Büyük Menderes havzasında ekolojik yıkım alarmı
Dr. Eşref Atabey’in raporuna göre Büyük Menderes Havzası’nda 461 maden ve 273 enerji projesi ÇED sürecinden muaf tutuldu. Atabey, madencilik ve enerji yatırımlarının su kaynakları, tarım ve halk sağlığı için risk oluşturduğunu belirtti.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Özer Akdemir
[email protected]
Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey, Türkiye'nin en kritik tarım ve su havzalarından biri olan Büyük Menderes Havzası'ndaki madencilik ve enerji yatırımlarının yarattığı tahribata dair kapsamlı bir tıbbi jeolojik rapor yayımladı. Havzanın jeolojik yapısından biyoçeşitliliğine, su potansiyelinden halk sağlığı risklerine kadar birçok konuyu 10 ana bölümde ele alan rapor, bölgenin karşı karşıya olduğu ekolojik felaketi bilimsel verilerle ortaya koyuyor.
Dr. Atabey, su zengini olmayan ve su stresi yaşayan Türkiye'de, 2,5 milyondan fazla insanın hayat bulduğu bu havzanın, kontrolsüz madencilik ve yeşil enerji adı altında hayata geçirilen projelerle adeta can çekiştiğini vurguluyor.
Havzada 461 maden projesi ÇED sürecinden muaf tutuldu
Raporda paylaşılan en çarpıcı verilerden birini, havza sınırları içerisinde yer alan Afyonkarahisar, Uşak, Denizli, Aydın ve Muğla illerinde toplam 461 madencilik projesinin ÇED sürecinden muaf tutulması oluşturuyor. Bu izinlerin illere göre dağılımı ise şu şekilde listeleniyor:
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
- Denizli: 128 proje
- Muğla (Kavaklıdere ve Yatağan): 94 proje
- Uşak: 86 proje
- Aydın: 86 proje
- Afyonkarahisar: 67 proje
Bu projelerin 33 adedi 1. grup, 355 adedi 2. grup, 53 adedi 14. grup-a, 6 adedi 4. grup-b ve 14 adedi 4. grup-c madenlerden oluşuyor. Özellikle Denizli, Yatağan ve Kavaklıdere bölgelerinde yoğunlaşan mermer ve taş ocaklarının, bölgenin doğal su depoları olan kayaç yapılarını yerinden sökerek ormanları ve su kaynaklarını geri dönülemez şekilde yok ettiği belirtiliyor.
Siyanür tehlikesi ve asit maden drenajı yüzyıllarca sürüyor
Altın ve gümüş madenciliğinde kullanılan siyanürün sanılandan çok daha derin çevresel etkileri bulunduğunu belirten Dr. Atabey, siyanürün toprakta doğal olarak hareketsiz duran kurşun, cıva, antimon ve çinko gibi son derece zehirli ağır metalleri hareketli hale getirdiğini ifade ediyor. Hareketli hale gelen bu metaller bitki kökleri tarafından emilerek besin zincirine ve nihayetinde insan bünyesine ulaşıyor.
Ayrıca siyanürlü atık suların nehir ve derelere ulaşması halinde suda oldukça kolay çözünen ve son derece zehirli olan siyanojen klorür gazına dönüştüğünü, bunun da akarsulardaki toplu balık ölümlerinin en temel nedeni haline geldiğini vurguluyor.
Sülfür içeren altın madeni pasalarının yani atıklarının yağmur sularıyla yıkanması sonucu oluşan asit maden drenajı ise çevre için büyük tehdit oluşturuyor. Kayalardan süzülen asidik sular ve ağır metaller nehirleri, gölleri ve tarım topraklarını kirletiyor. Dr. Atabey, sülfürlü minerallerden kaynaklanan bu asit maden oluşumunun maden kapatılsa bile yüzyıllar boyunca devam edebileceğini belirterek Balıkesir'in Balya ilçesindeki kurşun madenini örnek gösteriyor.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Yeşil enerji yatırımlarının ekolojik faturası ağırlaşıyor
Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye hiçbir zararı yokmuş gibi sunulmasının bilimsel bir yanılgı olduğunu savunan Dr. Atabey, Büyük Menderes Havzası'nda ÇED sürecinden muaf tutulan 241 adet güneş enerjisi santrali (GES), 26 adet jeotermal enerji santrali (JES) ve 6 adet rüzgar enerjisi santrali (RES) projesinin çevresel etkilerini mercek altına alıyor.
Jeotermal santraller incir ve zeytin ağaçlarını vuruyor
Havzada özellikle Aydın'ın Buharkent ve Germencik, Denizli'nin Sarayköy, Pamukkale ve Karahayıt ile Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçeleri jeotermal açıdan zengin kaynaklara sahip bulunuyor. Ancak yer altından çıkarılan bu jeotermal akışkanların arıtılmadan Büyük Menderes Nehri'ne deşarj edilmesi akarsuda termal kirlenme, tuzluluk ve bor kirliliğine yol açıyor.
Bu durum tarımsal üretime büyük darbe indiriyor. Özellikle Aydın'da yoğun şekilde yetiştirilen incir ve zeytin ağaçları bor elementinden önemli ölçüde zarar görerek meyve veriminde ciddi düşüşler yaşıyor. Akışkanların içindeki bor, arsenik, florür, radon gazı, karbondioksit ve hidrojen sülfür toprağı çoraklaştırıyor, yer altı ve yüzey sularını kirletiyor. Sıcak suların akarsularda oksijensizleşmeye, yani ötrofikasyona neden olarak sucul ekosistemi ve balık ölümlerini tetiklediği görülüyor.
