonrası deniz yoluyla girişlerdeki düşüş, geri itmelerdeki artışla doğru orantılı | Kaynak: UNHCR
LCL’nin geri itmeleri haritalandırdığı çalışma 2025’ten başlayarak Temmuz 2026’ya kadar geri itmelerin gerçekleştiği yerleri işaretliyor. Kurumun web sitesinde yer alan interaktif bir harita, Ege Denizi'nde yıllar içinde yaşanan ölümcül sınır geçişlerini nokta nokta gösteriyor.
O'Sullivan, "Bu ölümleri coğrafi olarak yoğunlaştıkları yerlerde görmek, sınır şiddetinin sonuçlarını görmezden gelmeyi imkânsız kılıyor. Harita, geri itmelerin yalnızca bir hak ihlali değil, aynı zamanda insanları ölüm riskiyle karşı karşıya bırakan bir uygulama olduğunun çarpıcı bir hatırlatıcısı" sözleriyle bu haritanın önemini özetliyor.
Haritadan bir görüntü | Kaynak: LCL
Geri iterken çalınan milyonlar
Bu şiddet ve geri itme pratiğinin yalnızca insan hayatıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sistematik bir yağma olduğunu gösteren çarpıcı bir başka araştırma da var. Solomon ve El País gazetelerinin ortak araştırması, Yunan güvenlik güçlerinin geri itmeler sırasında sığınmacılardan en az 2 milyon Euro'dan fazla para çaldığını ortaya koydu.
Stavros Malichudis ve Andres Mourenza tarafından yapılan araştırmaya göre, 2017-2022 yılları arasında belgelenen 374 geri itme vakasının analizi yağmanın giderek sistematik bir taktiğe dönüştüğünü gösteriyor. 2017'de geri itme vakalarının yalnızca yüzde 11'inde para çalındığı rapor edilirken, bu oran 2022'de yüzde 92'ye fırladı.
Yunanistan Ulusal İnsan Hakları Komisyonu'nun (GNCHR) raporu da bu verilerle paralel bilgilere sahip: Vakaların yüzde 93'ünde mağdurların eşya ve paralarının ellerinden alındığı belirtiliyor.
Geri itmeler esnasında 2016-2022 yılları arasında artan para çalma olayları | Kaynak: El Pais - Solomon
ÇHD’den İnegöllü, konunun yağma boyutunu şöyle özetliyor; "Geri itmeler yalnızca insanların sınırın öte tarafına gönderilmesi değildir. Bu süreçte insanlar darp ediliyor, soyuluyor, telefonlarına ve paralarına el konuluyor, işkence görüyor, can sallarına bindirilerek denizin ortasında ölüme terk ediliyor. Botların batırıldığı, insanların yüzmeye zorlandığı ve yaşamını yitirdiği çok sayıda vakayla karşılaşıyoruz."
El Pais ve Solomon'un araştırmasına göre, cep telefonları ve diğer değerli eşyalar da sistematik olarak gasp ediliyor. Kaynaklar, sınır muhafızlarının en iyi cihazları kendi çocuklarına verdiğini, hatta okullarda "Kaçak göçmenlerden aldık" diyerek telefonlarını gösterip arkadaşlarına hava attıklarını aktarıyor. Aktarılan grafikte cep telefonu çalınma oranının paraya göre çok daha yüksek oluşu dikkat çekiyor.
Geri itmeler esnasında 2016-2022 yılları arasında artan cep telefonu çalma olayları | Kaynak: El Pais - Solomon
Bu araştırmada başvurulan Frontex kaynakları da geri itmelerin artık ‘normalleştiğini’ ve şiddet ile aşağılayıcı uygulamalarda ‘büyük bir tırmanış’ yaşandığını doğruluyor.
Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (Frontex), AB üye ülkelerinin dış sınırlarındaki operasyonları koordine etmek ve Schengen bölgesinin sınır güvenliğini sağlamakla görevli kurum. Frontex, Ege’de geri itmelere ve insan hakları ihlallerine göz yumduğu iddiasıyla eleştiriliyor.
Türkiye’nin değişen tutumu
Geri itmelerde Türkiye’nin de şüphesiz önemli bir rolü var. Türkiye, AB ile yapılan anlaşma çerçevesinde davransa da olayları ele alış şekli sabit kalmıyor. O'Sullivan, Türkiye’deki resmi makamların yıllar içinde değişen tepkisine dikkat çekiyor;
“Önceki yıllarda Türkiye Sahil Güvenliği geri itme olaylarını web sitesinde düzenli olarak belgeliyor ve İngilizce-Türkçe ayrıntılı raporlar yayınlıyordu. Ancak özellikle son bir yılda, Yunanistan Sahil Güvenliği tarafından gerçekleştirilen olayları açıkça 'geri itme' olarak tanımlayan kamuoyu açıklamalarında belirgin bir azalma görüyoruz. Benzer olaylar giderek daha fazla 'kurtarma' veya 'denizde yaşanan olay' olarak raporlanıyor, doğrudan sorumluluk atfedilmiyor.”
