Mahallemizin dostu Spider-Man geri döndü: Brand New Day’e bir bakış
Bir insan sevdiklerini korumak adına kendi insani varlığını tamamen feda edip yalnızca soyut bir sembole dönüştüğünde insan kalabilir mi? Film, bu soruya yanıt verirken Hollywood ve masalların o klasik kurtarıcı romantizm illüzyonlarını reddediyor.
Fotoğraf: Unsplash
N. Gizem Sert
[email protected]
Sinema salonunun karanlığından çıkıp New York sokaklarının kalabalığına karışan bizler için Spider-Man: Brand New Day’in sıradan bir devam filmi olmanın ötesinde bir anlamı var. Live-action sinemada üçüncü Spider-Man’imiz olan Tom Holland, bu yapımla birlikte en nihayetinde Sam Raimi’nin orijinal üçlemesindeki o kanlı canlı çizgi roman atmosferine adım atarken diğer yandan Peter Parker’ın (Spider-Man) bu filmdeki melankolik, kırılgan ama bir o kadar da dirençli karakter işlenişi The Amazing Spider-Man dönemindeki Andrew Garfield performansının duygusal derinliğine de göz kırpmış. Destin Daniel Cretton’ın yönetmenliği önceki MCU (Marvel Sinematik Evreni) üçlemesinin steril ve aşırı dijital yapısının aksine perdede ağırlığı ve dokusu olan bir atmosfer kurmuş. Perdede aksiyonun dışında mahalle kokusunu, teri ve sokağın gerçekliğini görünür kılmış.
Kim bu Spider-Man?
Kültür endüstrisinin ürettiği her metayı kapitalist sistemin devamlılığına hizmet eden standart bir ürüne dönüştürme eğiliminde olduğu gerçeği cebimizde. Çizgi romanlar ve devasa MCU franchiseı da bu devasa piyasa düzeninin tam kalbinde. Daily Bugle ve J. Jonah Jameson’ın Spider-Man imajını metalaştırıp manşet satmak için maniple etmesine benzer olarak ana akım sinema da bu karakteri uzun zamandır küresel olarak kârlı bir ürün olarak pazarlamakta. Ancak bu endüstriyel zincirin içinde Spider-Man’i diğer süper kahraman anlatılarından ayıran ve bize bu kadar yakın hissettiren yegane unsur onun bizden biri olma hali. Her şeyi sadece kullanışlılık üzerinden değerlendiren burjuva mantığı kendi içsel anlamına körleşmiş durumdayken, Batman (Bruce Wayne) veya Iron Man (Tony Stark) gibi milyarder süper kahramanlar mülkiyet düzenini ve var olan statükoyu korumak için savaşırken Peter Parker (Her ne kadar bu dünyanın parçası olsa da) kirasını ödeyemeyen, güvencesizlikle boğuşan, lise ve üniversitede ödev stresi yüzünden bocalayan, yaşamın kendisiyle doğrudan ilişki kuran bir genç.
Peter Parker’ın orijin hikayesinde ilk günahı örümcek güçlerini kazandığı ilk an para kazanmak amacıyla bir güreş müsabakasına katılması, yani gücünü bir öz çıkar aracına dönüştürmek istemesi olarak anlatılır. Hakkını yiyenlere silahlı soygun yapan bir hırsızı bile isteye durdurmaması ve o hırsızın Peter’ın kendi amcası Ben’in ölümüne sebep olması onun için dönüşü olmayan trajik bir kırılma. Bu andan itibaren Peter kişisel kâr arayışını tamamen terk ederek radikal bir toplumsal fedakarlık ve kolektif sorumluluk etiğini seçiyor. Seyircinin perdede bulduğu şey de tam da bu insani akışkan özdeşleşme bağı.
