Akademi çevresi 'intihali' tartışmaya devam ediyor
Eski DEÜ Rektörü Nükhet Hotar döneminde dekan vekili olarak atanan ve Üniversiteler Arası Kurul tarafından “doçentlik” ve "profesörlük" unvanı geri alınan Türkmen Töreli ile ilgili eski iddialar gündeme geldi.
Ramis Sağlam
[email protected]
İzmir — Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) Başkanlığı tarafından doçentlik ve profesörlük unvanı geri alınan Türkmen Töreli haberimizin ardından akademik çevrelerden ve sendikalardan yaşanan intihallere peşi sıra tepkiler geldi. Farklı üniversitelerde yaşanan “intihalleri” (aşırma) gazetemize aktaran akademisyenler, aşırmanın Türkmen Töreli ile münferit olmadığını belirtti.
Türkiye’deki akademik çalışmalarda genel benzerlik ve intihal oranlarının, yapılan araştırmalara göre ortalama yüzde 28 ile yüzde 36 arasında değiştiği ifade edilse de bu oranın gerçekte daha yüksek olduğu akademik çevrelerde ifade ediliyor. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (BEPAM) tarafından yapılan bir araştırmaya göre tezlerin yüzde 34’ünde ağır intihal saptanırken, Türkiye'nin ortalama benzerlik indeksinin yüzde 28,5 olduğu açıklandı.
Sadece doçentlik tezi mi intihal?
AKP’li eski DEÜ Rektörü Nükhet Hotar tarafından dekan vekili olarak atanan, doçentlik ve profesörlük unvanı intihal nedeniyle geri alınan Türkmen Töreli ile ilgili olarak 7 Haziran 2004 tarihli Sabah Gazetesi’nde Savaş Ay imzalı haberde birçok iddia gündeme gelmişti.
Ay’ın haberinde, “H.B. ve A.H. isimli bu iki öğretim görevlisi daha önceden Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde Araştırma Görevlisi olarak çalışırken, doktorasını bitirip Kocatepe Üniversitesi Uşak Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde Yrd. Doç. ve dekan yardımcısı olarak çalışan, önceden adı T.K. iken mahkeme kararıyla adını T.T. olarak değiştiren şahsın, hem mastır tezi hem de doktora tezi yukarıda ismi geçen iki şahıs tarafından para ve çeşitli menfaatler karşılığında bizzat yazılmıştır” iddiası öne sürülmüştü.
Savaş Ay 12 Haziran 2004 tarihli yine Sabah Gazetesi’ndeki haberinde, bu öğretim görevlilerinin Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışırken, T.K. olan adını T.T. olarak değiştiren öğrencilerinin mastır ve doktora tezini hazırladıkları öne sürülmüştü.
İddiaya göre T.K.'nin bunun karşılığında H.B.'ye çalıntı bir otomobil hediye ettiği, “KPDS ve ÜDS sınavlarında sahte kimlik hazırlayarak bir başkasını sınavlara sokarak yüksek notlar aldırıldığı, ayrıca T.T. ve A.H.’nin de para karşılığı yerlerine başkasını sokup sınavı geçtikleri iddiası ileri sürülmüştü.
Türkmen Töreli'nin ismi, "Diyarbakır Kalesi ve Surları" (Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997) adlı yüksek lisans tezinde Teslim Köse olarak geçiyor.
“Hotar akademisyen olarak değil sultan gibi yönetti”
Nükhet Hotar dönemini çok kötü bir dönem olarak değerlendiren DEÜ Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Ergör, Hotar’ın üniversiteyi bir akademisyen olarak değil bir sultan gibi yönettiğini söyledi.