O'Sullivan’a göre mevcut durum, AB-Türkiye arasındaki siyasi ilişkiden büyük ölçüde etkileniyor ve bu ilişki, geri itmelerin kamuoyunda nasıl ele alındığı üzerinde doğrudan bir öneme sahip;
"İnsanlar Ege'de Yunanistan tarafından durdurulmaya ve yasa dışı şekilde Türkiye'ye geri gönderilmeye devam ederken, bu olayların kamuoyuna nasıl sunulduğu siyasi iklime bağlı olarak değişiyor. LCL perspektifinden bakıldığında, değişmeyen şey siyasi söylem değil, adalara ulaşan ve Yunanistan'a girmeye çalışan insanların deneyimleridir."
ÇHD'den İnegöllü ise Türkiye'nin yalnızca Ege'de değil, kendi sınırlarında da benzer ihlalleri uyguladığını hatırlatıyor; "Türkiye tarafında da ihlaller devam ediyor. Özellikle İran sınırında çok sayıda insan geri itiliyor ve donarak ölüyor.
Sorumluluğu dışsallaştırma çabası
Geri itmeleri Türkiye-Yunanistan özelinde tartışmak, konunun gizli öznesi AB’nin rolünü gözden kaçırma riski demek. Tıpkı O’Sullivan gibi İnegöllü de burada ‘üçüncü’ tarafın belirleyici rolünü tarif ediyor.
“Bugünkü geri itme rejimi yalnızca Yunanistan’ın ya da Türkiye’nin politikası değildir. AB yıllardır göç yönetimini kendi sınırlarının dışına ihraç ediyor” diyen İnegöllü, 2016‘daki AB-Türkiye Mutabakatı ile başlayan süreçte Türkiye’nin fiilen Avrupa’nın tampon bölgesi haline getirildiğini söylüyor;
“Avrupa sınırına ulaşan insanlar Yunanistan tarafından hukuka aykırı biçimde geri itiliyor. Türkiye ise geri gönderme merkezleri, barınma merkezleri ve zorla geri dönüş mekanizmalarıyla bu zincirin diğer halkasını oluşturuyor.”
İnegöllü’ye göre son olarak kabul edilen Avrupa Birliği Göç ve İltica Paktı da bu güvenlikçi yaklaşımı daha da derinleştiriyor çünkü “Artık temel amaç iltica hakkını korumak değil, insanların Avrupa’ya ulaşmasını engellemek”.
AB ülkelerinin sınır kontrollerini, iltica ve geri gönderme süreçlerini uyumlu hale getirerek göç yönetimini merkezileştirmeyi amaçlayan Avrupa Birliği Göç ve İltica Paktı, 2024'te kabul edilip 2026'da yürürlüğe girdi. Pakt, sığınma hakkını korumaktan çok dış sınırlarda hızlandırılmış geri göndermeyi ve caydırıcılığı merkeze alıyor. Bu şekilde hem sınırlar kapatılıyor hem de sorumluluk dışsallaştırılıyor.
Bu gelişmelerden yola çıkarak İnegöllü bugün yaşananları ‘iki devlet arasındaki teknik bir sınır yönetimi değil; insan haklarını ikinci plana atan ortak bir göç rejimi’ şeklinde tarif ediyor.
Cezasızlık ve sistemin yüzü
Geri itmelerin en ağır sonuçlarından biri, yaşam hakkının ihlali. Ancak ölüm ve işkence kadar yıkıcı olan bir başka boyut daha var: Cezasızlık. On binlerce insanın maruz kaldığı sistematik şiddet, yüzlerce tanık ifadesi, uluslararası kuruluşların raporları ve gazetecilik soruşturmalarına rağmen, bugüne kadar Yunanistan'da geri itmelerden dolayı hiç kimse hesap vermedi. LCL Avukatı Psomos, bu durumun hukuki boyutunu şöyle özetliyor;
“Geri itmelerin yarattığı en önemli hukuki sorunlardan biri, insanları hukukun korumasının dışına çıkarmasıdır. Bireyler kayıt işlemlerini yaptırmaktan, iltica prosedürlerine erişmekten ve sınır dışı işlemine itiraz etmekten alıkonulduğunda, başvurmaları gereken yasal güvencelerden mahrum bırakılmış oluyorlar.”
Psomos'a göre, son yıllarda Yunanistan'da göç mevzuatındaki sürekli reformlar, hakların giderek kısıtlandığı değişken bir yasal çerçeve oluşturdu. Bu durum yalnızca koruma arayan insanları değil, aynı zamanda ihlalleri belgelemeye ve yardım sağlamaya çalışan avukatları, STK'ları ve insan hakları savunucularını da etkiliyor.