Spider-Man’in evleri
Hollywood’un klasik “hero’s journey” (kahramanın yolculuğu) şablonunun temel kaynaklarından birinin Homeros’un Odessa destanı olduğunu biliyoruz. Brand New Day’in Christopher Nolan’ın The Odyssey yapımıyla aynı dönemde perdede yer alması bu bakımdan malzeme veren bir tesadüf. Troya sonrası evine, İthaka’sına dönmeye çalışan Odysseus’a benzer şekilde Peter Parker da evini, sevdiklerini ve de geçmişini kaybetmiş sürgün bir kahraman. Destanda hayatta kalabilmek için adını silip dev Polyphemos’a kendisini “Ben hiç kimseyim” olarak tanıtan Odysseus gibi Peter da No Way Home sonunda evren un ufak olmasın diye varlığını hafızalardan sildirip koskoca Marvel sinematik evreninin ortasında bir “hiç kimse”ye dönüştü. Büyük kahraman anlatılarının temeli olarak sürdürdüğü hikayesinde ideal kimliğini yitirip tarihin ortasında adını bir öznesizliğe sürükledi. Hiç kimselik hali bu kahramanları, anlatılarının çizgisini kırarak hatalar ve pürüzlerle hayatın hesaplanamaz alanlarına fırlattı.
Büyük romanlarda babanın, büyük filmlerde annenin ölümünün işlenmesi yazısız kuralına paralel olarak No Way Home’da Aunt May’in ölümü, Peter’ın Homecoming ve Far From Home filmlerinde Tony Stark’ın sunduğu koruma ağından ve teknolojik kostüm sponsorluğundan tamamen kopup yetişkinliğin savunmasız trajedisine girmesinin başlangıcı oldu. MCU’nun Spider-Man’i için ev, May Hala’nın sıcak çorbası, MJ ve Ned’in sunduğu güvenli limanlar, çocukluk ve bocalama halinin mekanıydı ve Peter Parker bu eve sığınmıştı. Brand New Day başlığı işte bu yüzden hayati bir dönüşümle ilgili. Artık Peter için sığınacak hazır bir ‘ev’ yok. ‘Home üçlemesi’ dönemi ergenliği ve korunaklı alan arayışını anlatırken Brand New Day sıfırdan kendi kostümünü diken, kirasını düşünen ve şehir hayatının izolasyonuyla yüzleşen bağımsız bir gencin yaşam öyküsünün taze başlangıcı.
Brand New Day’de ne var?
Karakterin insani gelişimi kusursuza yakın işlense de bu filmde de Marvel franchiseının bir sonraki projeye seyirci taşıma baskısından tamamen kaçamamışız. MCU’nun gelecek sagasını (X-Men entegrasyonu, Damage Control yapısı, Secret Wars etc.) kurgulama kaygısı filmin ana anlatı odağını zaman zaman bölmüş. Orijinal, motivasyonu net ve ikonik bir Spider-Man kötü adamı inşa etmek yerine evren kurucu ikincil katmanlara alan açılması aksiyon şemalarını zorlamış ve senaryoda belirli bir kabızlık yaratmış. Hikayenin kötüsü tarafındaki bu zorlama (Onu her ne kadar sevmiş olsak da) ve yetersizlik filmin temposunu tıkamış. Ancak seyirciyi filmde tutan şey tıkır tıkır işleyen bir ana hikayeden ziyade diğer MCU yapımlarına kıyasla Peter Parker’ın içsel arayışını ve sokağı yeniden keşfetme çabasını daha fazla görebilmiş olmak. Yine de bu karakter odaklı anlatı ile aksak franchise kurgusu arasında gerilimli bir denge söz konusu.
