Antidepresanlar iyileştirmek için mi yoksa uyutmak için mi?
Antidepresan kullanımı dünyada ve Türkiye'de hızla artıyor. Kahve masalarında ağrı kesici gibi antidepresan paylaşır olduk. Bizi bu noktaya getiren asıl sebep ne? İşsizlik, gelecek kaygısı, ekonomi ve sağlık sistemindeki yetersizlikler...
Halil Onur Altay
Geçenlerde yaşadığım bir olayı anlatmak isterim. Kahve içerken oturduğumuz bir masada arkadaşlarımdan birisi antidepresanını evde unuttuğunu söyleyince bir diğeri “Hangisini kullanıyorsun bende xx var.” diyerek çantasından antidepresan çıkarıp verdi. Ağrı kesici paylaşımı yaygın bir alışkanlıktı ama artık antidepresan paylaşımı da hayatımızın bir parçası olmuş. Eve gidiyorum, kardeşim kullanıyor; işe gidiyorum, arkadaşım kullanıyor; sınıfa giriyorum, öğrencilerim kullanıyor; dışarı çıkıyorum, arkadaşlarım kullanıyor.
Antidepresanların kullanım oranlarını incelediğimizde her geçen gün kullanım oranı artmaya devam ediyor. Türkiye’ye geçmeden önce dünyadaki örneklere bakmak analizimiz açısından bize daha sağlıklı bir ilerleyiş sunacaktır. OECD’nin toplamış olduğu verilere bakacak olursak antidepresan kullanım oranları “gelişmiş” ya da gelişmemiş ülke fark etmeksizin artıyor. 2017-2021 yılları arasındaki her 1000 kişiye düşen ilaç doz miktarına baktığımızda, İspanya’da 77.2’den 92.7’ye, Kanada’da 104.4’ten 130.1’e, Birleşik Krallık’ta 107.9’dan 138.2’ye ve Norveç’te 57.3’ten 61.1’e bir artış var. Aynı yıllar arasında da Türkiye’deki kullanım miktarı 43.5 dozdan 52.5 doza yükselmiş durumda. Başlangıç yılını 2017 yerine 2010 olarak aldığımızda ise Türkiye’de kullanım oranı 32.7. 2018 yılında SSRI ve SNRI tipi antidepresanlar toplamda 44.3 milyon kutu satılmışken 2022 yılında bu sayı 56.9 milyon kutuya ulaştı. Daha can yakıcı bir açıdan meseleye yaklaşacak olursak gençlerde ve çocuklarda kullanımın ne durumda olduğunu araştırmamız gerekiyor. Antidepresan kullananların yaş dağılımına baktığımızda en düşük oran 18-25 yaş aralığı olsa da son yıllardaki kullanım oranlarında artışın en hızlı olduğu aralık da 18-25. Hatta antidepresan kullanım yaşı her geçen gün daha da düşerek 12 yaşına kadar gerilemiş durumda. Fransa’da 2019-2023 yılları arasında yetişkinlerde antidepresan kullanım oranı yüzde 8 artmışken 12-25 yaş arasında yüzde 55.
Antidepresan kullanım sayılarının yıllara göre neden artıyor olduğuna dair pek çok gerekçe sıralayabiliriz. Nesillerin değişmesiyle birlikte antidepresanlara dair tabuların ortadan kalkıyor olmasını kullanımın artmasındaki sebeplerden birisi olarak sayabiliriz. Bunun yanı sıra antidepresanlar bırakıldığında yoksunluğa sebep olduğundan bırakma süreçleri zorlayıcı oluyor. İnsanlar bir kere bırakmaya çalıştığında uzun süren yoksunluk sıkıntılarından dolayı tekrar kullanmaya başlıyor. 10 yıldan uzun süredir antidepresan kullananların oranı 2000’lerin başında yüzde 15 dolaylarındayken günümüzde yüzde 25-30 civarına çıkmış durumda.
