11.08.2026 00:19

‘Şehir planlanırken kamu yararı ve bütünsel planlama esas alınmalı’

Sındırgı depreminin yıl dönümünde sorunlar sürerken, Hatay’da milyarlık spor yatırımları ve kura törenleri öne çıkarılıyor. Şehir Plancısı Tuğçe Tezer bu durumu “bütünsel planlama eksikliği” olarak değerlendiriyor.

‘Şehir planlanırken kamu yararı ve bütünsel planlama esas alınmalı’

Ahmed Ziya Aydın


1 kişinin ölümü, 29 kişinin yaralanmasına sebep olan Sındırgı depremlerinin yıl dönümü geride kaldı. 10 Ağustos 2025 tarihinde Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde akşam saatlerinde 6.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Balıkesir’in yanı sıra büyük bir bölgede hissedilen depremde şehir merkezinde bir bina yıkıldı, kırsal mahallelerde birçok yapı hasar gördü. 1 kişi hayatını kaybetti, 29 kişi yaralandı. 27 Ekim’de ise ikinci 6.1’lik deprem ise önceden hasar görmüş birçok binanın yıkılmasına sebep oldu. İkinci deprem sonrasında 623 konut, 125 iş yeri ve 30 ahır ağır hasarlı veya acil yıkılması gereken yapılar arasında yer aldı. Bu süreçte yaşanan her artçı deprem ise yurttaşların korkuya kapılarak geceyi dışarıda geçirmesine, evlerine girmeye çekinmesine sebep olmuştu.

‘Şehrimizden depremin izlerini siliyoruz’

Diğer taraftan binlerce kişinin ölümüne sebep olan 6 Şubat depremlerinin yaşandığı illerden, halkın yaşadığı sorunlara hâlâ çözüm üretilmemesiyle gündeme gelen, Hatay’da bir gelişme yaşandı. Geçtiğimiz günlerde Hatay’da Türkiye’nin ilk ve tek sörf merkezi açılışı yapıldı. Hatay Valisi Mustafa Masatlı, açılan spor tesisleri için “6 Şubat depremlerinin şehrimizde bıraktığı izlerin silinmesi adına spor yatırımlarına büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı. Şimdiye kadar 11 milyar lirayı aşkın spor yatırımı yaptıklarını söyleyen Masatlı, bu kapsamda 4 öğrenci yurdu, 100 halı saha, 7 futbol sahası, 7 kapalı spor salonu ve 1000 kişilik atletizm pisti yapıldığını belirtti. Aynı günlerde yapılan, Murat Kurum’un da katıldığı konut belirleme kura töreninde 8 bin 500 hak sahibinin konutunun belirlendiği aktarıldı. Bir tarafta yapılan binalar, diğer tarafta milyarlarca TL harcanarak yapılan spor tesisleri.

Peki valinin ifadeleriyle “Depremin bıraktığı izlerin silinmesi” meselesi iyimser bir çaba mı, yoksa bir politik “yeniden dizayn” mı? Gazetemize konuşan Akademisyen, Şehir Plancısı Tuğçe Tezer, şehirlerin doğal, fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik katmanlardan oluşan bütünsel yaşam alanları ve karmaşık sistemler olduğunu söylüyor.

 

"Kamu yararı ve bütünsel planlama esas alınmalı"

Bir şehrin nasıl planlanması gerektiğine dair “Fiziksel mekanın başlıca bileşenleri barınma ve çalışma alanları, eğitim ve sağlık tesisleri, rekreasyon alanları, sosyal tesisleri ve bunları birbirine bağlayan ulaşım yüzeylerinden oluşur. Şehir planlamada farklı ölçekteki planlar arasındaki uyum, yani planlama hiyerarşisi, bütünsel planlama yaklaşımı ve kamu yararı esastır” ifadelerini kullanan Tezer, şehrin herhangi bir bölgesi için alınan kararın, şehrin bütününe etki ettiğini vurguladı.

Planlama sürecinde mutlaka dikkat edilmesi gerekilen üç konunun, tüm süreçte yerel halkın katılımının sağlanması, afetlere dirençli ve farklı kırılgan gruplar için “engelsiz” bir şehir planının hedeflenmesi olduğunu belirten Tezer, “Konu afet sonrası planlama sürecine geldiğinde ise; yerel halkın, doğanın, ekonomik, kültürel mirasın, sosyo-kültürel ve tarihi yapının korunması ve tamamının iyilik halinin planlama süreci boyunca da sağlanması esastır. Bu nedenle afet sonrası şehir planlama süreçlerinde en önemli konulardan biri, yerel halkın ‘geçici yaşam koşullarının’ her yönüyle sağlanmasıdır” dedi.