ÇHD'li İnegöllü ise işin daha da vahim bir boyutuna dikkat çekiyor: ihlalleri ortaya çıkarmaya çalışanların yargılanması. "Bugün en büyük sorunlardan biri yalnızca işkencenin varlığı değil, işkencenin cezasız bırakılmasıdır. Geri gönderme merkezleri ve barınma merkezleri bağımsız denetime kapatılıyor. İşkence iddiaları etkili biçimde soruşturulmuyor. Yargı mekanizmaları çoğu zaman idarenin işlemlerini gerçek anlamda denetlemiyor. Daha da vahimi ise, bu ihlalleri ortaya çıkarmaya çalışan avukatların yargılanması. Bizler geri gönderme merkezlerinde müvekkillerimize ulaşmaya, işkence iddialarını belgelemeye ve hukukun uygulanmasını sağlamaya çalışırken soruşturmalar ve davalarla karşı karşıya kalıyoruz. Yani aynı sistem hem işkenceyi gerçekleştiriyor hem bağımsız denetimi engelliyor hem de işkenceyi belgeleyen savunmayı yargılıyor.”
İnegöllü, bu tabloyu tamamlayan bir başka noktaya daha dikkat çekiyor: Geri itmeler sınırda bitmiyor. Yunanistan'dan geri itilen ve kurtulan insanlar, Türkiye'de başka bir sürecin içine giriyor; "Yunanistan'dan itilen insanlar kurtulsa bile burada korkunç bir sürece sokuluyor. Geri gönderme merkezlerinde insanlar aylarca kapalı tutuluyor, sürekli farklı illere sevk edilerek avukatlarından koparılıyor, 'gönüllü geri dönüş' belgelerini imzalamaya zorlanıyor. Birçok vakada işkence ve kötü muamele, geri dönüşü kabul ettirmenin bir yöntemi olarak kullanılıyor."
Ona göre geri itme, sınırda başlayan ve Türkiye'deki geri gönderme merkezlerinde devam eden bütünlüklü bir hak ihlali zinciridir; "Dolayısıyla geri itme yalnızca sınır çizgisinde yaşanan bir ihlal değildir. Sınırda başlayan, geri gönderme merkezlerinde devam eden ve zorla geri dönüşle tamamlanan bütünlüklü bir hak ihlali zinciridir."
Bu tablo, geri itmelerin yalnızca sınırda yaşanan bir ihlal olmadığını, aynı zamanda bu ihlalleri görünür kılmaya çalışanları da hedef alan bütünlüklü bir baskı mekanizması olduğunu gösteriyor. Psomos, yaşananları Türkiye-Yunanistan arasındaki bir hukuk mücadelesi olarak değil, AB'nin dış sınırlarında hesap verebilirliğin sağlanamaması olarak tanımlıyor;
"Hukuki perspektiften bakıldığında, yükümlülükler zaten açıktır. Devletlerin uluslararası ve Avrupa hukuku kapsamında görevleri vardır. Zorluk, yasal standartların olmaması değil, bunları uygulayacak siyasi iradenin olmamasıdır. Bugüne kadar, yıllarca süren belgelere, sivil toplumun, UNHCR'ın ve diğer AB kurumlarının kanıtlarına rağmen, Yunanistan'da geri itmelerden dolayı hiç kimse hesap vermedi."
“Ölümler belgelendi, failler belirsiz”
Barış Büyüksu'nun Kos'ta gördüğü işkence, can salında Ege'nin sularına terk edilişi ve ambulansa yetiştirilemeden hayatını kaybedişi bu sistemin insani bedelini gözler önüne seriyor.
Otopsi raporunun ortaya koyduğu gibi ölümü doğrudan maruz kaldığı işkenceyle bağlantılıydı. Dosya Türkiye'den Yunanistan'a gönderildi ama Yunanistan'da ‘kayıp’ ilan edildi, bu nedenle failler hakkında ne Türkiye ne de Yunanistan'da etkin bir soruşturma yürütüldü.
Bugün Ege'de geri itmeler, milyonlarca Euro'luk yağmalar, işkenceler ve ölümler, Avrupa'nın ‘göçle mücadele’ adını verdiği politikaların olağan parçaları haline geldi. AB'nin sınırlarını kapatan, sorumluluğu dışsallaştıran ve insan haklarını ikinci plana atan bu rejim, her gün başka insanların hayatlarını tüketmeye devam ediyor.
İnegöllü'nün de belirttiği gibi, bugün mesele yalnızca mültecilerin hakları değil. Savunma hakkının, hukuk devletinin ve insan hakları mücadelesinin geleceği söz konusu. Tüm kanıtlara, tanıklara ve raporlara rağmen sistem işlemeye, cezasızlık hüküm sürmeye devam ediyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et