20.08.2026 00:40 / Güncelleme: 01:04

Devşirmelerin devşirilmesi, AKP’nin aritmetik yeniden inşası ve muhalefetin katkısı

Köksüz aktörlerle geçici ittifaklar kuran, yanlışlarıyla yüzleşmek yerine körlüğünü siyasal ve teorik kılıflarla kapatmayı seçen bir muhalefet, iktidarın kurduğu devşirme düzenini meşrulaştıran sütunun gönüllü inşaatçısı haline gelir.

Devşirmelerin devşirilmesi, AKP’nin aritmetik yeniden inşası ve muhalefetin katkısı

Fotoğraf: TCCB

Esat Aydın
[email protected]


AKP uzunca bir süredir, belediyelerden Meclis'e uzanan bir mantıkta kendini aritmetikle inşa ediyor.

2023'te 268 sandalyeyle çıkan AKP, bugün 280 milletvekiline ulaşmış durumda. 

2024 seçimlerinden Türkiye genelinde 505 belediye başkanlığı kazanarak çıktı. Bugün ise seçimsiz dönemde yaşanan yoğun transfer dalgasıyla birlikte 591'e ulaşıyor. 

Biliyoruz ki otoriter bir iktidar, potansiyel rakiplerini bastırarak (represyon) ya da içine katarak (kooptasyon) etkisizleştirebilir. Otoriterlik literatüründe bu ikili, Milan Svolik'in ve Jnifer Gandhi-Adam Przeworski'nin çalışmalarında kurumsal kooptasyon-represyon dengesi olarak işlenir. Ama Türkiye'deki spesifik biçimini en isabetli karşılayan kavram, aslında Antonio Gramsci'nin trasformismo'sudur. Gramsci bu terimle, egemen blokun kendisine meydan okuyabilecek odakları, muhalif kadroları, yerel liderleri, hatta bütün siyasi gelenekleri, dışlamak yerine kendi bünyesinde massederek onları etkisizleştirdiği süreci tarif eder. 

 

Esasen trasformismo, iktidar ilişkilerinin özünü değiştirmeden, sınıfsal ve kurumsal hiyerarşiyi tamamen sabit tutarak işliyor. Bu yüzden devşirilen kişi ya da hareket, rejimi dönüştürmek bir yana; rejimin kendisini genişleterek yeniden üretmesinin aracı haline geliyor.

Türkiye'deki model, represyon ve trasformismo'yu art arda ve birbirini besleyecek şekilde kullanıyor. Bastırma yapıldı, yapılıyor; ama pahalı. Her ne kadar AKP iktidarı aldırmasa da uluslararası itibar kaybı, içeride meşruiyet aşınması ve buna bağlı olarak daha fazla direnç riski taşıyor.

Bir strateji olarak kooptasyon ise bastırmaya göre çok daha ucuz. Hatta bu pratikleri AKP için bir meşruiyet üretim aracına dönüştürülebiliyor.

 

Soruşturma, tutuklama, kayyum, yargısal tasfiye ile alan boşaltılıyor ve geriye kalanlara maliyet gösteriliyor. Sonra bu boşluğa “gönüllü katılım” ritüelleriyle devşirmeler yerleştiriliyor.

Rejim, “herkes bize katılıyor” algısını inşa ederek rıza üretiyor.

Tam da Gramsci'nin hegemonya kavramının işaret ettiği, zorun değil rızanın imalatı…

Erdoğan'ın bizzat rozet takması, bu algı üretiminin ritüelleştirilmiş hali.
Her tören, hem devşirilen kişiye hem izleyen potansiyele aynı anda gönderilen bir sinyal…
Direnmenin maliyeti yüksek, teslimiyetin ödülü var ve görünür halde…

Bu taktiğin rejim için üçüncü ve en az konuşulan bir faydası daha var.
Muhalefet sürekli savunma pozisyonunda kalıyor. Her devşirme, muhalefetin gündemini kendi ajandasından -ekonomi, adalet, dış politika eleştirisi, emek rejiminin krizi- koparıp “neden kaybediyoruz” tartışmasına hapsediyor.

Rejim, gerçek bir siyasi kazanım üretmeden rakibinin zamanını ve enerjisini tüketiyor.

268'den 280'e giden çizgi

Rakamlar, kendi lisanıyla siyasetin yönelimini ve işleyen bir örüntüyü gösteriyor.

