Küçük Menderes Havzası SOS veriyor: Dr. Atabey’in raporu madencilik ve enerji projelerinin bedelini ortaya koydu
Dr. Eşref Atabey tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, İzmir ve Aydın illerini kapsayan Küçük Menderes Havzası’nın büyük bir ekolojik krizle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi.
Fotoğraf: Zeynel Aydın
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale – “Küçük Menderes Havzası Özellikleri, Jeolojisi, Flora ve Faunası, Su Potansiyeli, Antropojenik Etkiler Raporu” adlı Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey tarafından hazırlanan rapor; bölgedeki kontrolsüz madencilik ve enerji yatırımlarının su kaynaklarına, tarıma ve insan yaşamına yönelik yıkıcı etkilerini çarpıcı verilerle belgeliyor. 832 bini aşkın nüfusa ve 110 civarında endemik bitki taksonuna ev sahipliği yapan havza, insan eliyle yaratılan çevre kirliliği nedeniyle adeta yok oluşa sürükleniyor.

“Su fakiri” olma yolundayız
Raporda, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığı, kişi başına düşen yıllık 1.273 m³ kullanılabilir su miktarıyla halihazırda "su stresi" yaşadığı ve hızla "su fakiri" olmaya doğru ilerlediği hatırlatılıyor. Küçük Menderes Havzası’nın yıllık 508 hm³ yer altı suyu potansiyeli bulunmasına rağmen, bu hayati kaynaklar madencilik ve sanayi faaliyetleriyle hızla kirletiliyor. Havzadaki su kalitesine yönelik resmi veriler tehlikenin boyutunu açıkça kanıtlıyor:
- Havzada bulunan 56 yer üstü suyu kütlesinden 21'inin durumu "kötü", 6'sının durumu "zayıf" ve 18'inin durumu "orta" olarak sınıflandırılmış durumda.
- Yer altı su kaynaklarında durum daha da vahim; havzadaki 42 yer altı suyu kütlesinden sadece 11'i "iyi durumda" iken, geriye kalan 31 kütle "kötü durumda" olarak raporlanıyor. Bu sularda yapılan analizlerde pH ve çözünmüş oksijen gibi temel parametrelerin yanı sıra arsenik, kurşun, nikel, sülfat, antimon ve cıva gibi zehirli elementlerin sınır değerleri aşarak çevresel hedeflere ulaşamadığı belirtiliyor.

Terk edilmiş madenler zehir saçıyor: Cıva ve antimon felaketi
Dr. Atabey’in raporunda, bölgede geçmişte işletilmiş ve sonrasında denetimsizce kaderine terk edilmiş madenlerin yarattığı tahribat geniş yer buluyor. Halıköy ve Türkönü’ndeki eski cıva madenleri ile Emirler’deki antimon madeninin atıklarından (pasalarından) süzülen asidik ve ağır metal yüklü sular, Beydağ ile Ödemiş’in en verimli tarım topraklarını ve Küçük Menderes Nehri’ni doğrudan kirletiyor. Raporda bu terkedilmiş maden atıkları ile ilgili şu çarpıcı veriler sıralanıyor:
- Halıköy Cıva Madeni: Terk edilmiş cıva pasalarından kaynaklanan asit maden drenaj sularının pH değeri 3.0-5.2 gibi aşırı asidik seviyelerdedir. Bu sularda kanserojen arsenik miktarı kurak dönemde ortalama 80 µg/l'ye ulaşarak içme suyu standardı olan 10 µg/l sınırını tam 8 kat aşmaktadır. Çevre halkının bu zehirli suları sığ kuyulardan çekerek halen meyve ve sebze bahçelerinde sulama amacıyla kullandığı belirtiliyor.
- Türkönü Cıva Madeni: Maden alanındaki atıklar üzerinde biriken sularda arsenik değeri 53 mg/l gibi korkunç bir seviyeye ulaşarak dünya standardının tam 5.300 katına çıkmıştır. Suda hızla metil cıvaya dönüşen cıva, besin zincirine karışarak toplu balık ölümlerine ve insanlarda kalıcı nörolojik hasarlara, organ yetmezliklerine yol açma riski taşımaktadır.
- Emirler Antimon Madeni: Galerilerden sızan asidik sular nedeniyle bölgedeki incir ağaçları ve üzüm bağları kurumuş, toprak ağır metal kirliliği yüzünden çoraklaşmıştır. Yaz aylarında buharlaşmanın etkisiyle zehirlenme vakalarının yaşandığı bizzat yerel halk tarafından ifade edilmektedir.
“Temiz enerji” maskesi altındaki tehdit: GES, JES ve RES projeleri
Havzanın sınırları içinde "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiş toplam 18 adet enerji projesi bulunuyor. Dr. Atabey, kamuoyunda tamamen zararsız ve "yeşil" olarak tanıtılan yenilenebilir enerji projelerinin de kontrolsüz yapıldığında çevre ve insan sağlığı üzerinde ağır tahribatlar yarattığını vurguluyor.

“Sömürü madenciliği” ve katma değer çelişkisi
Raporda, madencilik faaliyetlerinin ülke ekonomisine büyük katkılar sağladığı yönündeki iddialar da resmi verilerle çürütülüyor. Atabey’in raporu Türkiye’de madencilik sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payı 1987 yılında %1,9 iken, son yıllarda açılan binlerce yeni ocağa rağmen 2023'te %1'e, 2024'te ise %0,9'a gerilediğinin altını çiziyor.
Özellikle altın madenciliğinin ekonomiye sağladığı katkının yok denecek kadar az olduğunu belirten Dr. Atabey, yer altı işletmelerinde devlet hakkının %50'sinin alınmaması gibi teşvikler nedeniyle halkın ortak mirası olan yeraltı servetlerinin sadece birkaç şirketin çıkarı doğrultusunda yurt dışına aktarıldığını savunuyor. Rapor, bu durumu "sömürü madenciliği" olarak tanımlıyor: Ucuz iş gücüyle üretilen madenler dolara çevrilip yurt dışına götürülürken, geriye siyanür yığınları, asit çamurları, kuruyan ormanlar ve artık tarım bile yapılamayacak duruma gelmiş topraklar bırakılıyor.
Eşref Atabey
“Sosyal onay” ve doğa hakkı vurgusu
Dr. Eşref Atabey, havzanın kurtuluşu için acil ve köklü adımlar atılması gerektiğini belirterek madencilikte "sosyal onay" şartının altını çiziyor. Arkasında devlet desteği olsa dahi, yörede yaşayan halkın rızası ve onayı (sosyal onay) alınmadan hiçbir madencilik faaliyetine izin verilmemelidir.
Anayasa’nın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alan 56. maddesini hatırlatan raporda, doğanın yok edilmesinin uluslararası düzeyde bir suç kabul edilmesi gerektiği savunuluyor. Dr. Atabey raporunu şu sarsıcı sözlerle noktalıyor:
“Doğa hakkı, insan hakkı üzerindedir. Doğa insan için değil, insan doğa için vardır. Su havzalarını ve su kaynaklarını kirletmeden, su dengeli ve verimli kullanılmalıdır.”
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et