Ucuz kitabın ağır faturası: Hızlı kargo ve sömürüsüyle Amazon
Sosyal medyada yeniden gündem olan, kitapçılar ile elektronik mecralar arasındaki fiyat farkları yeniden tartışma başlattı. Ancak Amazon’un “ucuz” sisteminin arkasında yayıncıyı iflasa, depo işçilerini ise insanlık dışı çalışmaya iten zincir var.
Ahmed Ziya Aydın
Birkaç gün önce sosyal medyada bir okurun paylaştığı fatura karşılaştırması, Türkiye’de uzun süredir tartışılan kitap fiyatları ve yayıncılık meselesini yeniden alevlendirdi. Bir kitabevinden 2 bin 150 TL’ye alınan 4 kitabın Amazon üzerinde 1455 TL’ye satıldığını gösteren paylaşım, aradaki 695 TL’lik farkı gözler önüne serdi.
Artan enflasyon, kağıt ve telif maliyetleriyle yayıncılık yapmak ise gittikçe zorlu bir hâle geliyor. Benzeri sebeplerle alım gücü eriyen okurlar da fiziksel kitapçılardan, sahaflardan uzaklaşıp PDF’lere ya da e-ticaret devlerine yöneliyor. Ancak tek tıkla sepete eklenen “ucuz” kitapların ardında agresif bir üretim-dağıtım ağı ve emek sömürüsü yatıyor.
Yoğun çalışma temposu ve ekonomik zorluklar
Kitapseverlerin neden hızla dijital platformlara yöneldiğinin yanıtını somut veriler de veriyor. Geçtiğimiz sene Amazon Türkiye ve VeriNays Araştırma ortaklığıyla 1500’ü aşkın katılımcıyla yapılan “Türkiye’nin online kitap alışverişi alışkanlıkları araştırması”, okurun içinde bulunduğu sıkışmışlığı net biçimde ortaya koyuyor:
Araştırmaya göre, hem mağaza hem de internetten alışveriş yapanların yüzde 78’i ağırlıklı olarak çevrim içi kanalları tercih ediyor. Çevrim içi alışverişe yönelmenin en temel gerekçesi ise yüzde 68 ile “uygun fiyat”. Katılımcıların yüzde 89’u e-ticaretin kitapları “Maddi açıdan daha ulaşılabilir kıldığını”, yüzde 92’si ise kitaba erişimi kolaylaştırdığını vurguluyor.
Aynı verilere göre okurların yarısı geçmişe kıyasla daha az kitap okuyabildiğini belirtirken, bunun başlıca nedenleri olarak sırasıyla zaman bulamama, iş hayatının yoğunluğu ve kitap fiyatlarındaki artış gösteriliyor. Gün boyu ağır mesai temposu altında çalışan okur, kitapçı gezmeye vakit bulamıyor; kira, beslenme, ulaşım gibi temel gereksinimlerin ekonomik yükü altında eziliyor. Bu sebeple de platformların sunduğu “hızlı teslimat” (yüzde 63) ve “kampanyalı ucuz fiyat” (yüzde 61) vaadine sığınıyor.
Tekeller ve yıkıcı fiyatlandırma
Verilerin gösterdiği bu tablo, aynı zamanda sistemsel bir yönlendirmeye işaret ediyor. Amazon gibi sermaye devlerinin sunduğu devasa indirimler ise bir lütuf değil. Tekelleşmenin sonucu olarak sermaye devleri zararına veya sıfır kâr marjıyla satış yaparak yerel pazarın dengesini altüst ediyor, ürün fiyatlarını rakiplerinden daha düşük tutup pazarda tek odak haline geliyor. Çeşitli kaynaklarda ise bu “yıkıcı fiyatlandırma” (predatory pricing) olarak da adlandırılıyor.