AKP, 14 Mayıs 2023 genel seçim sandığından 268 sandalyeyle çıktı.

Zaman içinde ittifak içi geri dönüşler, bireysel kopuşlar ve yeni angajmanlarla dalgalanan bu aritmetik, kademeli geçişlerle önce 272'ye, ardından farklı siyasi kırılmalarla 275'e evrildi.

Bugün AKP, Meclis'te 280 milletvekiline ulaşmış durumda.

Bu genişleme dalgasının son dinamik halkaları; İYİ Parti ve CHP koridorlarından geçerek katılan isimlerin yarattığı zeminin üzerine inşa edildi. Bu dönüşümün nihai safhası ise Yeni Yol Partisi'nden Mustafa Bilici ile İYİ Parti kökenli Mehmet Mustafa Gürban ve Ömer Karakaş'ın saflara eklemlenmesiyle tamamlandı.

Karşımızdaki bu güncel tablo, siyasal kuralların ve hiyerarşinin sabit kalırken aktörlerin nasıl akışkanlaştığını, Meclis'i yaşayan bir trasformismo laboratuvarına dönüştüğünü gösteren somut, matematiksel vesika.

Hepsi seçimsiz dönemde gerçekleşti. Yani AKP'nin büyümesi, muhalefetin kendi içindeki bölünmeyi de içine alan kesintisiz bir transfer hattından besleniyor. AKP, 2023'ten bu yana seçimsiz dönemde sandalye kaybetmek yerine kazanan tek büyük parti oldu.

Evet, rejim, seçim sonrasının o gri alanını ve siyasi pazarını kontrol ederek büyüyor.

Muhalefet bu transferleri genellikle "siyasi ahlaksızlık" olarak eleştiriyor; ancak bu sığ yaklaşım resmi eksik bırakıyor. Asıl mesele, iktidar blokunun artık sermayeye pürüzsüz bir gelecek vadedemez noktaya sürüklenmesi.

Sandıktan çıkan sayısal sonuç o ortaklığı tek başına korumaya yetmiyor; iktidar da bu kırılma anında büyük sermaye gruplarına ve devlet bürokrasisine "sandıkta çoğunluğumuz sınırda kalmış olabilir ama ben siyaset pazarının taktik hamleleriyle kontrolü elimde tutmaya devam ediyorum" mesajı veriyor. Sandığın açığını seçim dışı bu transfer hattıyla kapatıyor; egemen ittifakın bekasını kesintisiz bir pazar operasyonuyla güvence altına alıyor.

Kooptasyonun rejim için anlamı

Kooptasyon, otoriterlik literatüründe yeni bir kavram değil. Otoriter liderler meclisleri ve partileri belli bir amaçla ayakta tutarlar. Potansiyel muhalifleri sisteme dahil ederek onları dışarıda, tehlike oluşturacak muhalefet konumunda bırakmak yerine, içeride, denetlenebilir ve kendilerine bağlı bir konuma yerleştirirler. Mantık, muhalif elitleri dışlamak yerine düzenli olarak sisteme çekme, böylece onları rejime karşı ittifak kurmaktan alıkoyma üzerinedir.

Gramsci'nin çerçevesinde bu süreç, iktidarın kendini koruma stratejisi olarak işliyor. Egemen blok, kendi gücünü tehdit edebilecek toplumsal ve siyasal enerjiyi, aşağıdan gelen bir kopuşa asla izin vermeden, yukarıdan yönetilen bir emme mekanizmasıyla tamamen etkisizleştiriyor.

Devşirilen her yerel lider ya da milletvekili, potansiyel bir karşı duruşun mevcut iktidar blokuna sorunsuzca eklemlenmesini sağlıyor. Bu süreçte sınıfsal ve kurumsal ilişkiler zerre kadar sarsılmıyor; sadece aktörlerin bu sömürü ağının neresinde durduğu değişiyor.

