02.08.2026 13:28

Yeni Parti: Yangın çıkışı mı kurucu kapı mı?

Özgür Özel başarısını halkın kredi açmasıyla açıklıyor her seferinde. Her kredi alacaklısını da yaratır. Yeni Parti'nin bugün çektiği kredinin alacaklısı, henüz geleceğini netleştirmemiş geniş bir kitledir.

Yeni Parti: Yangın çıkışı mı kurucu kapı mı?

Fotoğraf: YENİ Parti

Esat Aydın
[email protected]


Türkiye kurulmak zorunda bırakılan 190. siyasi partiye tanıklık etti.

189 tanesi bir tercihin, 190. bir rejim krizinin sonucuydu. 

Diğerleri gibi programla, kadroyla ve iddiayla yola çıktı kuşkusuz; ama nereye gideceğini yolda belirlemek üzere açılan yangın çıkışından dışarı çıktı.
 
Bir grup siyasetçinin CHP’den ayrılıp başka bir tabela altında kariyer aramasının veya klasik anlamda bir bölünmenin sonucu değildi. 

Yeni Parti, iktidarın ana muhalefeti teslim alma girişiminin ürettiği zorunlu bir siyasal taşmaydı.

Ya da CHP'nin 103 yıllık manevi mülkiyetinin devri.

Muris henüz ölmemiş, bir mirasın devri… Kılıçdaroğlu'ndaki tüzel kişilik, 44 vekiliyle, hazine yardımıyla, CHP adıyla hâlâ nefes alıyor, hâlâ “gerçek mirasçı benim” diyor. Yeni Parti ise tüzel kişilik ortadayken, o kişiliğin tarihini, sözcüklerini, hatta “6 Ok”unu devralmış görünüyor. Buna canlı miras diyelim şimdilik. İki ayrı mirasçının aynı anda hak iddia ettiği bir durum. Ne saf bir kuruluş ne de temiz bir kopuş; asılı kalmış, tuhaf bir hukuki-siyasi ara biçim…

Butlanla CHP’nin binası, amblemi ve tüzel kişiliği yerinde bırakıldı. Alınan, partinin ruhuydu. O ruh şimdilik başka bir bedende.
 
Bu yüzden "CHP bölündü" cümlesi yetersiz. Binayı elinde tutanla, vekillerin, üyelerin ve meydanların peşinden gittiği hareket artık ayrı şeyler. İktidar CHP'yi ele geçirmek, İradenin yönünü değiştirmek isterken parti ile hareket arasındaki farkı görünür kıldı. Muhalefeti hareketsizleştirmek için kurulan mekanizma, istemeden CHP'nin tarihsel kabuğundan taşan yeni bir alan üretti.

Cumhuriyet’in partisinden Cumhuriyet’in sorununa

Cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirecek örgütlü siyasal irade, yeni bir devlet ve toplum tahayyülünün hamlesi olarak tasarlanan CHP'nin tarihi, herhangi bir partininkinden farklıdır. 1960'lardan sonra sola yönelmiş, 12 Eylül’de kapatılmış, yeniden açıldığında ise hem Cumhuriyet'in tarihsel hafızasını hem neoliberal dönemin ideolojik yüklerini taşımıştır. Büyüklüğü de trajedisi de buradadır. Devleti kuran parti, zamanla devletin siyasal sınırları içinde yaşamaya alışmıştır.
 
Butlan ise bu çelişkinin en sert biçimi… 1930'larda devleti dönüştürmeye çalışan parti, 2026'da devletin yutmaya çalıştığı partiye dönüştü. Eski parti-devlet bütünleşmesinde parti, ideolojisini devlet aygıtına taşımak istiyordu; yenisinde siyasal İslamcı otoriter iktidar iradesini muhalefet partisine giydirmek, kurucu partiyi tanınmaz hale getirerek Cumhuriyet'in kuruluşuyla arasındaki son sembolik bağı koparmak istiyor.

