‘Politik amnezi’ ve temiz sayfa yalanı
Siyasi aktörlerin toplumsal hafızada derin yaralar açan sorumluluklarına rağmen hâlâ “kurtarıcı” olarak sahne alabilmeleri, politik amnezinin somut göstergelerinden. Bu nedenle siyasetçiler, hayatımıza bir kez girdikten sonra koltuklarını bırakmıyor.
Tahir Duran
Unutmak; insanların yaşadığı büyük acılar, yıkımlar ve kayıplar karşısında ruh sağlığını koruyabilmek için geliştirdiği en güçlü savunma mekanizmalarından biri. Bu yönüyle insanlık tarihi kadar eskidir. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise kolektif bellek, toplumsal unutma ve hafıza siyaseti gibi kavramlarla birlikte siyaset literatürüne yeni bir terim girdi: Politik amnezi.
Politik amnezi; iktidarların ve egemen güç odaklarının kendi bekalarını korumak, toplumsal muhalefeti sönümlendirmek ve rıza üretmek için kullandığı yönetim stratejilerinden biri olarak tanımlanıyor. Bir başka anlatımla politik amnezi (örgütlü unutma); Muallim Naci’ye ait olan ve Adnan Menderes’in sıklıkla nankörlük ile kadir kıymet bilmezlik anlamında kullandığı “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” (İnsan hafızasının kusuru unutmasıdır) sözünün, günümüzde siyasi fırsatçılığa dönüştürülmesidir.
Siyasi aktörlerin geçmişteki eylemlerine, krizlerdeki rollerine veya toplumsal hafızada derin yaralar açan sorumluluklarına rağmen bugün hâlâ meşru birer siyasetçi, kanaat önderi, akademisyen ya da “kurtarıcı” olarak sahne alabilmeleri, politik amnezinin en somut göstergelerinden biridir. Belki de bu nedenle siyasetçiler, hayatımıza bir kez girdikten sonra koltuklarını ancak ölünce bırakmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kendisine yönelik tepkilerin birkaç ay içinde söneceğini düşünmesi de bununla ilişkilendirilebilir. Haksız da sayılmaz; altılı masa sürecinde yanında duranlar, ona bu güvenceyi sağlamaktadır.
Mesela “Asena”, “Demir Leydi” veya “demokrat lider” olarak anılan Meral Akşener’e bakalım. 1996-1997 arasında İçişleri Bakanlığı yapan Akşener’in dönemi; Susurluk kazası, faili meçhuller, gözaltında kayıplar ve JİTEM yapılanmasının en yoğun tartışıldığı karanlık bir kesittir. Yıllar sonra kameralar karşısında söylediği “Ülkenin birliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da alıyorum” sözü; onun “devlet zırhına” ve cezalandırılmayacağına olan sarsılmaz inancının bir dışa vurumudur.
33 aydın ve sanatçının yakılarak katledildiği Sivas Katliamı sırasında şehrin belediye başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun otel önündeki kalabalığı yatıştırma biçimi, yaptığı konuşmalar ve sonrasında kullandığı ifadeler uzun süre kamuoyunda tartışıldı. Ancak aradan geçen otuz yılı aşkın süre, toplumsal belleği aşındırdı. Karamollaoğlu; 2018 ve 2023 seçim süreçlerinde muhalefetin rasyonel, birleştirici, bilge ve her kesimi kucaklayan ‘tonton dedesi’ olarak sunuldu. Madımak’ın acısını doğrudan yaşamayan genç kuşaklara bu figür, geçmişteki rolünden tamamen arındırılarak pazarlanabildi.
Kendini yeniden konumlandırmaya çalışan bir diğer isim ise Ahmet Davutoğlu’dur. 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasında Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırıları (Suruç, Ankara Gar Katliamı vb.) yaşandı. Davutoğlu’nun o dönem başbakan olarak kurduğu “Bombalar patladıkça oylarımız artıyor” minvalindeki cümleler ve “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan içine çıkamaz” çıkışı toplumsal hafızaya kazındı. Ancak Davutoğlu ‘muhalefet saflarına’ geçtiğinde, bu dönemin siyasi sorumluluğu adeta “donduruldu.” Ortak düşmana karşı bir müttefik olarak görüldü, geçmişi sorgulanmadı; aksine entelektüel, akademisyen ve “Hukuk devletini savunan” bir lider olarak yeniden ambalajlandı.
Yukarıda adını andığımız ve benzeri yüzlerce örnekle temsil edilen kişilerin hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edebilmeleri, Türkiye siyasetinde kurumsal ve hukuki hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıflığıyla açıklanmaktadır. Siyaset, geçmişteki hataların kolayca unutulduğu bir tür “günah çıkarma ayini”ne dönüşmektedir
İşte bu nedenle, geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay önemliydi. 10 Ekim Gar Katliamı’nda onlarca yoldaşını kaybetmiş olan Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan’ın kürsüde Ahmet Davutoğlu’nun geçmişteki rolünü hatırlatması, temiz sayfa yalanının yırtılıp atılmasıdır.
Tek adam yönetimine karşı en geniş direniş cephesinin oluşturulması gerektiği sıklıkla dile getiriliyor. Bu cephede yer alacak kişi, kurum ve partilerin kusursuz olması elbette beklenemez. Ancak bu durum, geçmişteki sorumlulukların eleştirilmeden geride bırakılabileceği anlamına da gelmemelidir. İhtiyacımız olan şey özür değil, öz eleştiridir.
Hayata dönüş operasyonunun siyasi sorumlusu Hikmet Sami Türk’ün, “Demokrasi ve adalet” temalı bir panelde konuşmacı olmasına tepki göstererek “Sen katilsin!” diye haykıran Ahmet Say’ı da saygıyla analım.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et