 

AKP rejimi için kooptasyon yalnızca meclis aritmetiğini de içermiyor, kişiselleştirilmiş bir biat ritüeli olarak işletiliyor. Rozetin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından takılması, sembolik olarak tek kişiye bağlılık beyanı. Bu, otoriter rejimlerde sıkça görülen kişiselleştirilmiş kooptasyon pratiği…

Kurumun değil, liderin şahsının devşirmeyi onayladığı, dolayısıyla devşirilen kişinin sadakatinin de şahsa yöneldiği bir düzenek…

Marx’ın Louis Bonaparte analizinde gösterdiği gibi, monokratik iktidar yapısı sınıflar üstü bir hakem maskesi takarak meşruiyetini hukuksal zeminden koparır; gücü doğrudan şefin mutlak otoritesinden devşirir. Erdoğan’ın gerçekleştirdiği rozet takma ritüelleri, bu Bonapartist eğilimin güncel ve sembolik birer tezahürü... Devşirilen figürler, AKP’nin programına değil, doğrudan liderin şahsında somutlaşan transaksiyonel bir güvenceye, yani mutlak kaynak ve güvenlik garantisine biat ediyor.

Altılı Masa'nın ikiyüzlülüğü ya da devşirmenin ikinci kez devşirilmesi

Buraya “iktidar devşiriyor”un yanına, muhalefetin de aynı yöntemi taklit edip sonra unutuyor olmasını koyalım.

2023 seçiminde Altılı Masa'nın küçük ortakları CHP listesinden Meclis'e taşındı. Toplam 38 milletvekili, CHP'nin kendi oy tabanının ürettiği kontenjanla gitti. Bu paylaşım kendi içinde tartışmalıydı; çünkü küçük partiler iddialı oy beklentileriyle masaya oturup seçimde bu oyları getirememişti.

Ancak bu kontenjan fiyaskosu hafızalardayken, sonraki süreçte Özel’li CHP yönetimi yönünü bu kez İYİ Parti kökenli aktörleri devşirmeye çevirdi. Nimet Özdemir, Ümit Dikbayır, Adnan Beker, Ümit Özlale ve Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu gibi isimler, İYİ Parti'den istifa ettikten sonra yaşanan bu yeni katılım dalgasının birer parçası oldu.
Özgür Özel bu isimlere bizzat rozet taktı, onları “onurlu davet” söylemiyle karşıladı. 

Ama bazıları, birkaç ay içinde üçüncü bir duraktan geçti. Nimet Özdemir, iki yılda üç farklı partiye üye oldu. Butlan günü kendisi ve Özgür Özel'in fotoğrafıyla kaplı otobüsünü CHP merdivenlerine çeken Adnan Beker ve Ümit Dikbayır, Özel’in CHP'sinden de istifa edip bağımsız kaldı; henüz AKP'ye gitmedi ama, parti değiştirme örüntüsünün neresinde durduğu belirsiz.

Bu tekrarlayan güzergahı açıklamak için "omurgasızlık" gibi ahlaki yargılardan çok daha fazlasına ihtiyaç var. Burada işleyen mekanizma tamamen emanet bir itibar ve geçici bir siyasi nüfuz üzerinden yürüyor. Bu isimler, arkalarında ideolojik ya da örgütsel hiçbir aidiyet biriktirmeden, sırf o an davet edilmiş olmanın rüzgarıyla taşınıyorlar. Bu ilişki biçimi tamamen çıkar odaklı olduğu için sadakat de anlık kalıyor; her yeni durakta pazarlık yeniden ve daha ucuza kuruluyor. Çünkü kimse karşılığında örgütsel veya ideolojik bir teminat istemiyor. Devşiren taraf değiştikçe o geçici güç de el değiştiriyor; ama bu gücü taşıyan isimlerde hiçbir gerçek dönüşüm gerçekleşmiyor.

Burada göz göre göre işleyen ikili bir tutarsızlık var. İlki, Özgür Özel’in 2023’te önce övdüğü sonra güya mahkum ettiği o bol keseden vekillik dağıtma siyasetini, örgütsel bağdan yoksun şahsi davetlerle bizzat kendisinin bu isimleri içeri almasıyla şekilleniyor.

İkincisi ve çok daha vahimi ise bu figürlerin CHP’ye karşı geçmişteki sert bagajlarını unutup geçmişi sıfırlayarak onlara hiçbir şey olmamış gibi rozet takıyor.

Lider, anlık kazanımlar uğruna kendi siyasi kredisini bu isimlere açıkça devrediyor; devşirilen aktörler de ilk fırsatta aynı çıkar mekanizmasını -hiç de şaşırtmayarak- bir sonraki durakta da işletiyor.

 

Özgür Özel, 2024 yerel seçim adaylarının belirlenmesinde 16 anket firmasıyla çalıştıklarını, bunlardan sekizinin yapay zeka teknolojisi kullandığını ve adayların anket verisiyle “niteliksel görüşme” çıktılarına göre belirlendiğini, hatta slogan ve afiş renginin bile bu veriden türetildiğini de bizzat açıklamıştı.