Bu nedenle Yeni Parti’nin CHP’den çıkışı, kurucu parti ile kurduğu devlet arasındaki ilişkinin tersine dönmesi bir yerde.
 
Fakat romantizme yer yok; Cumhuriyet'in ilerici kazanımlarıyla devletin sınıfsal karakteri aynı şey değil. Laiklik, ulusal egemenlik, kamuculuk ve yurttaşlık savunulmalı; ama 1930'ların birikim modelinin ve halkı siyaset dışında tutan paternalizmin tekrarı olarak değil. 

Belki de Yeni Parti’nin ilk büyük görevi budur; kamuculuğu bürokrasiden kurtarmalı ve halkı bugünün popüler tartışmasıyla siyasetin “figüranı” değil, gerçek sahibi yapmalıdır.

Yeni ANAP mı?

Yeni Parti daha kurulurken içine zıt anlamlar dolduruldu. Bir kesim onu solcuları, milliyetçileri, muhafazakârları ve liberalleri toplayacak "2026'nın ANAP'ı" sayıyor; birileri Macron'un 2016'da kurup bir yıl içinde iktidara taşıdığı “En Marche”ı hatırlatıyor. Oysa Macron deneyimi, ideolojisiz görünen merkezin finansallaşmış kapitalizmin en ideolojik biçimlerinden biri olabileceğini gösterdi.

Merkez boşluk değildir; çoğunlukla sermaye çıkarlarının "sağduyu", "uzmanlık" ve "reform" diliyle siyasetsizleştirilmesidir. ANAP'ın "dört eğilim" iddiası da sınıfları eşit bir ittifakta buluşturmadı. 12 Eylül'ün bastırdığı topluma 24 Ocak kararlarını kabul ettiren üstyapıyı kurdu. O dört eğilimi birleştiren şeye de çoğulculuk denemez, piyasalaştırmanın ideolojik lehçeleriydi hepsi. Yeni Parti'yi de yeni ANAP yapmak, bir kez daha itirazı neoliberal bir merkezde etkisizleştirmek olur.

Ne var ki açıklanan program, en azından metinsel düzeyde bu çizgiye mahkûm olmadığını gösteriyor. Piyasanın toplumsal ihtiyaçları kendiliğinden karşılayamayacağının yazılması, stratejik alanlarda öncülük eden bir devlet tanımı, "yeni kamuculuk", emek örgütlerinin katıldığı planlama, taşeronluğun kaldırılması, grev ve toplu sözleşme hakkının anayasal güvenceye alınması ve temel yurttaşlık geliri, klasik merkez partilerinin solundaki bir hatta işaret ediyor. 

Eleştiri hayalî bir ANAP metnine sanki…

Burada iki kolaycılıktan da aynı anda kaçınılmalı.

Birincisi, Yeni Parti’yi baştan neoliberal merkez projesi ilan etmek.

İkincisi, birkaç kamucu kavramın varlığından hareketle partiyi kendiliğinden sol bir parti saymak.
 
Bir programın solu, vaatlerinden öte hangi toplumsal güçlere dayanarak uygulanacağı sorusunda ortaya çıkar. Planlı ekonomide planı kim neye göre yapacak mesela? 
 
Yeni Parti’nin sınavı, sol kavramları kullanıp kullanmaması değil, bu kavramların arkasına örgütlü bir toplumsal güç koyup koyamayacağıdır. 

Kopuşların tarihsel dersi

Köklü partilerden kopan ya da halkın itmesiyle kurulan hareketlerin tek bir kaderi yok. Britanya'da Labour'un sağından kopanların 1981'de kurduğu Sosyal Demokrat Parti büyük bir heyecan yarattı; ama kalıcı bir hegemonik harekete dönüşemedi. 

