Silah, enerji, bölgesel ittifaklar... Ankara NATO zirvesinde ne karar aldı?
NATO zirvesi sonrası Türkiye; askeri sanayi, Ukrayna, Irak, Suriye ve Körfez’de yeni anlaşmalarla askeri ve ekonomik ilişkileri genişletirken, savaşın faturasının emekçilerin ve kamu kaynaklarının sırtına yüklenmesi tartışmaları beraberinde getiriyor
Ali Reyhan
[email protected]
Ankara’da 7-8 Temmuz’da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin temel gündemi yeni bir ittifak kurmak değil, 2025 Lahey zirvesinde alınan kararları hayata geçirmekti. NATO ülkeleri 2035’e kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini savaşa ayırmayı kabul etti, 2026’da Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askeri teçhizat, yardım ve eğitim desteği verilmesi kararlaştırıldı. Zirvede açıklanan yeni savaş tedarik anlaşmalarının toplam değeri 50 milyar doların üzerinde. Dolayısıyla zirvenin anlamı oldukça açık: NATO, büyüyen bir askeri üretim ve savaş alanı yaratıyor.
Bu noktada Türkiye’nin konumu özellikle önemli. Reuters’ın verilerine göre askeri sanayi ihracatı 10 milyar dolara yükselen Türkiye’nin Avrupa ve ABD’ye yaptığı savunma ihracatı 2023’ten bu yana dört katına çıkarak 5.6 milyar dolara ulaştı.
Peki zirveden sonra Türkiye rotasını nasıl çizdi? Hangi anlaşmalar imzalandı?
Kanada anlaşması: Yeni STA
7 Temmuz’da, NATO zirvesi marjında Erdoğan ile Kanada Başbakanı Mark Carney’nin görüşmesinin ardından iki ülke arasında kapsamlı serbest ticaret anlaşması (STA) müzakerelerinin başlatılması kararlaştırıldı. Bu henüz imzalanmış bir STA olmasa da müzakere süreci resmen başlatıldı.
Ukrayna anlaşması: Türkiye savaşa dahil oluyor
Türkiye ile Ukrayna arasındaki serbest ticaret anlaşması yeni değil, 3 Şubat 2022’de Kiev’de imzalanan anlaşmanın savaş dönemindeki revizesiydi. Türkiye’nin onay sürecini tamamladığı anlaşmayı Ukrayna Parlamentosu da 14 Temmuz 2026’da kabul etti. Geçtiğimiz hafta ise Türkiye, TSK envanterindeki silahların Ukrayna’ya devredilmesi için ABD’nin onayı ile kongreye bildiri gönderdi. Söz konusu paket yaklaşık 283 milyon dolar değerinde. Türkiye daha önce de Baykar aracılığıyla 2024’te Kiev yakınlarında yaklaşık 500 kişinin çalışmasının planlandığı bir tesisin inşasına başlamıştı, dron satmıştı.
Rusya-Ukrayna savaşı Batılı emperyalist ülkelerin para ve silah desteğiyle sürerken, NATO Sözcüsü Allison Hart’tan dikkat çeken bir açıklama geldi. Sözcü Hart, Litvanya’da konuşlu İtalyan Eurofighter uçakları ile Estonya’da konuşlu Türk F-16 savaş uçaklarının, Letonya hava sahasını ihlal ettiği öne sürülen bir insansız hava aracına (İHA) karşı havalandığını bildirdi.
Irak anlaşması: Kerkük yine gündemde
NATO zirvesinin üzerinden yalnızca 20 gün geçmişken, 28 Temmuz’da Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi Ankara’ya geldi. Türkiye ve Irak arasında ‘eğitim, akademi, taşımacılık’ gibi alanlara dair beş anlaşma imzalandı.
İlk bakışta bunların tamamı “yumuşak” anlaşmalar gibi görülebilir. Fakat özellikle ulaştırma altyapısına dair olan anlaşmalar dikkat çekici. Çünkü bunlar kalkınma yolu projesi, Irak’ın ulaştırma altyapısı, Türkiye-Irak ticareti ve enerji güzergahlarıyla doğrudan bağlantılı. Irak açısından ABD’nin Ortadoğu’daki yeni ‘enerji merkezi’ tartışmaları sürerken İran ise bu anlaşmaların karşısında duruyor. Aynı ziyarette Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, BP’nin işlettiği Kerkük sahasında yüzde 15 pay aldığı açıklandı. Sahanın yaklaşık 3 milyar varillik rezerv potansiyeli bulunuyor. Daha önemlisi, Kerkük-Ceyhan petrol boru hattının mevcut anlaşması 27 Temmuz’da sona erdi. Erdoğan, yeni bir kapsamlı enerji iş birliği anlaşmasının hazırlanacağını söyledi. Yani enerji dosyası henüz kapanmış değil, aksine yeni bir pazarlık alanı açılmış durumda.
Suriye ile ‘yumuşak’ anlaşmalar
23 Temmuz’da Türkiye ile Suriye arasında iki ülkede kültür merkezlerinin kurulması ve faaliyetlerinin düzenlenmesine ilişkin anlaşma imzalandı. Tüm bunlara bakınca Türkiye-Suriye ilişkilerinde savaş yıllarında oluşan askeri ve diplomatik düzenin yerini giderek kurumsallaştırılmış devletler arası ilişkilere bırakma eğilimi görülüyor.