Bunlar Angelo Panebianco'nun “seçim-profesyonel parti” kavramının bir versiyonu gibi görünüyor; ama bağlantıyı kurarken dikkatli olmak gerekiyor. Panebianco'ya göre ideolojik aidiyet, örgütsel hiyerarşi ve kadro disiplini üzerine kurulu kitle partisi modelinden; anket-veri uzmanları, danışmanlar ve “kazanabilirlik” kriteri üzerine kurulu profesyonel modele geçiş, partinin toplumsal kök salma kapasitesini zayıflatıyor. Bu geçişin kendisi, sınıfsal bir dönüşümün semptomu…

Buradaki dönüşüm, CHP yönetiminin basit bir taktik tercihini aşarak neoliberal düzenin, sendika ve mahalle örgütlerini tasfiye ettiği o büyük tıkanmayı gözler önüne seriyor. Yapay zekanın aday önermesi, bu sürecin teknolojik zirvesini oluşturuyor. Aday, örgütün bağrından süzülmek yerine doğrudan veri analitiğinin işaret ettiği bir figür olarak sahneye çıkıyor. Ortaya çıkan bu tabloyu Özgür Özel’in kişisel bir yanılgısı gibi görmek de resmi ıskalamak demek. Bu durum, örgütlü emekten ve mahalle bağlarından koparak bütünüyle profesyonel-kentli bir seçmen kitlesine yaslanan CHP’nin o köklü zayıflığını doğrudan yansıtıyor.

2024’te kendilerini “değişimci” diye konumlandıran Özgür Özel ve ekibi, bizzat seçtikleri adayların rejime devşirilmesi karşısında bir felç durumu da yaşıyor. İktidar; yargı sopası, mali şantajlar ve devlet aygıtlarıyla öyle ezici bir abluka yürütüyor ki muhalefet için sıradan bir iç sorgulama tamamen ortadan kalkıyor.

Robert Michels’in o ünlü “oligarşi yasası” bu noktada devreye giriyor; ancak bu durum liderlerin şahsi koltuk sevdası olarak okunmuyor, iktidarın yarattığı topyekun imha tehdidine karşı partinin büründüğü o mecburi savunma refleksi olarak çalışıyor.

İktidar medyasının en ufak bir özeştiriyi bile ertesi gün muhalefeti içeriden çökertme aparatına dönüştüreceği o vahşi linç hissi, parti içi liderliği kurumsal statükoya ve kapalılığa adeta mahkum ediyor. Dolayısıyla, adayı belirleyen mekanizmanın yanlış çıkması veya baskıya dayanamayan isimler üretmesi bile, dışarıdan gelen bu devasa tehdidin yanında ikincil kalıyor.

Gelecekteki süreçleri ıslah edecek o hayati yüzleşme perdesi, iktidarın bu asimetrik kuşatmasının yarattığı o katı hayatta kalma mekanizması yüzünden hiçbir zaman açılamıyor; aynı döngü bu çaresizliğin içinde kesintisiz biçimde sürmeye devam ediyor.

Kısır döngünün anatomisi

Buraya kadar anlatılanları bir araya getirirsek, muhalefet için karşımıza şöyle bir döngü çıkıyor:
Parti, örgütsel/ideolojik aidiyet yerine “kazanabilirlik” verisine dayalı aday üretiyor. Bu adaylar kazandığında, iktidarla aralarındaki tek bağ transaksiyonel kalıyor; ideolojik bir direnç kapasitesi oluşmuyor.
İktidar baskı uyguladığında, bu isimler için parti sadakati ile kişisel çıkar arasındaki hesap, sadakat lehine ağırlık taşımıyor.
Devşirme gerçekleşiyor, parti sembolik ve fiili kayıp yaşıyor.
Bu kaybın kök nedeni sorgulanmıyor; çünkü sorgulamak mevcut liderliğin meşruiyetini tehdit ediyor. Aynı model bir sonraki seçim döngüsünde tekrar kullanılıyor.

Bu döngü basit bir iletişim ya da kadro hatası sınırlarını aşıyor; kitle partisinin köklerinden koptuğu o büyük kırılmayı gösteriyor.
"Kazanabilirlik" verisine dayalı aday üretimi kalıcılaştıkça, parti tabanını temsil etme yeteneğini kaybediyor. Onu sadece ölçen, istatistiğe indirgeyen bir aygıta dönüşüyor. Örgütlenmeyen, sadece bir veriden ibaret kalan bu taban da doğal olarak devşirme hamlelerine karşı hiçbir direnç gösteremiyor.