Yunanistan'da PASOK'un çöküşü, (Pasokifikasyon) alanı Aleksis Çipras ve SYRIZA'ya açtı. SYRIZA'nın iktidardan sonra AB memorandumlarını kabul edip halk hareketiyle bağını zayıflatması, örgütlülüğü olmayan sıradan bir düzen partisine dönüşmesi bir seçim partisinin sisteme ne kadar hızlı eklemlendiğini gösterdi. 

İspanya’da 15-M (Öfkeliler) meydanlarından Pablo Iglesias liderliğiyle doğan Podemos, katılımcı iddiasını, liderliğin merkezileşmesi ve seçim uğruna ılımlılaşma yüzünden yitirdi, kurucu "meydan" enerjisini kaybetti. Fransa'da Macron hareketi Sosyalist Parti'nin kadrolarını "ideolojiler üstü" bir merkez iddiasıyla topladı; sonuç sosyal demokrat alanın piyasacı bir hareketçe boşaltılması oldu.

Örnekleri çoğaltmak mümkün: İtalya'da Beş Yıldız Hareketi ideolojiler üstü vaadi, "doğrudan demokrasi" ve yolsuzluk karşıtlığı söylemiyle iktidara ortak olmuş, biriken enerjiyi koalisyon pazarlıklarında eritmişti.

Almanya'da Sol Parti'den (Die Linke) kopan Sahra Wagenknecht İttifakı tabela değişimi ötesinde yeni bir seçmen sosyolojisi yaratmanın sınırlarını test etmişti.

Meksika’da PRD’den kopan MORENA ise yapısal bir istisna yarattı. Kitleleri sadece oy deposu görmeyip tabelasını sendikaların, yerli hareketlerinin ve mahalle meclislerinin örgütlü gücüyle tahkim ederek kalıcı bir hegemonik halk hareketine dönüştü. Kurucusu Andres Manuel Lopez Obrador’un halefi Claudia Sheinbaum, oylarını artırarak ezici bir zafer elde etti ve Meksika siyasetindeki hegemonik gücünü kalıcı hale getirdi.

Tüm bu örneklerin ortak dersi şu: Bir partiden kopmak, tabelayı değiştirmek o partinin krizinden kurtulmaya yetmiyor. Siyaset yapma biçiminden kopulmadıkça yeni tabela, eski krizin yeni adresi oluyor. 

Ve asıl tehlikenin eski siyaset anlayışını yeniden üretmek olduğunu gösteriyor.

Halk mı kitle mi?

Özel'in milliyetçilere, muhafazakârlara, sosyalistlere ve Kürtlere yaptığı "Türkiye İttifakı" çağrısı iki türlü anlaşılabilir.

İlki seçim listelerinde kimliklere kontenjan ayrılması, ikincisi farklı kesimlerin ortak bir siyasal irade içinde dönüşmesi. İlkinden çokluk vitrini çıkar, ikincisinden halk…

Halk, sosyolojik grupların basit toplamından fazlasıdır, farklı taleplerin ortak bir tarihsel blok içinde siyasal iradeye dönüşmesidir. Emekçinin ücret talebi, köylünün toprağını koruma mücadelesi, kadının eşitlik arayışı, Kürt’ün eşit yurttaşlık talebi, gencin gelecek kaygısı ve laik kesimlerin dinselleşmeye itirazı kendiliğinden birleşmez. 
 
Hepsini, mücadele edilenin adının konulması ve ortak bir gelecek tasarımı birleştirir.

O ortak mücadele yalnızca Erdoğan’a karşı da değildir.
 
Holdingler, tarikatlar, rant ağları, özelleştirmeler, güvencesiz emek, toprağın ve suyun metalaştırılması, yargının sermaye ve iktidar blokunun aracına dönüşmesi, NATO merkezli güvenlik politikaları ve halkı siyasal kararların dışına iten bütün mekanizmalardır.
 
