İtfaiyeciler büyük greve hazırlanıyor
Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta yoğun orman yangınlarıyla hayatları pahasına mücadele eden Fransız itfaiyecilerin 29 Eylül için ilan ettikleri grev, Almanya’da istihbarat örgütlerinin yetkilerinin artırılması ve İngiltere’nin cezaevi sorunu var.
Avrupa genelinde binlerce itfaiye işçisi, çok sayıdaki orman yangınıyla mücadele etmeyi sürdürüyor. (Fotoğraf: AA)
Fransa’da itfaiyeciler, yıllardır ertelenen reformlar, yetersiz finansman ve ağırlaşan çalışma koşulları nedeniyle hükümeti hareketsizlikle suçluyor. Geçtiğimiz hafta ülke çapında greve çıkan itfaiyeciler, İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeden de somut bir sonuç alamadı. Sendikalar, bunun üzerine 29 Eylül’de Paris’te meslek tarihinin en kitlesel eylemlerinden birini gerçekleştirmek üzere yeniden ülke çapında grev çağrısı yaptı.
Almanya’da hükümet, istihbarat servislerine, sahip olduklarından çok daha fazla yetki tanıyan yeni tasarıyı onayladı. Almanya’nın dış istihbarat teşkilatı olan BND’nin “çatışma veya savunma durumunda ya da özel tehdit senaryolarında” yurt dışında sabotaj yapabilmesi de mümkün olacak. Genel olarak BND ve Almanya’nın iç istihbarat örgütü olan Anayasayı Koruma Teşkilatı (Verfassungsschutz) bundan böyle veri maniple etmek veya silmek için siber saldırılar da gerçekleştirebilecek.
İngiltere’de ise hapishaneler kapasitesinin sınırına dayanmış durumda. Ancak hükümetin çözmeye çalıştığı bu krizin arkasında yalnızca suç oranları değil, toplumun suç algısı ile gerçekler arasındaki büyük uçurum da var. The Guardian Yazarı Polly Toynbee, İngiltere’de suç oranları son 30 yılda büyük ölçüde düşmesine rağmen daha sert cezalar talebinin neden hâlâ güçlendiğini ve bunun hapishane krizini nasıl derinleştirdiğini ele alıyor.
Yangınlar: Siyasi iktidarın sessizliği karşısında itfaiyecilerden 29 Eylül’e grev çağrısı
Clémence Le Maitre
Humanité/Fransa
Grevde olan itfaiyeci sendikaları, İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmenin ardından, tükenme noktasına gelmiş bir sistem karşısında hükümeti hareketsiz kalmakla eleştiriyor. Sürekli ertelenen vaatlerden bıkan meslek örgütleri, 29 Eylül’de Paris’te benzeri görülmemiş bir seferberlik çağrısı yaptı.
İtfaiyeciler öfkeli. Profesyonel itfaiyeciler ile idari, teknik ve uzman personel, 13 Ağustos Perşembe günü ülke çapında greve çıktı. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez tarafından kabul edilen, İl İtfaiye ve Kurtarma Hizmetlerinin (SDIS) dokuz sendikasını tarihi ve simgesel bir birlik içinde bir araya getiren heyet, görüşmeden büyük bir hayal kırıklığıyla ayrıldı.
Her gün halkı koruyan kadın ve erkeklerin “alarm çığlığına”, operasyonel aciliyet ve yaygın tükenmişlik karşısında hükümetin verdiği tek yanıt ise belirsiz vaatler ve sonu görünmeyen bir takvim oldu.
Görüşmenin amacı, Sivil Güvenliğin Modernizasyonu Yasa Tasarısı’nın geldiği aşamayı ve ekonomik modelini değerlendirmekti. Ancak Sendikalar Arası Platformun Sözcüsü Xavier Boy, “Bakan beklenen noktada değildi; somut hiçbir yanıt alamadık” diyerek durumu özetledi. Kesin taahhütlerin yokluğundan dolayı “Büyük hayal kırıklığına uğradıklarını” belirten temsilciler, artık meslek açısından siyasilerin yaptığı şey “Duyulamaz hâle gelmiş gevezelikten” başka bir şey olmadığını belirttiler.