280'den 400'e, gerçek mesafe…

Burada rakamları olduğu gibi koyalım.

Anayasa'nın 175. maddesi, anayasal mimarideki köklü revizyonları iki kritik nitelikli çoğunluk eşiğine bağlıyor.

Teklifin referandum yoluyla onaya sunulabilmesi için en az 360, referandum patikasına sapmadan doğrudan yürürlüğe girebilmesi için ise en az 400 milletvekilinin muvafakati zaruri…

Bugün parlamento zeminindeki güncel aritmetik incelendiğinde, AKP'nin 280 ve MHP'nin 46 sandalyelik mevcudiyeti, Cumhur İttifakı'nın tahkim edilmiş çekirdek gücünü 326’da sabitliyor.

HÜDA-PAR (4), Yeniden Refah (4) ve DSP (1) gibi çeper müttefiklerin yanı sıra iktidar eğilimli bağımsız aktörlerin de bu blokla entegrasyonu sağlandığında dahi, konsolide edilen toplam güç ancak 335-340 bandına erişebiliyor.

Bu matematiksel realite, iktidar cenahının mevcut parlamento yapısıyla anayasal tasarrufta bulunabilmek için yegane ara istasyon olan 360'lık referandum eşiğinin dahi gerisinde kaldığını, mutlak yasama üstünlüğünü simgeleyen 400'lük blokajı ise mevcut transfer dalgasına rağmen tek başına aşamayacağını teyit ediyor.

Ama asıl önemli olan mesafe değil, mekanizmanın yönü... Her belediye başkanı ve milletvekili transferi, bu mesafeyi kapatan küçük ama kalıcı bir artış anlamına geliyor ve bu artış, seçim sonrası devşirmeyle üretiliyor. 

Rejim için bu, kısa vadede yasama gündemini kolaylaştıran fiili bir çoğunluk, uzun vadede ise olağanüstü bir siyasi konjonktürde -örneğin sistemin revizyonu- referandumsuz değişiklik ihtimalini masada tutan stratejik bir opsiyon sağlıyor.

400 rakamı bugün için gerçekçi bir tehdit değil; ama her transfer, o opsiyonun maliyetini düşürme olarak okunmalı.

Rejimin tipolojisi

Çeyrek asrın sonunda rejim için “yarı-otoriter” tanımı yapmak bile ortadaki bu devasa tahribatı hafifletmekten başka işe yaramıyor. Seçimler biçimsel olarak rekabetçi görünse de medya ablukası, yargı sopası, güvenlik bürokrasisi ve kamu kaynakları öylesine eşitsiz bir zemin yaratıyor ki muhalefetin kazanma ihtimali her geçen gün daralıyor. 

Belediye başkanlarının tasfiye edilmesi, milletvekili sayısının sandık dışı yollarla artırılması ve yeni anayasa opsiyonunun bu yöntemlerle biriktirilmesi, klasik "rekabetçi otoriterlik" sınırlarının aşıldığını gösteriyor. Süreç, sandığı işlevsiz, seçmen iradesini baştan hükümsüz kılan kesintisiz bir seçimsizleştirme mekanizması olarak işliyor.

Olayı sadece biçimsel bir eksiklik gibi görmek resmi eksik gösteriyor. Siyaseti sandıktan koparan bu seçimsizleştirme dalgası; inşaat, finans ve güvenlik sermayesi ittifakının siyasi temsilini yukarıdan aşağıya garanti altına alıyor. Sandıktan ne çıkarsa çıksın, bu egemen ittifakın devlet aygıtı üzerindeki mutlak tasarrufunun sürekliliğini bu yolla koruyor. Muhalefetin iktidara gelme ihtimali geçmişte düşük ama bir seçenekken bugünkü mutlak seçimsizleştirme kuşatmasında bu ihtimal fiilen sıfıra yaklaşıyor. Seçimler ise rejime bir meşruiyet cilası sunuyor. 