Tabuların yıkılması ve uzun tedavi süreçleri sayıların artmasına sebep olarak gözükse de asıl cevaplanması gereken soru: “İnsanlar neden antidepresan kullanma ihtiyacı hissediyor?” Bu sorunun en yakıcı cevaplarından birisi olarak karşımıza sosyoekonomik stres faktörleri çıkıyor. İşsizlik, geleceksizlik, ekonomik güvencesizlik, tükenmişlik sendromu ve bireyselleşme gibi nedenler de bu stres faktörlerinin başını çekmekte. Avusturyalı ve Alman araştırmacıların yayımladıkları makalelere göre anksiyete ve depresyon işsizlik dönemlerinde çok daha fazla gözlemlenen rahatsızlıklar. Çin’de yapılan başka bir araştırmaya göre işsizliğin yanı sıra baskıcı yönetimler de depresyon ve anksiyetenin görülme sıklığını artırmakta. Gençlerde ise bu sorunlar gelecek kaygısı üzerinden şekillenmekte. Mezun olup iş bulmak her geçen yıl zorlaşırken alanında bir işte çalışma oranı yüzde 57. Diyelim ki bir genç, şanslı bir biçimde alanıyla alakalı bir iş buldu; o koşullarda da çalışırken emeğinin karşılığını alamayacağını düşünüyor. Çalışırken patronların bitmek bilmeyen talepleri, esnek çalışma altında bitmeyen mesai saatleri ve uzaktan çalışmayla birlikte evin de iş yeri haline gelmesi, çalışanlardaki tükenmişlik sendromuyla birlikte antidepresan kullanımını arttırmakta. İş yerinde yüksek talep, düşük ücret politikasıyla birlikte işten çıkarma sopası da çalışanların üzerinde bir baskı olarak kullanılıyor.
Bütün bu sosyoekonomik sebeplerin yanı sıra sağlık sisteminin zorunlulukları da bu kullanımı artırmakta. Mental rahatsızlıklarda tedaviye başvuran kişilerin koşulları detaylıca dinlenip göz önünde bulundurulduktan sonra gerekirse antidepresan tedavisine başlanmalıdır. Kamudaki klinik psikolog sayısının yetersiz olması halihazırda bulunan doktorların üzerine daha çok yük bindiriyor. Hekimlere düşen günlük hasta sayısının fazlalığından ötürü Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği “bilişsel davranışçı terapi” 5-10 dakika gibi kısa muayene sürelerinde uygulanamamakta. Kısıtlı sürede tedavinin kendisi antidepresan reçete etmekle sınırlı kalıyor. Kamudan fayda bulamayan hasta, özel kliniklerde ise yüklü seans ücretleriyle karşılaşıyor. Seans başına 2 bin 500’den başlarken 7-8 binleri bulabilmekte. Terapilerin maliyetinin fazla oluşu da antidepresan kullanımını arttırıyor.
Antidepresan kullanımının artıyor olması ilk bakışta mental hastalıklarla eskisine göre daha çok mücadele ettiğimiz ve daha fazla insanı tedavi edebildiğimiz görüntüsünü yaratabiliyor. Ama TÜİK verilerine göre her geçen gün intihar oranları da artıyor. Kaba intihar hızı 2002 yılında 3.49 iken 2025 yılı itibarıyla 5.36 seviyelerine ulaşmış durumda. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu çalışmalara bakıldığında ekonomik problemler ve işsizlik aynı zamanda intihara sebep olan kritik faktörlerden biri. Ayrımcılığa uğrayan insanlar arasında da intihar oranı ortalamanın üzerinde. Bu veriler de gösteriyor ki antidepresan kullanımının sebepleriyle intiharın sebepleri benzer. Yani ilaç kullanımı mental rahatsızlıkları tedavi etmede tek başına yeterli olmuyor.
Bu noktada antidepresanlar cidden tedavi için mi kullanılıyor sorusunu sormamız gerekiyor. Hastalıkları tedavi ederken semptomları gidermekle sınırlı kalmak yerine sorunun kaynağını bulup ortadan kaldırmak gereklidir. Düşünsenize, uzun süredir başınız ağrıdığı için doktora gidiyorsunuz ve doktor MR, tomografi çekmeden size ilaç yazıp gönderiyor. Günümüzde antidepresan tedavisi de bu örnekten pek de farklı değil. İlaç kullanımını açığa çıkaran sebepler toplumsal. Toplumsal sorunları anlayıp onlarla mücadele etmek yerine onlara tıbbi çözümler üretmeye çalışan bir sağlık sisteminde, antidepresan kullanımı daha da artmaya devam edecektir.