No Way Home büyüsünün ardından artık kimsenin hatırlamadığı Peter Parker, yaşadığı travmayla baş edebilmek için insani yanını tamamen bastırıp tüm varlığını full-time Spider-Man olmaya yatırıyor ve eylemle imgenin krizi burada başlıyor. Geçen üç sene boyunca maskesini çıkarmadan şehri kurtarma ve suçluları yakalama hikayesi içsel durumunu değiştirmiyor. New York şehri ona şehrin anahtarını verirken Peter’ın karanlık dairesinde çamaşır makinesinde dönen kostümüne bakarak yaşadığı izolasyon filmin özeti niteliğinde. Peter’ın kendisini dış dünyadan soyutlaması onu zamanla kendi insani taraflarından ve bedeninden koparıyor. Adım adım gerçekleşen erginleme sürecinde bedensel değişimi, organik ağ üretmeye başlaması ve Arachnid DNA’sının evrilmesi yetişkinlik sorumluluklarıyla çakışıyor. Tom Holland’ın da belirttiği gibi, Peter’ın insani yanını ve dayanışmayı ihmal etmesi onun üzerinde hem zihinsel hem de bedensel bir yıkım yaratıyor. Frank Castle (Punisher) ve Bruce Banner’ın (Hulk) duyguları bastırma ve insanlıktan kopma sürecinde Peter için adeta uyarıcı ayna görevi üstlendiğini söyleyebiliriz. Arkadaşlarının hayatını Ned’in sosyal medya videolarından izleyerek bağ kurduğunu sanan Peter gerçek insani temastan mahrum kalmış, Yelena Belova’nın ifadesiyle Avengers seviyesindeki kozmik tehditler ‘büyük patates’ken, Peter’ın New York sokaklarında çözdüğü meseleler ‘küçük patates’ olmuştur. Ancak geçen 4 yıllık arada Scorpion, Tombstone, Boomerang gibi kötü isimleri temizlemesi ve Dedektif Jean DeWolff ile kurduğu bağ Peter’ı çizgi romanlardaki 65 yıllık mahallemizin dostu kimliğine yeniden kavuşturuyor.
Filmin gösterdiği asıl tehdit bireysel kötü adamlar yerine mutant çocukları (Jean Grey ve kardeşi Sarah) avlayan, teknolojiyi mülksüzleştiren ve sivil hakları çiğneyen Damage Control (hasar kontrol) aygıtı. Bu yapı X-Men filmlerindeki örneklerinden çok iyi hatırladığımız üzere devletin kolluk gücü üzerinden yürüttüğü tektipleştirici ve baskıcı hegemonyasının perdedeki somut karşılığı. Peter Parker, kurumların ve devlet aygıtının yarattığı baskıya rağmen sokak seviyesindeki “küçük patates” kimliğini terk etmemek, ama bir yandan ve bir yere kadar bu gibi yapıları bilinçsizce korumaya çalışmak ve öte yandan da kendi hikayesine benzer hikayelerle tanışmak suretiyle kendine bir dayanışma ağı kurmak arasında cebelleşiyor. Post-credits sahnesindeki uzay pingi ve Jean Grey’in Westchester otobüsüne binmesi, Spider-Man’in hem sokaktaki özünü koruyabileceğini hem de yaklaşmakta olan Avengers: Doomsday veya Secret Wars ölçeğindeki kozmik krizlerle yüzleşebilecek bir köprü olduğunu söylüyor.
Bir insan sevdiklerini korumak adına kendi insani varlığını tamamen feda edip yalnızca soyut bir sembole dönüştüğünde insan kalabilir mi? Film, bu soruya yanıt verirken Hollywood’un ve masalların o klasik kurtarıcı romantizm illüzyonlarını reddediyor. Karakteri o karanlık yalnızlıktan çıkaran ve unutturulan hafızayı geri kazandıran şey geçmişte omuz omuza verilmiş, emek harcanmış gerçek bir dostluk bağı. Tıpkı Odysseia destanındaki o meşhur tanınma anlarında olduğu gibi kahramanı sürgün lanetinden çıkaran şey yaşanmış hatıraların sarsılmayan izleri. Spider-Man: Brand New Day endüstriyel kalıplarına ve geçiş filmi olmaktan kaynaklanan aksaklıklarına rağmen merkezine koyduğu insanı kaybetmeyen bir iş olmuş. Tom Holland’ın ifade ettiği gibi: “Hayatta yapabileceğiniz en cesurca şey yardım istemektir.” Bütün ünvanların, zaferlerin ve süper güçlerin ötesinde şehrin anahtarına sahip olup çamaşırhanesinde yalnız oturan Peter Parker’ı kurtaran şey, maskenin arkasındaki insani taraflarını kabul etmek ve bir dostun elini tutabilme cesaretini göstermek oldu. Elleri ve dirsekleri tokuşturmak veya parmak şıklatmak da diyebiliriz tabii.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et