Bazı ülkelerde kitapçıları korumak adına uygulanan “Kitapta sabit fiyat yasası” ile bu sorunun önü kesilmeye çalışılsa da Türkiye’de bunun bulunmaması yerli kitapçıların birer birer uluslararası sermaye tekellerine kurban gitmesine zemin hazırlıyor.
Ucuzluğun arka planı
Bir diğer taraftan sepete “indirim” ve “ertesi gün teslimat” konforu olarak yansıyan sistemin faturası, işçilere kesiliyor. Şirketin hem dünyada hem de Türkiye’deki sicili, ağır çalışma koşulları ve somut işçi direnişleriyle hafızalardaki yerini koruyor.
Bunlardan ilki New York Staten Island’daki dev JFK8 deposunda çalışan işçilerin, salgın döneminde yetersiz hijyen koşullarına, dakikası dakikasına takip edilen “Time off Task” (görev dışı zaman) baskısına ve ağır çalışma temposuna karşı Amazon İşçi Sendikasını (ALU) kurması olmuştu. Amazon’un milyonlarca dolarlık “sendika kırma” kampanyasına ve zorunlu sendika karşıtı toplantılarına rağmen işçiler, 2022’de sendikayı resmen kurdu.
İşçilerin tuvalete gitmesine bile izin verilmiyor
İngiltere’nin Coventry kentindeki Amazon deposunda (BHX4) çalışan yüzlerce işçi ise, GMB Sendikası çatısı altında saatlik sadece 50 penilik sembolik zam teklifine ve insanlık dışı hız kotalarına karşı ilk resmi Amazon grevini başlattı. İşçiler, tuvalete gitmelerine dahi izin verilmeyen katı bir denetim mekanizmasına mahkum edildiklerini tüm dünyaya duyurdu.
Bir diğer örnek ise “Make Amazon Pay” Koalisyonu. UNI Global Union ve Progressive International öncülüğünde örgütlenen koalisyon, her yıl şirketin en çok kâr ettiği “Black Friday” döneminde Almanya (ver.di sendikası), İtalya, İspanya, Fransa ve Bangladeş dahil 30’dan fazla ülkede eş zamanlı eylemler düzenliyor. Eylemler yalnızca ücret zammı talep etmiyor; aşırı karbon salımını, vergi kaçırma meselesini ve sendikasızlaştırmayı da hedef alıyor.
Tükenmiş hisseden işçiler
Bu sömürü çarkının Türkiye’deki ayağı da Amazon’un Tuzla deposunda çalışan MS hastası İşçi Mehmet Şahin’i intihara sürükleyen sürecin arkasındaki ağır çalışma koşulları, sistematik mobbing ve sendikal baskılarla gün yüzüne çıkmıştı. Amazon’un ağır çalışma koşullarıyla intihara sürüklenme örnekleri Türkiye’yle sınırlı da değil.
New York Şehir Üniversitesi (CUNY) tarafından yapılan araştırmaya göre, 2013-2018 yılları arsında ABD’deki 48 Amazon deposundan beş yıl içinde en az 207 kez 911 arandı. İntihar girişimleri, düşünceleri veya ciddi mental çöküşler ihbar edildi.
Illinois Üniversitesi tarafından 2023’te hazırlanan rapora göreyse Amazon işçilerinin yüzde 1’i işte yaralanıyor, yüzde 69’u acı ve bitkinlik nedeniyle ücretsiz izin almak zorunda kalıyor, yüzde 52’si ise tamamen “tükenmiş” hissediyor. Üç yıldan uzun süredir çalışanlarda tükenmişlik oranı yüzde 60.
48 yaşındaki Paul F. Vilscek de, Nevada’daki Amazon tesisinin içinde yüksekten atlayarak intihar etmişti.
Yani kapıya ertesi gün ulaşan her indirimli sipariş, okura sunulmuş bir ayrıcalık değil, yayıncıyı iflasa, depo işçisini ise insanlık dışı hız kotalarına zorlayan bir zincirin son halkası.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et