Peki gerçek tedavi nasıl olur?
İlaçların bazıları hastalığı tedavi ederken bazıları da tedavi süreçlerinde semptomları baskılayarak hastaya iyi gelmektedir. Antidepresanlara da ikinci ilaç türü gibi yaklaşmak gerekir. Ne tek başına antidepresan kullanımı ne de tek başına terapi, anksiyetenin ve depresyonun tedavisinde yeterli. Tedavinin daha bütünlüklü olabilmesi için bu rahatsızlıkları açığa çıkaran toplumsal düzeni de değiştirmek gerekir.
Günümüzde atılabilecek somut adımlar var: Kamu kuruluşlarındaki klinik psikolog sayısını artırmak, hastaların durumunu detaylı değerlendirebilmek için muayene sürelerini uzatmak ve kamuda terapi olanağının kısıtlı olduğu yerlerde hastalara maddi destek sağlamak bunlardan bazıları. Ama sağlık sistemini iyileştirmek tek başına yeterli olmayacaktır, çünkü sorunun kaynağı çoğu zaman muayenehanenin dışında. İş güvencesizliğini azaltacak istihdam politikaları, çalışma saatlerini insani sınırlar içinde tutacak düzenlemeler ve gençlerin gelecek kaygısını hafifletecek ekonomik önlemler olmadan, kliniklere ne kadar psikolog eklenirse eklensin talep hep bir adım önde olacaktır.
Belki de asıl soru şu: Kahve masasında birbirimize antidepresan uzattığımız bir toplumda, bizi asıl uyutan ilaçlar mı, yoksa bu ilaçları gerekli kılan düzenin kendisi mi?
Kaynakça
Arena, A. F., Mobbs, S., Sanatkar, S., Williams, D., Collins, D., Harris, M., Harvey, S. B., & Deady, M. (2023). Mental health and unemployment: A systematic review and meta-analysis of interventions to improve depression and anxiety outcomes. Journal of Affective Disorders, 335, 450–472.
Demirhan Keleş, H., Bilgener, E., & Keleş, E. (2024). Antidepressant consumption in Türkiye during the pandemic. Journal of Faculty of Pharmacy of Ankara University, 48(2), 544–551.
Franke, A. G., Schmidt, P., & Neumann, S. (2024). Association between unemployment and mental disorders: A narrative update of the literature. International Journal of Environmental Research and Public Health, 21(12), 1698.
Peano, A., Calabrese, F., Pechlivanidis, K., Mimmo, R., Politano, G., Martella, M., & Gianino, M. M. (2025). International trends in antidepressant consumption: A 10-year comparative analysis (2010–2020). Psychiatric Quarterly, 96, 241–255.
Perlis, R. H., Ramachandiran, A. K., Verhaak, P. F., Santillana, M., Baum, M. A., Druckman, J. N., Ognyanova, K., & Lazer, D. (2026). Antidepressant use among American adults in a 50-state survey. BMJ Mental Health, 29(1), 1–8.
Pratt, L. A., Brody, D. J., & Gu, Q. (2017). Antidepressant use among persons aged 12 and over: United States, 2011–2014 (NCHS Data Brief No. 283). National Center for Health Statistics.
Türkiye İstatistik Kurumu. (2025). İntihar istatistikleri, 2002–2025 [Veri seti].
Türkiye İstatistik Kurumu. (2025). Yükseköğretim istihdam göstergeleri, 2025.
World Health Organization. (2025, 25 Mart). Suicide.
Zhao, C., Gào, X., Zhang, M., Yue, W., & Zhang, X. (2025). Association of unemployment and government stringency with the increased burden of anxiety and depression amid the public health emergency: A global perspective. Brain and Behavior, 15(1), e71132.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et