Fransa’nın acil yardım sistemi tükenme noktasına gelmişken, İçişleri Bakanlığının açıkladığı takvime göre Sivil Güvenlik Yasa Tasarısı’nın “2026 eylül başında” parlamentoya sunulması öngörülüyor. Sendikalar Arası Platform, tasarının kaleme alınmış ilk üç bölümünü inceleyebilecek; dördüncü bölümün ise eylül ayının sonuna doğru hazırlanması planlanıyor.
İki yıllık boş vaatler
Bugünkü grev, uzun bir hayal kırıklıkları sürecinin vardığı son nokta. Uzun zamandır beklenen yasa tasarısı, dönemin İçişleri Bakanı Gérald Darmanin tarafından 2024 yılında başlatılan “Sivil Güvenlik Beauvau Süreci”nin ürünü. Ancak süreç, 2024 yazında Ulusal Meclisin feshedilmesiyle kesintiye uğramıştı. Ulusal istişareler nihayet eylül 2025’te, önce François-Noël Buffet’nin, ardından Bruno Retailleau’nun koordinasyonunda hazırlanan bir sonuç raporuyla tamamlandı.
Bu belgede devlet, sistemin kırılganlığını kabul ediyordu: Fransız modeli “Ciddi baskı altında” ve “Derin bir uyum sürecine ihtiyaç duyuyor.” CFDT-SDIS sendikası ise duruma tepki göstererek, “Aradan iki yıl geçti ve hâlâ bu yasa tasarısında ne olduğunu bilmiyoruz” diyor.
Muhalefet grupları da hükümeti, bu “Sivil Güvenlik Beauvau Süreci”ni hayata geçirmesi için göreve çağırdı. İçişleri Bakanına göre finansman meselesi, 2027 maliye kanunu tasarısına dahil edilecek. Sendikalar arası platform ise üç temel talebi yineledi: Kalıcı bir finansman modeli, çalışanların sağlığı ve güvenliğinin gerçek bir ulusal öncelik haline getirilmesi ve kamu hizmetinin sürekliliğini güvence altına almak için profesyonel itfaiyecilerin kitlesel biçimde işe alınması.
29 Eylül’de benzeri görülmemiş bir seferberlik çağrısı
Sendikalar özellikle bu son konuda, Gérald Darmanin’in talebi üzerine hazırlanan ve 2024 yılında yayımlanan idare genel müfettişliği raporundaki önerilerin uygulanmasını istiyor. Rapor, gönüllü itfaiyecilere aşırı ölçüde başvurmasını ve onların çalışma sürelerinin patlama düzeyinde artmasını sert biçimde eleştiriyordu.
Sendika sözcüsü, “Bu insanlar ucuz iş gücü olarak görülüyor. Bu statülerde işveren sosyal güvenlik primi ödemediği için SDIS bundan yararlanıyor ve gönüllü itfaiyecilerin kullanımını aşırıya kaçırıyor” diyerek durumu eleştiriyor. Buna rağmen Fransa Gönüllü İtfaiyeciler Sendikası görüşmelere katılmadı; çünkü Bakanlık bu sendikayı temsil niteliğine sahip bir muhatap olarak tanımıyor.
Uğradıklarını düşündükleri bu küçümseyici tutum karşısında sendikalar, bütün çalışanları 29 Eylül’de Paris’te toplanmaya çağırıyor. Organizatörlere göre bu ulusal gösteri, “Meslek tarihindeki benzeri görülmemiş büyüklükte bir seferberlik” olmaya hazırlanıyor.
Çeviren: Eren Can
Gölge savaşın silahları
March Bebenroth
Junge Welt/Almanya
Hükümet, dış istihbarat servisi BND ve iç istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma Teşkilatı BfV’ye yetkiler verdi. Casus ve ajanlara saldırı, sabotaj ve manipülasyon izni verilecek. Sol Parti gizli polis konusunda uyarıda bulundu.