Yeni Parti yalnızca "Erdoğan gitsin" derse bir seçim koalisyonu kurar; "bu düzen değişsin" derse yeni bir tarihsel blok…

Liderlik kültü ve halkın edilgenleşmesi

Türkiye siyasetinin geleneksel kodları, kitleleri kalıcı birer siyasal özne yapmak yerine, tüm gücü ve iradeyi tek bir karizmatik figürün şahsında toplamaya ayarlıdır. 

Butlan sonrasında muhalefet cephesinde üretilen enerji ve meydanlardaki direnç görüntüsü, günün aktörlerini birer kurtarıcı figür olarak parlatma eğilimi taşıyor.

Ancak gücü ve cesareti isimlere tahvil eden bu mekanizma, kitleleri edilgenleştiren o "karizmatik otorite" tuzağını barındırır. Bu geleneksel siyaset tarzı, gücünü tam da halkın kendisini daima eksik ve zayıf hissetmesinden alır. 

Kitleler, liderin şahsında hayal ettikleri gücü ve bilgeliği gördükçe, kurucu iradelerini ona devreder ve zamanla o edilgen seyirci kalabalığına dönüşürler. 

Kurtarıcı kültüne dayalı bu işleyiş, iktidarlar değişse bile halkı siyasetin dışına iten yapıyı aynen korur.

Bu yüzden solun bugünkü görevi, yeni bir “kurtarıcı oğul” yaratma yarışına dahil olmak olamaz. Solun yapması gereken, lider ile kitle arasındaki o asimetrik mesafeyi beslemek yerine, kalabalığı seyirci olmaktan çıkarıp karar alan, denetleyen ve örgütlenen kurucu bir özneye dönüştürmektir.

Ne yapmalı?

Sorunun kendisi yüz yirmi yıllık bir soru. Lenin, kendiliğindenliğin tek başına bir siyasi özne üretemeyeceğini, örgütlü bir iradenin bu enerjiyi bir yöne kanalize etmesi gerektiğini yazmıştı.
 
Bugün meydanlarda, üretilen enerji gerçek ve büyük; ama Holloway'in ayırdığı iki öfkeden hangisine dönüşeceği henüz belli değil.

Haksızlıktan doğan, evrenselci, kolektif umut öfkesine mi; yoksa balkonlardaki “yiğidim aslanım” ağıtındaki adressiz arabesk teselliye mi?
 
Burada sosyalistler için bir görev var. Yeni Parti sosyalizmin taşıyıcısı değildir ve olmayacaktır; ama otoriter konsolidasyona karşı direncinin çökmesi, sosyalistlerin kayıtsız kalabileceği bir mesele de değildir. 
 
Sosyalistlerin buradaki görevi hafızadır; yeni kapının hangi sınıfsal ittifaklarla açıldığını unutturmamaktır.
 
Butlanı yazdığım 4. yazı bu. Bu dizinin başından beri görünen mesele şuydu: Kriz aslında CHP'nin değil, Türkiye'nin kırk yıldır biriktirdiği hegemonya krizinin CHP içindeki görünümü…

24 Ocak ve 12 Eylül’le kurulan düzen tükeniyor; fakat yerine yeni bir düzen doğamıyor. Eski dünya yönetemiyor; yeni dünya henüz örgütlenemiyor.

Yeni Parti kendiliğinden yeni dünya değil, onun örgütlenebilmesi için açılmış bir ihtimal belki…

İçinde örgütlü halk yoksa tabeladan ibaret kalacak; halk kendisini kurtaracak lideri beklediği sürece iktidar el değiştirse bile düzen değişmeyecek.

Bu nedenle "Yeni Parti başarılı olacak mı?" sorusunu geçelim.

Yeni Parti halkı temsil etmekle mi yetinecek; yoksa halkın kendi kendisini yönetebileceği siyasal biçimlere kapı mı aralayacak? sorusunu soralım. Çünkü tarih bazen bir partiye ikinci bir hayat vermez; ama bir halka, kendi siyasetini yeniden kurması için ikinci bir fırsat verebilir.
 