Güneş panelleri yer altı suları için risk oluşturuyor
Güneş enerjisi santrallerinin çok geniş arazileri kaplayarak habitat kaybına neden olduğunu belirten Atabey, kullanım ömrünü tamamlayan milyonlarca güneş panelinin geri dönüştürülemediğine dikkat çekiyor. Bu panellerin galyum arsenit, tellür, gümüş, kristal silikon, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerden oluşan zehirli bir karışım barındırdığını, çöplüklere atılan panellerden sızan maddelerin yer altı su kaynaklarına karışma tehlikesi taşıdığını açıklıyor.
Rüzgar santralleri orman bütünlüğünü bozuyor
Rüzgar enerjisi santrallerinin kurulum aşamasında açılan yollar ve yapılan patlatmalar yer altı su kaynaklarına zarar veriyor. Ormanlık alanların parçalanması yangın riskini artırırken, türbinlerin göçmen kuşların yollarını bozduğu, arıcılık ve hayvancılık faaliyetlerini olumsuz etkilediği raporda listeleniyor.
Fotoğraf: Özer Akdemir/Evrensel
Halk sağlığını tehdit eden tıbbi jeolojik riskler
Rapora göre; Büyük Menderes Havzası'nın aktif fay segmentlerinden oluşan depremselliği ve karmaşık jeolojik yapısı, bölgede ciddi tıbbi jeolojik riskleri de beraberinde getiriyor. Kömürlü sahalarda açılan kuyu sularında ve jeotermal kaynaklarda kanserojen arsenik oranları litrede 10 mikrogram olan yasal sınırın çok üzerinde seyrediyor. Sürekli tüketildiğinde akciğer ve deri kanserine yol açan bu sular halk sağlığını tehdit ediyor. Ayrıca içme sularındaki yüksek florür düzeyi diş ve iskelet sisteminde kalıcı hasarlara yol açıyor. Eşme'nin Güllü köyünde geçmişte yaşayanların yüzde 80'inin bu nedenle diş lekelenmesi ve iskelet rahatsızlıkları yaşadığı biliniyor.
Denizli'nin Bekilli ve Çal ilçeleri ile Uşak'ın Banaz, Karahallı ve Sivaslı köyleri çevresindeki şist kayalarında kanserojen asbest oluşumları göze çarpıyor. Tozların solunması karın zarı kanserini tetikliyor. Aydın'ın Koçarlı ilçesi Küçükçavdar ve Söke ilçesi Kısır mahalleleri çevresinde radyoaktivite oranları yüksek seviyede seyrediyor. Kisir mahallesi geçmişte basında kanser köy haberleriyle yer bulurken, Uşak'ın Güre Fakılı bölgesindeki uranyum yatağı nedeniyle evlerde ölümcül radon gazı ölçümlerinin yapılması önem taşıyor.
Madenciliğin ekonomiye katkısı yüzde bir seviyesinde kalıyor
Dr. Eşref Atabey, doğanın bu derece tahrip edilmesine karşılık madencilik sektörünün ülke ekonomisine katkısının son derece sınırlı kaldığını resmi verilerle ortaya koyuyor. Sektörün Gayri Safi Milli Hasıla içindeki payı son yıllarda gerileyerek yüzde bir düzeyine, 2024 yılında ise yüzde 0,9 seviyesine kadar düştü. Altın madenciliğinde devletin aldığı hakkın teşvikler ve muafiyetler nedeniyle oldukça düşük kaldığı, 100 ton altın üreten bir şirketin devlete ödediği hakkın altın karşılığının sadece 240 kilograma denk geldiği belirtiliyor. Üstelik çıkarılan bu altının Londra Metal Borsası fiyatları üzerinden Merkez Bankası'na satıldığı, karşılığında alınan doların ise yurt dışına transfer edildiği raporda açıklanıyor.
Dr. Atabey bu durumu sömürü madenciliği olarak tanımlıyor. Üretildikten sonra yerine konulamayacak yer altı zenginliklerinin ucuz iş gücüyle ülke dışına çıkarıldığı, geride ise siyanür yığınları, atık barajları ve kimyasallarla kirletilmiş tarım topraklarının bırakıldığı bu sistemin son bulması isteniyor.
Doğa hakkı insan hakkının üzerinde yer alıyor
Raporun sonuç bölümünde altın madenciliğinin tamamen yasaklanması çağrısında bulunuluyor. Dünyada üretilen altının çok büyük kısmının sadece lüks, mücevherat ve yatırım amaçlı kasalarda tutulduğunu belirten Atabey, hayati öneme sahip olmayan bu metal için doğanın feda edildiğini vurguluyor. Geçmişte vazgeçilmez endüstri malzemesi kabul edilen asbestin kanserojen olduğu anlaşılınca dünyada yasaklandığını hatırlatarak gelecekte altın madenciliğinin de yasaklanacağını ifade ediyor.
Doğanın tahrip edilmesiyle parça parça tüketilen şeyin aslında tüm canlılara hayat veren toprak, gıda ve su olduğunu söyleyen Atabey, doğa hakkının insan hakkının üzerinde yer aldığını ve insanın doğa için var olduğunu belirtiyor. Yetkilileri Anayasa'nın çevrenin korunmasına yönelik 56. maddesi ve Türk Ceza Kanunu'nun çevre suçlarına ilişkin hükümleri uyarınca Büyük Menderes Havzası'nı acilen koruma altına almaya davet ediyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et