Planlama ve uygulama arasındaki fark

Hatay’da nasıl bir planlama izlendiğine dair sorumuzu cevaplayan Tezer, Hatay’da deprem sonrası süreçte planlama ve uygulama arasındaki ilişkinin oldukça zayıf olduğunu, uygulama hızına verilen önceliğin sosyal ve mekansal dokunun korunmasının önüne geçtiğini söyledi. Tarihi merkezde “riskli alan”, kentin bütünü ve kırsal alanların önemli bölümünde “rezerv yapı alanı” ilanlarıyla, yerel halkın deprem öncesi mülklerine ilişkin büyük bir belirsizlik yarandığını belirten Tezer, “2023 yılının Mart ayında yapımına başlanan TOKİ konutları (kalıcı deprem konutları) Antakya ve Hatay’ın depremden etkilenen diğer ilçelerinin ağırlıklı olarak çeper bölgelerinde; tarım alanı, zeytinlikler ve mandalina bahçeleri başta olmak üzere doğal alanlara, kalıcı konutlar inşa edildi” dedi.

Kent merkezinden uzak konutlar

Tüm bu süreçte, planlama açısından esas olması gereken bütünsel planlama, planlama hiyerarşisi, dirençli kent, engelsiz kent, kamu yararı ve yerel halkın katılımının Hatay’ın depremden sonra planlanması sürecinde yeterince gündeme gelmediğini söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

Bir kısmı tamamlanan kalıcı konutların yer seçimi kent merkezinden, sağlık ve eğitim tesislerinden, çalışma alanlarından uzak olduğu için, Antakya ve Hatay’da gündelik yaşam büyük ölçüde dönüşmüş durumda. Ayrıca, yalnızca barınma alanlarından ibaret olmayan kentsel sistemin diğer bileşenleri olan sağlık, eğitim tesisleri, çalışma alanları, rehabilitasyon ve donatı alanlarının yetersizliği ile ağırlıkla iş makineleri tarafından tahrip edilen ulaşım yolları, Hatay’da yaşayanların gündelik hayatını büyük ölçüde zorlaştırıyor.”

Belirsizlik ve “yerinden edilme” endişesi

Devamında “Depremden önce mahalle kültürünün ve kültürel çeşitliliğin mekanı olan Antakya sokakları, bugün büyük ölçüde boşalmış, güvensiz ve geleceği belirsiz bir durumda” ifadelerini kullanan Tezer, son haftalarda alınan konteyner yerleşkelerinin deprem bölgesi bütününde boşaltılması kararının, Hatay’da yaşayanlar açısından belirsizlik ve “yerinden edilme” endişesini gündelik hayatın “doğal” bir parçasına dönüştürdüğünü vurguladı.

Açılan spor tesislerine ilişkin de “Spor tesisleri dahil olmak üzere rekreasyon ve sosyal donatı alanları, kentsel yaşam kalitesinin sağlanması için mutlaka önemli işlev alanları arasında” ifadelerini kullanan Tezer, yaşam alanlarının çok katmanlı şekilde ve bütünsel olarak hasar gördüğü Hatay gibi bir şehirde, deprem sonrası sürecin en önemli unsurunun, Hatay’da yerel halkın iyilik halinin sağlanması olması gerektiğini söyledi.

“Kentsel sistemin tüm diğer bileşenlerini de iyileştirmek lazım”

Depremin ilk günlerinden beri yapılması gerekilen “nitelikli geçici yaşam koşullarının” bugün hala sağlanmamış olmasının, sürecin en önemli eksikliği olduğunu belirten Tezer, açıklamasına şu şekilde devam etti:

“Bugün Hatay’da öne çıkan ihtiyaçlar; sürekli hale gelmiş asbest içeren moloz/toz soluma durumu, temiz içme ve kullanma suyu, şehir merkezi ve kalıcı konutlar arasındaki toplu taşıma olanaklarının yetersiz olması, Antakya’nın tarihi dokusunun nitelikli yapısının devamlılığına dair endişeler, “rezerv yapı alanı” ve “riskli alan” kararlarıyla artan mülksüzleşme ve yerinden edilme endişesi, “mücbir sebep” uygulamasının bitmesiyle artan ekonomik zorluklar, tarım alanlarının ve çalışma alanlarının zarar görmesi nedeniyle yaşanan yerel ekonomi ve istihdam sorunları, nitelikli eğitim ve sağlık tesislerinin yetersizliği, iş makinelerinin hareketiyle tahrip olan, ya da bilgilendirme olmaksızın kapatılan yollar, sık yaşanan ve günlerce süren elektrik kesintileri, gündelik yaşamın her aşamasını etkileyen “belirsizlik” sorununun çözümlenmesi olarak görünüyor.”

