ABD Hazine tahvillerinde tarihi zirve ve açmazları
30 yıllık ABD Hazine tahvili getirilerinin 2007'den bu yana en yüksek seviye olan yüzde 5.3'ü aşması küresel piyasalarda çalkantıya yol açarken, Wall Street borçların faturalarını işçi sınıfına yıkmaya çalışıyor.
Fotoğraf: Beyaz Saray
30 yıllık ABD Hazine tahvili getirilerinin yüzde 5.3’ü aşarak 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşması, ABD tahvil piyasasında önde gelen finans ve ana akım medya organlarında geniş yankı bulan büyük bir çalkantıya yol açtı. 30 yıllık Hazine tahvilinin getirisinin 2007’den bu yana en yüksek seviyesi olan yüzde 5.3’e yükselmesinin ardından bakanlık, 9 Eylül’den başlayarak kasım ayı başlarına kadar sürecek olan uzun vadeli tahvil alımlarını, operasyon başına asgari 4 milyar dolar olmak üzere en az iki katına çıkaracağını duyurdu.
Bu devasa borç yüküne ek olarak, ABD-İran ateşkesinin çökmesiyle patlak veren jeopolitik ve enerji şokları durumu daha da ağırlaştırdı. Brent petrolün varil fiyatının 88-92 doların üzerine çıkması, enflasyon korkularını yeniden alevlendirerek uzun vadeli getirilerdeki sıçramayı doğrudan hızlandırdı. Yaşanan bu ekonomik dalgalanmalar, politikacılar arasında ciddi tartışmalara ve kurumsal sürtüşmelere zemin hazırladı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in tahvil getirilerini suni olarak düşürmek amacıyla uzun vadeli tahvil geri alımlarının acil olarak iki katına çıkarıldığını duyurması, medya tarafından yönetim ile tahvil piyasası arasında yüksek riskli bir çatışma olarak yorumlandı. Öte yandan, süregelen mali genişleme ortamında faiz oranlarının düşürülmesi mi yoksa sabit mi tutulması gerektiği konusunda Beyaz Saray ile Fed Başkanı Kevin Warsh arasındaki gerilim giderek tırmandı. Önde gelen bankaların ve uzmanların da uyardığı üzere, Hazinenin bu müdahalesi, gelecekte enflasyonu daha da kötüleştirme riski taşıyan kısa vadeli ve tehlikeli bir çözüm olarak değerlendiriliyor.
Bu başarısızlık, on yıllardır ABD devlet borcunun durmaksızın büyümesine dayanan finansal bir düzenin yaklaşan sınırlarına işaret ediyor. Federal borç, 2000 yılındaki 5.7 trilyon dolar ve henüz geçtiğimiz ekim ayındaki 38 trilyon dolar seviyelerinden yükselerek bu hafta 40 trilyon doları aştı. Mali yılın ilk 10 ayında faiz ödemeleri 963 milyar dolara ulaşarak askeri harcamalardan yaklaşık 200 milyar dolar, sağlık sigortası sistemi ise biraz daha fazla oldu. Getiriler arttıkça, hükümet vadesi gelen borcu yeniden finanse etmek için daha fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Bu durum faiz faturasını artırıyor, daha da fazla borçlanmayı gerektiriyor ve tahvil piyasası üzerinde daha da büyük bir baskı oluşturuyor.
Doların değer kaybı ana gündemlerden biri
Birbiri ardına gelen Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler; şirketler ve zenginler için yapılan vergi indirimleri, on yıllar süren bitmek bilmeyen savaşlar ve bankalar ile finans piyasalarının defalarca kurtarılması yoluyla bu borcu biriktirdi. ABD’li ekonomistler özellikle 2008 ve 2020’den sonra, hükümet ve Merkez Bankası (Fed), oligarşinin servetini korumak ve hisse senedi fiyatlarında, kurumsal borçlarda ve spekülasyonda yeni bir artışı körüklemek için trilyonlarca dolar sağladığını ifade ediyor.
ABD emperyalizminin konumu gereği doların “ayrıcalıklı” küresel konumu, ABD’nin bu süreci diğer hiçbir kapitalist gücün kapasitesinin yetemeyeceği kadar ileri taşımasına olanak sağladı. Dünya genelindeki merkez bankaları ve finans kuruluşları; rezerv, teminat ve değer saklama aracı olarak dolar ve hazine tahvilleri biriktirdi. Bu talep, Washington’ın bütçe açıklarını ve askeri operasyonlarını muazzam bir ölçekte finanse etmesine imkan tanıdı.
Ancak borcun büyümesi, artık bunu mümkün kılan ayrıcalığı aşındırıyor. Dolar endeksi bu hafta son üç ayın en düşük seviyesine geriledi ve ocak ayında onsu 5 bin 500 doların üzerine çıkarak rekor kıran altın, bu hafta yüzde 4.7 değer kazandı. Citigroup analistleri, cuma günü Axios tarafından “Doların değer kaybı’ söylentileri geri döndü” başlığıyla yayımlanan bir notta, “Değer kaybı korkularının dışa vurumu, zayıflayan bir ABD doları ve altında alınan uzun pozisyonlardır” diye yazdı.
Ekonomistler ayrıca dolar ve Hazine piyasasının dünya finansının merkezinde yer aldığından, bu sıkılmışlığın küresel bir karakter kazanacağına ve sıçrayacağına dikkat çekiyor.
Wall Street bedeli kimin ödeyeceğini belirledi
Bu tartışmaların gölgesinde Wall Street bedeli kimin ödeyeceğini şimdiden ilan etti. The Wall Street Journal; Sosyal Güvenlik, Medicare, Medicaid ve diğer zorunlu programları daha fazla kesinti için temel hedefler olarak belirledi. Wall Street Journal, geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren saldırılara atıfta bulunarak bir başyazıda şunları ilan etti: “Cumhuriyetçiler geçen yılki vergi yasasında Medicaid, gıda kuponları ve öğrenci kredilerinde mütevazı reformlar yaptılar... Ne yazık ki bu değişiklikler yeterince ileri gitmiyor ve Cumhuriyetçi Parti daha büyük reformlar yapmaktan kaçındı.”
Gazeteci Tom Hall, Wall Street’in bu sözde mütevazı önlemlerine dair, “Önümüzdeki on yıl içinde sağlık sigortası ve çocuk sağlık sigortası programından 1 trilyon dolardan fazla, gıda yardımından ise 187 milyar dolar kesecek. Bütçe ve Politika Öncelikleri Merkezine göre, “One Big Beautiful Bill Act”in 4 Temmuz 2025’te imzalanması ile nisan ayı arasında gıda kuponu alanların sayısı 4.5 milyondan fazla kişi (yüzde 11) azalarak 1997’den bu yana görülen en keskin düşüşü kaydetti. Artırılmış sağlık sigortası sübvansiyonlarının 1 Ocak’ta sona ermesinin ardından, piyasaya kayıtlar bir milyondan fazla düştü ve kayıtlı kişilerin ödediği ortalama aylık prim 113 dolardan 178 dolara yükseldi” bilgilerini paylaşarak, “Eğer bunlar ‘mütevazı’ ise, bu Wall Street’in bunları sosyal harcamalara yönelik toptan saldırıların yalnızca bir peşinatı olarak gördüğü anlamına gelmektedir” ifadelerini kullandı.
(Dış Haberler)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et