CHP/YP belediyelerinde bürokratların emeğe karşı savaşı (1)
Son derece farklı iş ilişkilerini barındıran ve alt işveren işçileri de dahil olmak üzere 100 binin üzerinde çalışanı bulunan İBB’de, çok sayıda sendika da örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi (TİS) mücadelesi veriyor.
Şeref ÖZCAN
Emekli İş Başmüfettişi
Ülkenin büyük çoğunluğunun Saray rejimine karşı olduğu konusunda genel bir uzlaşı var. AKP sonrası süreci Özel-İmamoğlu çizgisinin yürüteceği de yüksek bir ihtimal olarak görülmekte. Bu yaklaşımların doğru çıkması durumunda ise nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımız konusunda tam bir karmaşa hakim. Sosyal demokrat bir iktidarda nelerin nasıl tercih edilip Saray rejiminin dayanaklarının ne kadar zorlanabileceği konusunda, beklentilerin büyüklüğü ile orantılı olacak düzeyde tedirginlikler de yaşanmakta. Emeğin hakları açısından en büyük kaygı ise bir hayal kırıklığı dönemiyle daha yüzleşme olarak görünmekte.
Olası bir sosyal demokrat iktidar sürecinde yaşanabileceklere yönelik kimi ipuçlarını şimdiden bulabilmek mümkündür. Başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) olmak üzere CHP/YP’li belediyelerin uygulamalarına bakılması, bu konuda işlevsel olacaktır. Nitekim, bu belediyelerde görev yapan bürokratların nitelikleri ile konumuz olan emeğin haklarına yönelik yaklaşımlarının, olası yakın geleceğe dair yeterince veri içerdiği kolaylıkla tespit edilebilecektir.
CHP/YP’li belediyeler ve özellikle de İBB açısından emeğin hakları ile ilgili sorunların yapılmış yönetsel tercihler ile ilişkisi, bu yazının konusunu oluşturmaktadır. Takip edecek yazıda ise somut uygulama örnekleri üzerinden yaşanan sorunlar değerlendirilmeye çalışılacaktır.
CHP/YP yönetimindeki İBB ve emeğe karşı uygulamalar
İBB, pek çok ülkeden daha büyük olan İstanbul’a hizmet üretmeye çalışıyor. Son derece farklı iş ilişkilerini barındıran ve alt işveren işçileri de dahil olmak üzere 100 binin üzerinde çalışanı bulunan İBB’de, çok sayıda sendika da örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi (TİS) mücadelesi veriyor. Bu derecede büyük ve gelişkin bir yapıda, çalışanların çeşitli sorunlar yaşaması beklenen bir durum olarak görülebilir. Ancak, İBB’de emeğin hakları kapsamında yaşanan bitmez tükenmez sıkıntılar, olağanın çok daha ötesindedir. Öyle ki İBB yönetiminde de etkili olan kimi bürokratlar, keyfi olarak yasalara ve yargı kararlarına uymayabilmekte, adeta bunlar yokmuş gibi davranabilmektedir.
Bu bürokratlarca alınan hukuk tanımaz kararlar ise çoğu kere gündemin yoğunluğu içinde erimekte, bir şekilde kamuoyuna yansıdığında ise sorunlar sıradan tekil vakalar olarak görünmektedir. Ancak, tek tek olgular bir araya getirilebildiğinde, planlı ve sistematik bir yönetim sürecinin neden olduğu iç bunaltıcı tablo görünür olmaktadır. Çözülemeyen işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) problemlerinin yanı sıra bireysel ve toplu iş ilişkilerinde de yaşanan ve kimi zaman konusu çalışma hürriyeti ile sendikal hakların kullanılması aleyhine suçlar kapsamında da kalabilen bu sorunlar, aslında memleketin bütününde uygulanagelen emek rejiminin bir benzerinin İBB’de de yürütülmeye çalışıldığını göstermektedir.
