Yayınevi emekçisi anlatıyor: Yayıncılıkta da patronların şiarı ‘az zamanda çok kâr’
Artan maliyetler ve Amazon gibi büyük platformların yarattığı rekabet, bağımsız yayıncı ve kitabevlerini zorlarken yayın emekçilerinin çalışma koşullarını da ağırlaştırıyor.
Fotoğraf: Tumisu/Pixabay
Zeynep Algedik
[email protected]
Türkiye’de bir yandan artan kağıt, basım ve dağıtım maliyetleri; diğer yandan Amazon gibi büyük satış platformlarının sunduğu yüksek oranlı indirimler bağımsız kitabevleri ve yayıncıları sıkıştırıyor.
Görüştüğümüz freelance çalışan bir editör yayıncıların yaşadığı zorluklara, Amazon’un sektörde yarattığı dönüşümden editoryal süreçlere ve yayın emekçilerinin taleplerine kadar sorularımızı yanıtladı.
Sence kitap fiyatları yüksek mi? Bunu neye bağlıyorsun?
Açıkçası bir süredir kitapların fiyat etiketi üzerinde gördüğüm rakam kitabın ne kadar pahalı olduğundan çok alım gücümüzün ne kadar düşük olduğunu anımsatıyor bana. Kitabın raflarda yerini alabilmesi için ortaya konan zihin emeğinden basım ve dağıtıma kadar uzanan sürecin bir ayağında editör olarak ben de yer aldığımdan etikete yansıyan fiyatın neyin sonucu olduğunu az çok tahmin edebiliyorum. Artan kağıt maliyetleri, basım ve dağıtım bedeli, telif ödemeleri, yayınevlerinin ve sonrasında kitapçıların ayakta kalabilmek adına koyduğu kâr payı derken ortaya çıkan sonucu bir editör olarak ‘yüksek’ değil, ‘olağan’ buluyorum sanırım. Ancak bir okur olarak elimin gittiği, merak ettiğim her kitabı alabiliyor muyum diye soracak olursanız, hayır, gücüm yetmiyor. Bence temel sorun da burada doğuyor. Ekonomik kriz ortamında okur kültürel ürünlere erişmekte ne kadar zorlanıyorsa bağımsız yayıncılar da ayakta kalabilmek adına adeta can çekişiyor. Fiyat etiketine baktığımızda da çoğu zaman gördüğümüz ne yazık ki ne yayıncıya/kitapçıya rahat bir nefes aldıracak kadar yüksek ne de okurun ekonomik kaygı duymadan, dilediğince alışveriş yapabilmesine müsaade edecek kadar düşük bir rakam oluyor.
Kitap tanıtımı, kitabın kendisinden önce geliyor
Remzi Kitabevi gibi kitabevlerinin kapanmasını, Amazon üzerinden kitap satışlarının yükselişini nasıl değerlendiriyorsun? Yayıncılık sektöründe nasıl bir dönüşümden söz edebiliriz?
Amazon gibi büyük tekeller, bağımsız yayıncı ve kitapçıların kepenklerini açık tutabilmek adına kendilerine ayırdığı payı fiyatlara yansıtmaya gerek duymayacak sermaye gücüne sahipler tabii. Bu sebepten, örneğin Remzi Kitabevi’nde etiket fiyatı 500 lira olan bir kitap Amazon üzerinden 300 liraya temin edilebiliyor. Yüz binlerce, hatta milyonlarca insanın gündelik hayatını ‘Nereden artırsam kârdır’ düsturuyla yaşamak zorunda kaldığını düşündüğümüzde kitap satışının Amazon gibi online adresler üzerinden daha çok gerçekleşmesi, elbette şaşırtıcı bir sonuç olmuyor. Öte yandan Bağdat Caddesi’ndeki Remzi Kitabevi gibi şehrin simgesi olmuş kültürel mekanlarının yitirilmesi çok acı.
Yayıncılık sektörü, diğer tüm sektörler gibi dijital çağ doğrultusunda değişiyor, dönüşüyor, yenileniyor şüphesiz. Herhalde kitabın tanıtımının yeri geldiğinde kitabın kendisinden dahi önemli olduğu başka bir dönem olmamıştır. Yahut PDF’nin matbu basımdan daha çok rağbet gördüğü… Ben bütün bu dijitalleşmenin karşısında, ne olursa olsun, günün sonunda fiziki bir obje olarak kitabın yitirilmeyeceğini düşünenlerdenim. Türkiye’de yayıncılık hem ekonomik kriz hem de dijitalleşme karşısında verdiği bu sınavdan nasıl çıkacak, onu da sanırım hep beraber tanık olup göreceğiz.
"‘Hızlıca elden çıkaralım’ gözüyle hazırlanan pek çok ‘çok satan’ var"
Bu dönüşümün yansımaları açısından öncelikle editörlük niteliğine bir etkisi var mı? Yayınevleri, kitapların editoryal süreçlerine verdikleri önemi azaltıyor mu?
Yayınevleri, elbette, daha çok kitap satmayı, dolayısıyla daha çok kitap basmayı hedefliyor. Ben freelance çalışan bir editör olarak çalıştığım yayınevlerinin editoryal süreçlere eskisine kıyasla daha az önem verdiğini düşünmüyorum. Fakat bunu tüm sektöre, bütün yayınevlerine genellemek de gerçekçi olmayacaktır. ‘Hızlıca elden çıkaralım’ gözüyle hazırlanan pek çok ‘çok satan’ var, okur da elbette ayırt edebiliyor bunu. Üstündeki fontun ortalanmadığı kitap kapaklarından tutun da bir sürü imla ve bilgi hatasıyla yayıma giren eserlere kadar… Örneğin, hatalı bir basımda gözler ilk olarak kitabın editörüne (duruma göre çevirmene, hatta belki de yazara) çevrilir ama ne yazık ki işin arka yüzünde son kontrolü layığıyla yapmaya yetmeyecek, en hafif tabirle ‘gerçekçi’ olmayan bir teslim tarihi de olabiliyor. Pek çok bağımsız yayıncının, hâlâ, nitelikli bir yayıncılık sergilemek adına canla başla, adeta dişinden tırnağından artırarak çalıştığı düşüncesindeyim ancak her sektör gibi yayıncılık sektörü de ‘az zamanda çok kâr’ şiarıyla hareket eden patronlardan da azade değil.
En yakıcı talep insanca bir ücret
Bu dönüşüm yayınevi emekçilerinin çalışma koşullarına nasıl yansıyor? Sizin talepleriniz neler?
Yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu kriz, yayınevi emekçilerini de doğrudan etkiliyor elbette. Maalesef sektör genelinde çevirmenler, editörler, düzeltmenler, tasarımcılar oldukça düşük ücretlerle çalışıyor. Öte yandan işsizlik, tüm can alıcılığıyla önümüzde duruyor. İş bulabilmek zor, bulduğun işten aldığın ücretle geçinebilmekse belki de daha zor. Bu tablo içinde en yakıcı talep de haliyle, insanca bir ücret oluyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et