Butlan CHP'yi felç etmek için verildi kuşkusuz; fakat bazen iktidarın kapattığı yol tarihin başka bir kapısını açar. 

Yeni Parti, “Bir gün mahkeme kararı bozulursa geri döner miyiz?” sorusuyla hareketin bütün enerjisini geçmişe bağlar.
 
Şimdi sorun Yeni Parti’nin kaç milletvekiliyle kurulduğu, hangi belediye başkanının geçtiği, anketlerde kaç puan aldığı değildir. Bunlar önemlidir; ama kurucu değildir.
 
Yeni Parti, yerinden edilmiş bir kadronun sığınağı mı olacak, yoksa emekçilerin, kadınların, gençlerin, Kürtlerin ve geleceği elinden alınanların kendi iktidarını kuracağı bir araç mı? sorusuna bakmak gerekiyor.

Birincisi CHP'siz bir CHP üretir; ikincisi, çözülen eski merkezin yerine halkçı bir merkez kurabilir.

Murat Sevinç'in Diken'de, hocası Sina Akşin'den ödünç alarak kullandığı itfaiye benzetmesi bu yüzden önemliydi: Yeni Parti yangına müdahale edip yerine çekilecek geçici bir araç mı, yurttaş katılımını örgütleyen kalıcı bir kurum mu? 

Yangın gerçektir; ama yalnızca yangından kaçmak için kurulan parti ömrünü yanan binaya bakarak geçirecektir. İhtiyaç, yangın çıkışını kurucu kapı saymaktır. Bu kapı mirasın eleştirel aşılmasıyla açılmalıdır.

Velhasıl;

Yeni Parti, demokratik bir karşı-iktidar ağı olarak örgütlenmelidir. Mahallelerde, işyerlerinde ve üniversitelerde politika üreten, adayları denetleyen, seçilmişleri geri çağırabilen organlar oluşmalıdır. 

Kamuculuk soyut devletçilikte bırakılmamalı; enerji, eğitim, sağlık, barınma ve ulaşımda özelleştirmelerin geri alınacağı ilan edilmelidir. 

Emek siyaseti partinin ağırlıklı başlığı, omurgası olmalı; asgari ücret ve sendikal haklar kadar taşeronlaşma, platform emeği, ücretsiz bakım işi, tarımsal üretim ve borçluluk da aynı sınıfsal bütünlükte ele alınmalıdır.

Laiklik yaşam tarzı tartışmasına hapsedilmemeli, kamu kaynaklarının tarikatlara aktarılmasına karşı bir özgürleşme programı olarak kurulmalıdır. Kadınların eşitliğinin aşındırılmasına ve emeğin kadercilik yoluyla sömürülmesine karşı toplumsal özgürleşme programı olarak kurulmalıdır.
 
Türklerle Kürtleri, sekülerlerle muhafazakârları ve emekçilerle kent yoksullarını aynı demokratik zeminde buluşturamayan bir muhalefetin iktidar blokunu aşamayacağı önceki siyasal denklemlerde görüldü sanırım.
 
Kürt meselesinde ise güvenlik diline de iktidarın taktik açılım diline de sıkışmayan bir eşit yurttaşlık politikası gerekir. 

Parti finansmanı da şeffaf olmalı, büyük sermaye bağışlarına sınır getirilmeli; sermayeden para alıp sermayeye karşı program uygulanabileceğini sanmak sınıfsal körlüktür. 

Yine Yeni Parti, iktidarın yasal tacizine, dokunulmazlıkların kaldırılması veya mali kuşatma ihtimallerine karşı siyaseti birkaç isme bağımlı olmaktan çıkarmalı.

Bir liderin devre dışı bırakılması hareketi felç ediyorsa orada kişisel iktidar, ikbal yapısı vardır.
 
Son olarak, Yeni Parti kendisini bütün muhalefetin sahibi değil, demokratik ve toplumsal mücadelenin bileşeni olarak görmelidir.