Türkiye-Suriye ilişkilerinin önümüzdeki dönemdeki en kritik başlıklarından biri de Kuzey ve Doğu Suriye’deki SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonu olacak. 29 Ocak 2026’da yapılan mutabakatın uygulanmasına ilişkin görüşmeler son aylarda hız kazandı. Ağustos başında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin Şam’da Colani ile görüşmesi, hemen ardından SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin 4 Ağustos’ta Colani ile bir araya gelmesi, bu sürecin yeniden siyasi bir takvime bağlanmaya çalışıldığını gösteriyor.
Ankara açısından bu gelişme doğrudan güvenlik meselesi olarak görülüyor. Nitekim Türkiye açısından asıl mesele Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin güvenlik kaygılarını karşılayacak yeni bir yönetim ve güvenlik düzeni kurulması. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam’ın merkezi otoritesinin güçlendirilmesi, SDG/Kürtlerin yeni yönetim yapısı içerisindeki statüsü ve Ankara’nın sınır güvenliği taleplerinin karşılanması üzerinden üçlü bir pazarlık yapısı kurulabilir.
Mısır, silah pazarında
20 Temmuz’da Türkiye Savunma Sanayii Başkanlığı ile Mısır arasında savunma sanayisi iş birliğinin çerçevesini belirleyecek bir niyet mektubu imzalandı. Bu da NATO zirvesi sonrasındaki tablo açısından önemli. Çünkü Ankara bir taraftan NATO içindeki askeri sanayi kapasitesini büyütürken diğer taraftan NATO üyesi olmayan bölge ülkeleriyle ilişkilerini genişletiyor. Bu modelin ekonomik karşılığı açık: Türkiye silah ithal eden bir ülke olmaktan çıkıp aynı zamanda ABD ve NATO için silah satan ve ortak üretim yapan bir ülke olmaya çalışıyor. Ancak bu tam olarak “bağımsız savunma” haline gelemiyor çünkü Türkiye’nin savunma sanayisi hâlâ ABD ve Avrupa menşeli motor, elektronik, radar, mühimmat ve teknolojiye önemli ölçüde bağımlı.
Mekke anlaşması: ‘İslami NATO’ mu?
7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Anlaşmanın temel prensibi NATO’nun 5. maddesine benziyor: Bir üyeye yönelik saldırı, diğer üyeler tarafından da saldırı olarak değerlendirilecek. Anlaşma kapsamında bir bakanlar komitesi ve Suudi Arabistan’da bir sekretarya kurulması planlanıyor. Taraflar bu anlaşmayı yaklaşık üç yıldır görüşüyordu. Resmi açıklamalarda anlaşmanın İran’a veya başka herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığı özellikle vurgulanıyor.
Ancak pratikteki tabloya bakıldığında Suudi Arabistan, Körfez’in petrol zengini ve ekonomik gücü; Pakistan, nükleer silah ve büyük bir orduya sahip bölgesel güç; Türkiye ise NATO üyesi ülke rolünü üstleniyor. Üstelik anlaşma, ABD’nin bölgedeki güvenlik rolünün tartışıldığı ve İran’la çatışmanın Körfez ülkelerini doğrudan tehdit ettiği bir dönemde imzalandı.
F-35 ve S-400 meselesi neden Ankara’da çözülmedi?
Aslında Türkiye bu konuda uzun bir çıkmazın içinde kaldı. Dengeli politika izleyeceğim derken kendisini her iki tarafa da borçlu kaldığı kör bir düğümün içinde buldu. Trump 7 Temmuz’da Türkiye’ye yönelik S-400 nedeniyle uygulanan ABD yaptırımlarının kaldırılacağını söyledi fakat Trump’ın açıklaması ABD yasasını ortadan kaldırmıyor. ABD Kongresinin çıkardığı düzenlemeler Türkiye’nin S-400 sistemine sahip olduğu sürece F-35 almasını engelliyor. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongreye gönderdiği yazıda Türkiye’nin yasal koşulları hâlâ karşılamadığını bildirdi.
Peki Türkiye neden S-400’ü bırakmıyor? Türkiye F-35 programında yalnızca müşteri değildi, üretim zincirinde de yer alıyordu. ABD’nin yaptırım ve F-35 programından çıkarma kararının ardından Ankara yaklaşık 1.4 milyar dolarlık ödemenin karşılığını alamadı. Bugün Türkiye bir yandan F-35 istiyor, diğer yandan S-400’ün “Türkiye’nin kendi malı” olduğunu savunuyor.
‘Güçlenmenin’ faturası kimin sırtında?
İşçi açısından ise tablo farklı. Daha fazla askeri harcama, daha fazla silah üretimi ve daha fazla bölgesel rekabet, kamu kaynaklarının eğitim, sağlık, barınma ve sosyal hizmetlerden savunmaya aktarılmasını beraberinde getiriyor. Karadeniz’de tankerlerin sigorta maliyetinin yüzde 1’den yüzde 2’ye çıkması petrolün, gübrenin, tahılın ve taşımacılığın maliyetini de artırıyor. Savaş ekonomisi büyüdükçe, savaşın maliyeti toplumun geniş kesimlerine yayılıyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et