CHP/YP ve İBB yönetiminin bürokrat seçimleri
CHP/YP’nin kimi milletvekilleri, belediye başkanları ve meclis üyeleri ile atanmış bürokratlarının zorlanmadan Saray rejimi tarafına geçebildiği, hatta içlerinden itirafçı olanları dahi çıkarabildiği görülüyor. Zamanında yapılmış uyarılara rağmen, tüm bu ruhunu satmış olanların tercih edilmesinden siyaseten sorumlu olanlar ise artık kayyımcıya ve butlancıya dönüşmüş durumda. Böylesi bir sürecin varlığında, başta İBB olmak üzere CHP/YP’li belediyelerdeki bürokratların emeğin haklarına karşı aktif tutum alabilen kişiler olmaları, aslında çok da şaşırtıcı görünmeyebilir.
CHP/YP’nin seçilmiş veya atanmışlarında görülen bu durum, sorunun birkaç çürük elma denilerek geçiştirilemeyeceğini de göstermektedir. Kimi zaman doğrudan işveren kimi zaman ise insan kaynakları (İK) yöneticisi olarak kendilerini işçinin istismarı üzerine inşa etmiş bu siyasiler ile bürokratlar tercihlerde öne çıkarılınca, haliyle bunların görev yaptığı yerlerde de emeğin hakları konusunda olumlu bir süreç söz konusu olamamaktadır.
İBB yönetiminde İK’cilik
İK’ciler, “insan odaklılık” ifadesini vurgulamayı sever. Ancak, tersini söyleseler de odaklandıkları insanın işçi değil de işveren olduğu, İK’ci uygulamalardan bilinmektedir. Kurumsalından kuralsızına tüm İK’lern genel yaklaşımı, makul imkanlar sağlanamadığında, işçinin şiddet, taciz ve tehdit ile baskılanarak yönetilmesidir. Ne yazık ki İBB de dahil olmak üzere CHP/YP’li belediyelerde çalışma ilişkileri bu formasyondaki İK’cilere terk edilmiş durumdadır.
Emeğe karşı savaşı ile öne çıkan bu bürokratların nerelerde yetiştiği ve nasıl bulunduğu soruları akla gelebilir. Bu sorulara cevap bulabilmek amacıyla internet üzerinde yapılacak basit bir araştırmayla dahi söz konusu bürokratların kimi ortak özelliklere sahip oldukları kolaylıkla açığa çıkarılabilmektedir. Öncelikle, İBB bürokratlarının önemli bir kesiminin “Kibar” veya “Turkcell/Global” gibi kuruluşlarda İK yöneticiliği veya danışmanlığı yaptığı, aynı zamanda PerYön isimli İK derneğinde de yönetici veya üye konumunda bulundukları tespit edilebiliyor. Özel olarak tercih edilmiş bu bürokratların ihtisaslarını, özü emek düşmanlığı olan İK’cilikte yaptıkları ve çok sayıda işçi kıyımı ile sendikasızlaştırma süreçlerini yürüttükleri de anlaşılmaktadır .
CHP/YP’li belediyelerde emeğin hakları, çalışma ilişkileri konusunda gerici ve saldırgan yapılanmalara sahip olduğu bilinen holdinglerde yetişmiş İK’ci anlayışa terk edilmiş durumdadır. Bir an için bu İK’cı bürokrat ekibin görev yaptıkları CHP/YP’li belediyeden alınıp AKP’li bir belediyeye verilmeleri durumunu düşündüğümüzde, bunların orada da herhangi bir uyum sorunu yaşamaksızın çalışmalarını aynı anlayışla sürdürebilecek vasıfta oldukları, mevcut uygulamalarından açığa çıkmaktadır .
Yazının başında değindiğimiz Saray rejimi sonrasına yönelik kaygıların ortadan kaldırılabilmesi için söz konusu İK’ci yapılanma ile hesaplaşılması bir zorunluluktur. Ancak, Saray rejimi ile hesaplaşmayı en çok dile getirenlerden Sayın Özgür Özel, şu ana kadar emek tarafına sadece vaatte bulunmakla yetinmekte, en fazla da kendi mahallesinden olmayan işverenlerin iş yerlerinde meydana gelen işçi eylemlerine destek ziyaretleri yapmaktadır.
Vaatler somut programa ve İK’ci uygulamanın aksine emeğin haklarına ilişkin gerçek çözümler bulmaya dönüştürülemedikçe; geleceğe dair duyulan kaygılar gerçek olacak ve otoriter emek rejimi ve haliyle buna karşı mücadele de devam edecektir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et