Alman emperyalizmi de perde arkasında büyük güçler kulübüne yeniden katılmak istiyor. Almanya, CIA, MI6, Mossad ve diğer kurumlara olan bağımlılığını azaltmaya ve istihbarat servislerini iç ve dış düşmanlara karşı mücadele için silahlandırmaya hazırlanıyor. Plan, çarşamba günü parlamentonun bir sonraki aşamasını geçti ve CDU/CSU ve SPD koalisyon hükümetinin Federal Kabinesi tarafından “İstihbarat Servisi Reformu Yasası Taslağı” şeklinde onaylandı. Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Sebastian Hille daha sonra Berlin’de gazetecilere, “istihbarat servislerimizin” yetenek ve yeterliliklerinin müttefik devletler seviyesine “uyarlanacağını” söyledi.
Hille, iç ve dış istihbarat servislerinin güçlendirilmesinin “kesinlikle gerekli” olduğunu belirtti. Bu “zorunlu gerekliliğin” tam doğası, bu sabah Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (Hristiyan Sosyal Birlik-CSU) ve Federal Şansölyelik Başkanı Nina Warken (Hristiyan Demokrat Birlik-CDU) ikilisi tarafından netleştirildi. Warken gazetecilere yaptığı açıklamada, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin “Avrupa’daki güvenlik politikasındaki lider rolüne” uygun davranması gerektiğini söyledi. Şimdiye kadar, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin casusları “Diğer ülkelerin istihbarat servislerinin desteğine” çok fazla bağımlıydı.
Başbakanlık müsteşarı, Federal İstihbarat Servisinden (BND) sorumludur. BND, 1 Nisan 1956’da resmen kurulmuş olup, ABD ordusu ve 1949’dan itibaren CIA tarafından kurulan ve finanse edilen “Gehlen Örgütü”nden doğmuştur. Gehlen Örgütü, aynı adı taşıyan Wehrmacht (Wehrmacht, Türkçe anlamıyla “silahlı kuvvetler”, 1935 ile 1945 yılları arasında Nazi Almanyası’nın resmi silahlı kuvvetlerinin adıdır) Tümgenerali tarafından kurulmuştur. BND’nin başlıca görevleri, Doğu Almanya ve diğer sosyalist devletleri gözetlemek, Batı Almanya’da antikomünist propaganda yürütmek ve istenilen içerikli haber servis ederek gazetecilerle ilişkiler kurmaktı; başka bir deyişle, Dobrindt’in çarşamba günü “yabancı güçler” tarafından yürütülen “hibrit savaş” ile ilgili olarak belirttiği gibi, “toplum üzerinde etki” kurmaktı.
Bu güçlere karşı yürütülen gölge savaşta, BND’nin örneğin sevkiyatları engellemesine ve malların bileşenlerini maniple etmesine izin verilecektir. Warken, “Sabotaj amacıyla insansız hava aracı fabrikalarının veya kimyasal silah laboratuvarlarının bilişim teknik sistemlerine yönelik hedefli sızmalardan” ve “özel cep telefonlarından ve dizüstü bilgisayarlardan donanımlara kadar uzanan akıllı ev aletlerinden” bahsetti. BND (Federal İstihbarat Servisi) tarafından dijital iletişimlerin izlenmesi yoluyla toplanan “içerik verileri” altı aya kadar saklanacak. Sözde meta veriler, yani kimin kiminle ne zaman ve ne ölçüde iletişim kurduğu, on iki aya kadar saklanacak. Ancak, BND’nin biriktirdiği verileri gerçekten silip silmeyeceği oldukça şüpheli. Sonuçta, hükümet, verilerini analiz etmek için yapay zeka sistemlerini kullanmasına izin vermeyi planlıyor.