Sosyalistler açısından Yeni Parti ilerinin rakibidir; ama otoriter bir rejimin kurumsallaşmasına karşı bugün doğal bir müttefiktir. 

Bu iki durum arasında çelişki yoktur.

Aksi otoriterliğin işini kolaylaştırır bugün.

Rejimin Yeni Parti’yi ezmesini tribünden izlememelidir; fakat demokratik ittifak adına sosyalist eleştiriyi susturmak da aynı ölçüde yanlıştır. 

Destek ile teslimiyet, ittifak ile iltihak aynı şey değildir.

Sonuç yerine

Özgür Özel başarısını halkın kredi açmasıyla açıklıyor her seferinde. Her kredi alacaklısını da yaratır. Yeni Parti'nin bugün çektiği kredinin alacaklısı, henüz geleceğini netleştirmemiş geniş bir kitledir.

Mitingde bank taşıyan, yağmurda ıslanan, “iktidar, iktidar” diye slogan atan ama koltuk dağılımından fazlasını duymamış olanlar. Bu alacaklı örgütlenmezse, kredi, tıpkı Kılıçdaroğlu'nun kredisi gibi, sessizce sermayenin, bürokrasinin ya da yalnızca bir sonraki karizmanın hanesine yazılır.

Sol için “ne yapmalı” sorusunun cevabı bu yüzden hem basit hem zor.

Öfkeyi ağıda değil, talebe çevirmelidir.

Bir hareketin içini bir liderle değil, bir sınıfın programıyla doldurmaya zorlamalıdır. 

Tarihin bütününde kimin kime borçlu olduğunu unutmamak, alacaklı tek öznenin örgütlü halk olduğunu göstermektir.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
02.08.2026 08:47 / Güncelleme: 08:48

ABD Başkanı Trump: 'İran'a yönelik planlanan saldırıları askıya aldık'

ABD Başkanı Donald Trump, “İran'la bir anlaşmanın ana hatları üzerinde uzlaşma sağlandı; bu nedenle İran'a yönelik planlanan saldırıları askıya aldık” dedi.

ABD Başkanı Trump: "İran'a yönelik planlanan saldırıları askıya aldık"

Fotoğraf: ANKA

02.08.2026 11:56

Yangın madenin ruhsat alanını yaktı, RES şirketi yol genişletti

Madran Dağı’ndaki dev yangının ardından bölgede inceleme yapan ÇİYAP Sözcüsü Ahmet Uslu, köylüler yangınla mücadele ederken RES şirketinin iş makineleriyle onlarca çam ağacını söktüğünü ve "yangından mal kaçırdığını" iddia etti.

Yangın madenin ruhsat alanını yaktı, RES şirketi yol genişletti Fotoğraf: ÇİYAP

02.08.2026 12:29

TBMM'de bu hafta: 'Çerçeve yasa'nın sunulması bekleniyor, Kılıçdaroğlu CHP grubunda konuşacak

'Süreç' kapsamında hazırlanan krizli 'çerçeve yasa'nın bu hafta TBMM Başkanlığına sunulması bekleniyor. Genel Kurulda ise muhalefet partilerinin itiraz ettiği, çocuklara yönelik hapis cezalarının artırılmasına yönelik kanun teklifi görüşülecek.

TBMM'de bu hafta: 'Çerçeve yasa'nın sunulması bekleniyor, Kılıçdaroğlu CHP grubunda konuşacak

Fotoğraf: ANKA

02.08.2026 07:58

Şarkıcı Güllü'nün ölümüne dair iddianame hazır: Kızı ve arkadaşı baş şüpheli

Şarkıcı Güllü'nün ölümüne dair yürütülen soruşturma sonucunda iddianame hazırlandı. İddianamede Güllü'nün kızı ve arkadaşı baş şüpheli olarak yer alıyor.

Şarkıcı Güllü'nün ölümüne dair iddianame hazır: Kızı ve arkadaşı baş şüpheli

Güllü 

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!