Türkiye'de yerel yönetimlerin veya milletvekillerinin sandık dışı operasyonlarla el değiştirmesi, bu köklü seçimsizleştirme stratejisini doğrudan kanıtlıyor. Ortada fiziki bir sandık bulunuyor; ancak o sandığın ürettiği sonucun kalıcılığı giderek daha az garanti altında…

Sonuç

İktidarın devşirme mekanizması ile muhalefetin aday mekanizması, görünüşte iki ayrı aktöre ait iki ayrı kriz gibi duruyor. Ama ikisi de aynı boşluğun iki yüzü…

İktidarın represyon ve trasformismo mekanizmalarını art arda işleterek yerel yönetimleri ve Meclis aritmetiğini seçimsiz biçimde lehine dönüştürdüğü bu asimetrik yapı, aslında muhalefetin kısa vadeli kazanımlar uğruna ideolojik ve örgütsel tutarlılığını feda ettiği boşluktan besleniyor.

Özgür Özel ve ekibinin yanlış isim tercihlerine dair kurumsal bir özeleştiriden kaçmasıyla tahkim edilen bu boşluk, geniş bir muhalif kesimin bu hattı eleştirmek yerine onu bir de teorize eden entelektüel bir kalkana dönüştürmesiyle derinleşiyor.

Siyasetin ideolojik aidiyet ve kadro disiplini yerine, Panebianco'nun “seçim-profesyonel parti” modelini andıran anket verilerine, yapay zekaya ve pazarlıkçı figürlere indirgendiği bu ekosistemde; iktidar, 360 ve 400 gibi anayasa eşiklerine giden mesafeyi küçük ama kalıcı transferlerle kapatarak kendini seçimsizleştirme zemininde büyütüyor.

Bu ekosistemde, baskı anında çabuk kırılan aktörlerin yarattığı krizler; anlık, taktiksel iletişim stratejileriyle aşılamayacak bir noktaya taşınıyor. Öfkenin donması -örgütlü bir karşılık üretmeden, her seferinde bir sonraki dalgayı bekleyerek tüketilmesi- muhalefetin kendi trasformismo'suna karşı bağışıklık geliştirmesini de engelliyor.

Çözüm, partiye ve fikre olan bağın niteliğini radikal biçimde yeniden tanımlayarak örgütsel tutarlılığı tahkim etmekten geçiyor; ama bu yeniden tanım, partinin hangi sınıfsal tabana, hangi örgütlenme biçimiyle yaslandığının meselesidir. Aksi takdirde rozet takılan -ya da rozeti bizzat takan- her isim, yarın aynı tasfiye çarkının içinde eriyip gidecek birer istatistikten fazlası olamaz.

Çünkü köksüz aktörlerle geçici ittifaklar kuran, yanlışlarıyla yüzleşmek yerine körlüğünü siyasal ve teorik kılıflarla kapatmayı seçen bir muhalefet, iktidarın kurduğu bu devşirme düzenini meşrulaştıran sütunun, kendi trasformismo'sunun, gönüllü inşaatçısı haline gelir.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
20.08.2026 00:25

Doruk Madencilik mücadelesinin bugünü ve yarını

T. Maden İş üyesi Doruk Madencilik işçileri, Yıldızlar SSS Holding patronu Sebahattin Yıldız’ın hukuksuzluklarına ve devlet kurumlarının cevapsızlığına karşı yıllardır sürdürdükleri hak mücadelesini anlattı.

Doruk Madencilik mücadelesinin bugünü ve yarını

Fotoğraf: Kübra Kırımlı/Evrensel

19.08.2026 17:42 / Güncelleme: 17:44

Kırıkkale Valiliği'nden, Kızılırmak'ta ani ve hızlı su yükselmeleri uyarısı

Kırıkkale Valiliği, Kesikköprü ve Kapulukaya barajlarında bulunan HES'lere ait türbinlerin devreye alınması nedeniyle Kızılırmak Nehri'nde oluşabilecek ani ve hızlı su yükselmelerine karşı uyarıda bulundu.

Kırıkkale Valiliği'nden, Kızılırmak'ta ani ve hızlı su yükselmeleri uyarısı

Fotoğraf: DHA

19.08.2026 13:10 / Güncelleme: 13:36

Körfez'de sular ısınıyor

ABD’nin İran’a “görülmemiş ekonomik baskı” uygulayacağını açıklamasının ardından, İran’ın Çin’den sonraki en önemli ticaret ortağı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İran ile ticari ilişkilerini kestiğini açıkladı.

Körfez'de sular ısınıyor

Körfez ülkeleri ABD-İsrail saldırganlığı nedeniyle savaşa sürükleniyor

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!