Federal Anayasa Koruma Dairesinden (BfV) Sorumlu İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı Stefanie Hubig ve Savunma Bakanı Boris Pistorius’a (her ikisi de SPD’li) son aylarda istihbarat servisleri yasasını “yakından koordineli bir şekilde” “tamamen ve sessizce” yeniden yazdıkları için teşekkür etti. Federal hükümet böylece “Almanya’daki güvenlik mimarisini” “devrimleştiriyor”. Dobrindt’e göre, planlanan yetkiler “aktif koruyucu önlemleri” içeriyor. Örneğin, Federal Anayasa Koruma Dairesi (BfV) ajanlarının “Suç araçlarını tahrif etmelerine” ve böylece onları “Etkisiz hale getirmelerine” izin verilecek. Ayrıca, şüphelileri polise teslim etmek yerine, saldırı gerçekleşmeden önce patlayıcıları maniple edebilecekler. Federal ajanların ayrıca sızdıkları bilgisayar sistemlerindeki verileri tahrif etmelerine de izin verilecek; bu, sahte delil yerleştirmeyi de içerebilir. Dobrindt için bu olağan bir durum: “Bu, düşman tarafından artık kullanılamayacak şekilde bu verilerin oluşturulması görevidir” diye yanıtladı.
G10 Komisyonu ve federal veri koruma komiseri tarafından yapılan resmi denetim tamamen ortadan kaldırılacak. Federal hükümet çarşamba günü yaptığı açıklamada, “hizmetlerin yasal denetiminin” “merkezi bir otoriteye -Bağımsız Kontrol Konseyine (UKRat)- devredileceğini ve konsolide edileceğini” duyurdu. Bağımsız Kontrol Konseyi, “Tüm müdahaleci veri toplama yetkilerinin önceden incelenmesinden”, “Veri işlemenin sonradan denetlenmesinden” ve Parlamento Denetleme Komitesine “doğrudan raporlama yükümlülüklerinden” sorumlu olacak.
Die Linke-Sol Partinin İç Politika Sözcüsü Clara Bünger salı günü yaptığı açıklamada, “İstihbarat servislerine operasyonel müdahale hakları, sabotaj yetkileri ve devlet destekli siber saldırı yetenekleri veren herkes yeni bir Alman gizli polis gücü planlıyor demektir. Bu tarihsel olarak bilgisizce ve sorumsuzca bir davranıştır” dedi. Koalisyon, “Kirli yöntemler kullanarak on yıllardır dünya çapında büyük hasara yol açan istihbarat servisleriyle nihayet rekabet edebilmek için nasyonal sosyalizmin suçlarından çıkarılan önemli bir dersi terk ediyor.” Federal Genel Müdür Janis Ehling çarşamba günü yaptığı açıklamada, diğer Batı istihbarat teşkilatlarına yetişme niyetinin “İstihbarat yetkilerinde ucu açık bir silahlanma yarışı riskini” taşıdığını ekledi.
Çeviren: Semra Çelik
Burnham, suç konusunda kamuoyuna karşı dürüst olmaya cesaret etmedikçe hapishane krizimizi çözemeyecek
Polly Toynbee
The Guardian /İngiltere
Suç oranlarının büyük bir kısmı önemli ölçüde düştü, ancak insanlar buna inanmıyor. Siyasetçiler duyguları kışkırtıp yasaları çiğnemeye çalıştığında bu hiç de şaşırtıcı değil. İngiltere ve Galler’de insanların çoğunun bilmediği ve söylendiğinde de inanmadığı şaşırtıcı bir değişim yaşanıyor. Şiddet de dahil olmak üzere suçların çoğu, son 30 yılda yüzde 90 oranında azaldı.