Tezer, kentsel iyilik halinin bütünsel bir mesele olduğunu kavramanın, donatı alanlarını iyileştirirken kentsel sistemin tüm diğer bileşenlerini de eş zamanlı, yerel halkın katılma imkanı bulduğu, şeffaf süreçlerle iyileştirmenin büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Deprem öncesi yaşam kültürüyle uyumsuz konut tipleri

TOKİ’nin yürüttüğü süreçle inşa edilen kalıcı konutlar hakkında da “Kalıcı konutların yer seçiminde ağırlıklı olarak kent çeperlerindeki doğal alanların tercih edilmesi, buradaki doğal çevrenin tahrip edilmesi ve kent merkezinden uzak “konut siteleri” oluşturulması nedeniyle, Antakya ve Hatay’ın deprem öncesi mahalle yaşamı ve konut dokusundan büyük ölçüde farklılaşıyor” ifadelerini kullanan Tezer, yeni inşa edilen konutlara yerel halkın kura çekimiyle yerleştirilmesinin çok kültürlü kadim bir sosyal yaşam ve mahalle geleneği olan Hatay için aidiyet ve sosyo-kültürel risk oluşturabileceğini belirtti.

Tezer, öte yandan merkezi iş alanı ve kalıcı konut alanları arasındaki mesafenin de, bugün hala devam eden ulaşım ve altyapı sorunları başta olmak üzere, gündelik yaşam sorunlarını derinleştirdiğini söyledi. Artı olarak kalıcı konutlarda tercih edilen konut tiplerinin Hatay’ın iklimi ve deprem öncesi yaşam kültürüyle uyumsuz olmasının, farklı inşaat şirketleri tarafından yapılan konutlardaki malzeme, işçilik ve denetim sorunlarının da, kalıcı konutlarda yaşam başladıktan sonraki sürecin öngörülen başlıca sorunları olarak göründüğünü belirtti.

Kentin bütününde artan mülksüzleşme ve yerinden edilme endişesinin, yerel halkın planlama ve yapılaşma süreçlerine katılım imkanı bulamaması nedeniyle yükseldiğini vurgulayan Tezer, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırıyor:

“Kentleri konut alanları, sosyal donatı, eğitim, sağlık tesisleri, rekreasyon ve ulaşım alanlarıyla bir bütün olarak düşündüğümüzde, Hatay’daki kalıcı konutlar niceliksel bir konut üretimini sağlasa da, bir kent ve yaşam çevresi üretmek açısından önemli soru işaretlerini barındırıyor.”

Yüksek aidatlar, bitmeyen teknik sorunlar ve yalnızlaşma

Tuğçe Tezer’in dikkat çektiği bu sorunlar, TOKİ konutlarına yerleşen yurttaşların da gündelik yaşamında somut birer mağduriyete dönüşmüş durumda. Bölgede yaşayan vatandaşlardan Elhem E. ve Gülnaz D., merkeze uzak olan konutlarda ulaşım sıkıntısı, elektrik ve su kesintileri, semt pazarının olmaması ve marketlerdeki yüksek fiyatlar yüzünden temel ihtiyaçlara erişmekte büyük zorluk çektiklerini belirtiyor. Eski evlerinin konumu çok daha iyiyken kendilerine 60-70 metrekarelik dar konutların verilmesinden ve yılların emeği olan evlerini yeniden kendi paralarıyla satın almak zorunda bırakılmaktan şikayet eden yurttaşlar, kura sistemiyle şekillenen bu yeni çevrede eski komşuluk bağlarını yitirerek yalnızlaştıklarını ifade ediyor.

Bunun yanı sıra teslim edilen binalarda su sızdıran duvarlar ve aksayan tesisatlar gibi bitmeyen teknik sorunlar karşısında yetkililerin sürekli erteleyen tutumu yurttaşları umutsuzluğa sürüklüyor. Çevre düzenlemesi ve temizlik adı altında her ay alınan 1.500 TL’ye yakın aidata rağmen ortada bir hizmet olmadığını vurgulayan mahalle sakinleri, toplanan paraların nereye gittiğini bilemediklerini dile getiriyor. Şehir hâlâ toz ve çamur içindeyken; okullar, sağlık ocakları, yollar ve altyapı tamamlanmadan konteynerlerin boşaltılmaya çalışılması ve verilen eşya yardımı ile mahallede ev teslimi sözlerinin tutulmaması ise bölgedeki belirsizlik ile mağduriyeti her geçen gün artırıyor. 