Ergör, “Hotar’ın göreve getirdiği kimi kişiler görevde kalmaya devam ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla adı geçen kişide onlardan biri. Bu düzeyde bir ‘ahlaksızlık’ yapıldığı halde bu kişi öğretim görevliliği görevinden atılamıyor. Oysa bu insanın öğrenciyle bir araya gelmesi son derece yanlış. Hotar döneminde yapılan birçok işin sorgulanması gerekecek. Çünkü dekanlığın önemli yetkileri var. Bu yetkinin nasıl kullanıldığına dair son derece ciddi tartışmalar var. Sonuçta doçentliği hak etmeyen bir insandan söz ediyoruz. Doçent olmadığı halde profesör unvanıyla dekan olarak atanmış biri. Ama bu ülkede intihal yaptığı halde yükselme çokça karşılaşılmayan bir şey değil. İntihal yaptığı halde YÖK Başkanlığı, Bakanlık yapmış olanlar var. Akademideki çözülme genel gidişattan farklı algılanıp değerlendirilemez. Akademisyenlerin birey olup tepki göstermesi gereken yerler var. Akademik kurullar akademisyenler birlikteyse bir işe yarayabiliyor. Yoksa korku ortamını çok da güçlendiren yerler. Karşı çıkan ya da doğruları savunan farklılıkları savunan akademisyenleri yalnızlaştıran yerler oluyor.” dedi.
Akademik yolsuzluklar eskiden beri üniversitelerin ciddi bir yarası
Yaşanan aşırma (intihal) veya daha geniş kapsamıyla akademik yolsuzlukların eskiden beri üniversitelerin ciddi bir yarası olduğunu söyleyen DEÜ Tıp Fakültesinden Prof. Dr. İzge Günal, “Geçmişte Uğur Mumcu ve Prof. Dr. Hasan Yazıcı’nın belgelediği, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın intihali veya 2006 Dokuz Eylül Ortopedi olguları ilk anda akla gelenler. Elbette sonraları çok sayıda başka akademik yolsuzluk haberleri de basında yer aldı. Sanırım ilk ortaya çıkartılanların üzerine yeterince gidilmemesi ve daha da önemlisi akademisyenlerin büyük çoğunluğunun bunlara tepkisiz kalması yolsuzlukların artarak devam etmesini sağladı. Üzerine gitmek bir yana, yolsuzlukları yakalayanların baskı altında kaldığını biliyoruz. Artık nereye elimizi atsak kuşkulu verilerle karşılaşıyoruz. Özellikle ‘kayyum rektörler dönemindeki’ hukuksuzluk ve liyakatsizlik kirlenmeyi çok daha üst boyutlara taşıdı. Öyle ki, yaptığım konuşmalarda 'aksi kanıtlanmadıkça her akademisyen suçludur' demek noktasına geldim. Akademik yolsuzluklar, üniversitelerin içini oyan, işlenebilecek en büyük suçtur. Bu konu en radikal biçimiyle çözülmedikçe akademi geriye gitmeye devam edecektir” ifadesini kullandı.
İntihalleri araştıran ETİK kurulları bilimsel mi?
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Karabulut, aynı bölümde görevli bir öğretim üyesinin, biri Türkçe ve tek yazarlı, diğeri İngilizce ve iki yazarlı olarak yayımlanan ve içeriklerinin neredeyse bire bir örtüştüğünü düşündüğü iki çalışması hakkında YÖK’e etik başvurusunda bulunduğunu aktardı. Ancak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Fen ve Mühendislik Bilimleri Etik Kurulunun başvuru konusu hakkında ‘kesin olmamakla birlikte etik ihlal tespit edilememiştir’ değerlendirmede bulunduğunu belirten Karabulut, “Bana göre bu karar, açık biçimde incelenmesi gereken bir etik sorunun üstünü örtmekten başka bir sonuç doğurmadı. Bu nedenle etik kurulların gerçekten bilimsel etiği koruyan bağımsız ve tarafsız yapılar olarak mı, yoksa kurumsal ve kişisel ilişkilerin etkisine açık mekanizmalar olarak mı işlediği sorusu, söz konusu dönemde görev yapan kurul üyeleri açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır. Üstelik hakkında etik başvurusunda bulunduğum kişi daha sonra başvurumun asılsız olduğu iddiasıyla konuyu yargıya taşıdı ve buna ilişkin idari yargı süreci halen devam ediyor” bilgisini paylaştı.