Ancak insanların sadece yüzde 6’sı buna inanırken, yüzde 61’i suç oranlarının arttığını düşünüyor. Bu büyük inkar, siyasetçilerin (tüm partilerden) seçmenleri hayali olarak artan suç oranlarına karşı hayali bir çözüm olarak daha yüksek cezalar talep etmeye teşvik etmesiyle ortaya çıkan hapishane doluluk krizinin temel nedenidir. Tüm Batı Avrupa ülkeleri de aynı dikkat çekici sosyal iyileşmeyi yaşıyor ve on yıllardır yapılan araştırmalar bunun birçok nedenini ortaya koyuyor: Nüfusun daha uzun süre eğitimde kalması, CCTV, arabalar ve evler için daha iyi güvenlik ve gençlerin gerçek suçlarla eğlenmek yerine evde kalıp fantastik suç oyunları oynaması. Benzinden beyne zarar veren kurşunun çıkarılması ve gelecekte çocuk ihmali riski taşıyan istenmeyen ceninlerin kürtajı da diğer olası açıklamalar arasında yer alıyor. Bu nesil, çok daha az şiddet içeren bir toplumda yaşıyor; cinayetler, hırsızlıklar, soygunlar ve ciddi şiddet suçları çok daha az, ancak kavgalar ve yumruklaşmalar gibi sıradan sosyal şiddet olayları da çok daha az. Kapılarını kilitleme zahmetine girmeyenlerin yaşadığı düzenli altın çağa özlem duyan yaşlılar, bunu genellikle kendi anılarının ötesinde, büyükannelerinin ve büyükbabalarının huzurlu günlerinde konumlandırıyorlar. Ancak radikal sosyal değişim, her türlü şiddetin daha az kabul görmesine yol açıyor. Çevrim içi dolandırıcılık ve siber suçlar hızla artıyor, ancak bunlar oldukça farklı suçlular tarafından işleniyor. Şiddetin doğası da değişti. İngiltere ve Galler için ulusal suç araştırmasından elde edilen resmi istatistikler, şiddet içeren suç olaylarının yüzde 65’inin mağdurda herhangi bir yaralanmayla sonuçlanmadığını gösteriyor. (Elbette, “Yaralanma yok” ifadesi, insanların korkunç şiddet tehditleri veya cinsel istismar ve yıldırma yoluyla ciddi şekilde zarar görmesi anlamına da gelebilir.)
Hayatın gerçekliği ile insanların korktuğu suç arasında bir uyumsuzluk devam ediyor. Moors katillerinden Fred West ve Axel Rudakubana’ya kadar tekil, dönüm noktası niteliğindeki korkunç olaylar, ulusun kolektif kabuslarına sonsuza dek kazınmıştır. Bu tuhaf olaylar çok sık ceza politikamızı yönlendiriyor. James Bulger’ı öldüren 10 yaşındaki katillerin yargılanmasından beş yıl sonra, 1998 tarihli Suç ve Düzensizlik Yasası, 14 yaşından küçük bir çocuğun eyleminin ahlaki olarak yanlış olduğunu bildiğini kanıtlama şartını (doli incapax) kaldırdı. Belirli korkunç olaylara karşı kamuoyunun öfkesine yanıt olarak, dengeleyici bir bağlam olmaksızın, ceza yasalarının tekrar tekrar sertleştirilmesi, hapishanelerin dolup taşmasının temel nedenlerinden biridir. Bu durum, Polis Memuru Andrew Harper’ın yürek burkan ölümünden sorumlu olan iki kişinin davasında da tekrar yaşanıyor. Harper’ın ailesi ve İngiltere ile Galler’deki tüm emniyet müdürleri, 13 yıllık adam öldürme cezalarının sadece yarısını çektikten sonra yeni kurallar uyarınca serbest bırakılacak olmalarına şiddetle karşı çıktılar. Başbakan, adalet bakanından bu kişilerin içeride kalmasını sağlayacak bir yol bulmasını istedi: Kanun bu davaya göre esnetilmelidir. 2022’de acil durum çalışanlarının katillerine ömür boyu hapis cezası getiren Harper Yasası, ancak onların yargılanmasının sonucu olarak yürürlüğe girdiğinden, geriye dönük olarak uygulanamaz. Ancak bu kişileri hedef alan her şey mahkemede sorgulanacaktır. Adam öldürme suçundan hapsedilen herkesin erken tahliyesini engellemek çok fazla hücreyi dolduracaktır: Ayrıca, bazılarının bir yıl, bazılarının 24 yıl veya ömür boyu hapis cezası aldığı düşünüldüğünde bu, adaletsiz bir uygulamadır.