Yüksek aidatlar, bitmeyen teknik sorunlar ve yalnızlaşma

Tuğçe Tezer’in dikkat çektiği sorunlar, TOKİ konutlarına yerleşen yurttaşların da gündelik yaşamında somut birer mağduriyete dönüşmüş durumda. Bölgede yaşayan vatandaşlardan Elhem E. ve Gülnaz D, merkeze uzak olan konutlarda ulaşım sıkıntısı, elektrik ve su kesintileri, semt pazarının olmaması ve marketlerdeki yüksek fiyatlar yüzünden temel ihtiyaçlara erişmekte büyük zorluk çektiklerini belirtiyor.

Eski evlerinin konumunun çok daha iyiyken kendilerine 60-70 metrekarelik dar konutların verilmesinden ve yılların emeği olan evlerini yeniden kendi paralarıyla satın almak zorunda bırakılmaktan şikayetçi olan yurttaşlar, kura sistemiyle şekillenen bu yeni çevrede eski komşuluk bağlarını yitirerek yalnızlaştıklarını ifade ediyor.

Bunun yanı sıra teslim edilen binalarda su sızdıran duvarlar ve aksayan tesisatlar gibi bitmeyen teknik sorunlar karşısında yetkililerin sürekli erteleyen tutumu yurttaşları umutsuzluğa sürüklüyor. Çevre düzenlemesi ve temizlik adı altında her ay alınan 1500 TL’ye yakın aidata rağmen ortada bir hizmet olmadığını vurgulayan mahalle sakinleri, toplanan paraların nereye gittiğini bilemediklerini dile getiriyor.

 

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
10.08.2026 13:08 / Güncelleme: 14:22

İstanbul'un havası en kirli bölgeleri belli oldu: İlk sıralarda hangi ilçeler var?

İstanbul'daki 26 istasyonda yapılan ölçümler, hava kirliliğinin ilçelere göre nasıl değiştiğini ortaya koydu. Temmuzda en yüksek partikül madde değerleri Sultangazi ve Kağıthane'deki istasyonlarda kaydedildi.

İstanbul'un havası en kirli bölgeleri belli oldu: İlk sıralarda hangi ilçeler var?

Fotoğraf: BERK OZDEMIR/Pexels

10.08.2026 15:47 / Güncelleme: 15:52

Yeni Partili Yavuzyılmaz: 'Çerçeve yasa'ya hayır diyeceğim

Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, 'çerçeve yasa' görüşmeleri sürerken oyunu 'hayır' olarak kullanacağını duyurdu.

Yeni Partili Yavuzyılmaz: 'Çerçeve yasa'ya hayır diyeceğim

Deniz Yavuzyılmaz / Fotoğraf: ANKA

10.08.2026 13:23 / Güncelleme: 13:47

Emek Partisinden 'Mekke Anlaşması' değerlendirmesi: 'Anlaşma, Türkiye’yi yeni savaş cephelerine sürükleme tehdidi içeriyor'

EMEP, Erdoğan yönetiminin Riyad ve İslamabad ile imzaladığı savunma anlaşmasının “Türkiye’yi yeni cephelere sürükleyeceği” uyarısı yaptı: “Türkiye, bu anlaşmayla, bolca düşman sahibi yeni ortaklar edinmiştir."

Emek Partisinden "Mekke Anlaşması" değerlendirmesi: "Anlaşma, Türkiye’yi yeni savaş cephelerine sürükleme tehdidi içeriyor"

Fotoğraf: ANKA

10.08.2026 11:04 / Güncelleme: 11:57

İthal telefonda 250 dolar dönemi: Fiyatlar artacak

Türkiye'de ticari amaçla ithal edilen akıllı telefonlar için uygulanan gözetim kıymeti 200 dolardan 250 dolara yükseltildi.

İthal telefonda 250 dolar dönemi: Fiyatlar artacak

Fotoğraf: Daniel Romero/Unsplash

10.08.2026 13:17

İran'dan Mekke Anlaşması açıklaması: ‘Bize karşı olduğunu düşünmek için neden yok’

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması’nın İran’a karşı oluşturulmuş bir ittifak olduğunu düşünmediklerini söyledi.

İran'dan Mekke Anlaşması açıklaması: ‘Bize karşı olduğunu düşünmek için neden yok’

İsmail Bekayi | Fotoğraf: İran Dışişleri Bakanlığı

10.08.2026 10:27 / Güncelleme: 10:42

Mekke Anlaşması sonrası Hindistan'da Türkiye ve Suudi Arabistan'a boykot çağrısı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasının ardından Hindistan'da Türkiye ve Suudi Arabistan'a yönelik boykot çağrıları yapıldı.

Mekke Anlaşması sonrası Hindistan'da Türkiye ve Suudi Arabistan'a boykot çağrısı

Fotoğraf: ANKA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!