Sürecin nasıl ilerleyeceğini takip ettiğini belirten Karabulut, “Söz konusu yayınların bilimsel yayın etiği açısından gereği gibi incelenmemesi, üniversitenin, yüz yıllık bir akademik geleneğe sahip bölümün ve en önemlisi bilimsel bilgi üretiminin güvenilirliğine zarar verir. Eğer bu yayınların etik ihlal oluşturduğu yetkili ve tarafsız bir inceleme sonucunda tespit edilirse, akademik kadro yenilemeleri, yıllık faaliyet raporları, akademik teşvik ödemeleri ve olası kamu zararı dahil bütün sonuçlarının da güncel YÖK mevzuatı çerçevesinde incelenmesi gerekir. Şimdi temel soru şudur: Türkiye’de akademik etik kurulları gerçekten bilimsel etiği mi koruyor, yoksa kimi zaman akademideki güç ve ilişki ağlarının birbirlerini koruduğu mekanizmalara mı dönüşüyor? Bakalım süreç nasıl ilerleyecek” dedi.

“Dünyanın tek imza ile rektör atayan ülkesiyiz”
Üniversitelerde son yıllarda ortaya çıkan intihal vakaları, sahte yayınlar, etik ihlaller, liyakat yerine kayırmacılık iddiaları ve bilimsel ölçütlerden uzaklaşan uygulamalar, yükseköğretimde yaşanan daha kapsamlı bir çürümenin göstergesi olmaya devam ediyor.
Dünyanın tek imza ile rektör atayan ülkesi olduğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, yaşanan intihal olaylarında -ki DEÜ ilk ve tekte değil- akademideki özerk ve demokratik olmayan yapılanmanın bir sonucu olduğunu söyledi. Hal böyle olunca, liyakatsizlik ve adam kayırmacılık sistemli bir kurala dönüşüyor. İntihal yalnızca bireysel bir etik ihlal değil, bilimsel güvenilirliği ve toplumun üniversitelere duyduğu güveni zedeleyen yapısal bir sorundur. Bilimsel özgürlüğün, akademik özerkliğin ve liyakat ilkesinin güçlendirilmediği; etik ihlallere karşı etkili ve bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmediği bir ortamda bu tür vakaların önüne geçmek mümkün değildir. Üniversiteler, siyasi ve idari baskılardan uzak, özgür düşüncenin, eleştirel bilimin ve etik değerlerin esas alındığı kurumlar haline getirilmedikçe, bu çürümenin önüne geçmek zor olacaktır.
Akademik ve toplumsal olana yönelik bir ihlaldir
İntihali bir başkasının emeğinin görünmez kılınması olarak değerlendiren Eğitim Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Lütüfer Körükmez, sadece emeği çalınanlar bakımından değil, akademik ve toplumsal olana yönelik bir ihlal olduğunu söyledi.
Akademide intihali ve diğer etik ve teknik problemleri denetleme üzerine kurulu bir sistem olduğunu söyleyen Körükmez, “Jüriler bu sebeple var. Etik kurullar bu sebeple var. İlgili fiil soruşturma konusu olduğunda oluşan soruşturmacı kurulu bunun için var. Profesörlük unvanı, akademik topluluk içinde belirli bir bilimsel yetkinliğin ve akademik emeğin karşılığıdır. Bu nedenle bu unvanın hangi koşullarda verildiği, kimler tarafından değerlendirildiği ve değerlendirme süreçlerinin ne ölçüde bağımsız ve şeffaf olduğu bütün akademik camiayı ilgilendirir. Türkmen Töreli’nin profesörlük unvanının iptal edilmesi elbette yerinde olmuştur. Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Üniversiteler şubesi olarak, üniversiteye gönderdiğimiz bir yazıda tam da intihalin kesinleşmesinin ardından gerekli adımların atılmasını talep etmiştik. Şimdi de bu durumun yarattığı haksız uygulamaların üniversite tarafından takip edilmesini talep ediyoruz” dedi.
Paraşütle atamaların sonuçlarını yaşıyoruz
Üniversitelerde paraşüt akademisyenlere karşı olduklarını ve buna karşı mücadele verdiklerini söyleyen Eğitim İş İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Elbey Kale de "Son yıllarda paraşütle atlar gibi akademik atamalar yapılarak unvan almışlardır. Bu unvanların tekrar gözden geçirilmesi, gerçekten hak edildiğine bakılması en büyük talebimizdir. Bunun için mücadele veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz" dedi.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et