Kanun, siyasi görüşlerden bağımsız olarak, bağımsız mahkemelerin uygulaması için parlamento tarafından belirlenir: Bu demokratik ilkeyi çiğneyen örnekler için Vladimir Putin, Donald Trump veya Viktor Orbán’a bakın. Hükümetimizin, iki belirli suçluyu hapse atmak için yasaları esnetmenin bir yolunu aradığını alenen ilan etmesi bizi rahatsız etmeli. Eski Adalet Bakanı ve Lord Şansölyesi David Gauke, Andy Burnham’ın içinde bulunduğu çıkmazı bir nebze sempatiyle, bir nebze de hayal kırıklığıyla değerlendiriyor. Aşırı kalabalık, aşırı cezalandırma ve yetersiz inşaat, İşçi Partisinin kötü mirasıydı ve 2024’te yeni hükümet tarafından
İngiltere ve Galler’in dolup taşan hapishanelerine bir çözüm bulması için görevlendirildi. Mükemmel raporunda, ceza enflasyonunu ve gözaltının aşırı kullanımını sürdürülemez olarak tanımladı. Bir yıl veya daha kısa süreli cezaların çoğunun askıya alınmasını istedi; bu cezaların hiçbir fayda sağlamadığı kanıtlanmıştır. İyi hal için daha fazla erken tahliye, hapishanede eğitim ve çalışmaya katılımın ödüllendirilmesi ve denetimli serbestlik ve toplum cezası uygulamalarının artırılmasını savundu. Raporuna yanıt olarak, İngiltere ve Galler’de erken tahliye oranı, çekilen cezanın yüzde 50’sinden yüzde 33’üne düşürüldü.
Ancak Gauke, Burnham’ın tecavüz ve çocuk cinsel istismarı suçları için erken tahliye istisnaları tanımaya başlamasının “bir hata” olduğunu söylüyor. “Bu muafiyetlerle serbest kalan boş kapasiteyi tüketti ve diğer korkunç suçlar için de kapıları açtı.” Burnham, Gauke’nin daha fazla kadının serbest bırakılması yönündeki önerilerini takip ediyor. “Yabancı suçluların sınır dışı edilmesini de destekledik, ancak bu zor: ya ülkeler onları kabul etmiyor ya da kabul ediyorlar ama büyük bir öfkeye yol açacak şekilde serbest bırakıyorlar.” Burnham’ın ikilemine üzülüyor: “Biz eski politikacılar için liberal çözümler önermek ne kadar kolay,” diyor. İktidarda, politikacıların son derece korkunç suçlar karşısında kamuoyunun tepkisinden duydukları korkunun, cezaları sürekli olarak artırdığını biliyor.
Tüm partilerin ceza popülizmi bizi buraya getirdi, ancak cezaları bundan sonra azaltmak bile hücreleri boşaltmak için yıllar alacaktır. Gauke, İngiltere ve Galler’in neden istisna olduğunu, bazı benzer ülkelerden daha düşük suç oranına sahip olmalarına rağmen Batı Avrupa’da en yüksek hapis oranına sahip olduklarını merak ediyor. “Hayır, hapishane suç oranını düşürmez. Hapishane oranları daha düşük olan birçok ülkede suç oranı daha da düşüktür.”
En büyük soru, gerçek suç öyküleriyle kuşatılmış, sürükleyici hikayelerin istatistikleri gölgede bıraktığı bir halka gerçek suç gerçeklerini nasıl aktaracağımızdır. Hükümetin başlayabileceği ilginç bir nokta şu olabilir: Her yerde suç oranlarının arttığına ikna olmuş olsalar da, insanlar kendi mahallelerinde aslında korku hissetmiyorlar. Korkuları, acımasızca yalan söyleyen, oy peşinde koşan politikacılar ve suçla ilgili gerçek dışı iddialara meydan okumaya cesaret edemeyen korkak hükümetler tarafından körükleniyor; düşmanca medya ise herkesi dehşete düşürüyor. Evlerinde, insanlar gerçekten de nispeten güvende olduklarını biliyorlar. Belki de Burnham, hapishane kriziyle yüzleşirken, bu tür suç gerçeklerini anlatmaya cesaret eden ilk kişi olabilir.
Çeviren: Sarya Tunç
(Dış Haberler)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et