03.08.2026 00:09

Ortadoğu’da çatışma çemberi neden genişliyor?

ABD ve Suudi Arabistan’ın Irak’a saldırıları, Gazze’de Hamas’ın silahsızlandırılması tartışması ve Yemen’de Husilere karşı Riyad öncülüğünde yeni bir koalisyon oluşturma girişimi haftanın öne çıkan gündemleri oldu.

Ortadoğu’da çatışma çemberi neden genişliyor?

Irak'ta ABD-Suudi Arabistan saldırısında ölenler için cenaze töreni düzenlendi. (Fotoğraf: AA)

Yusuf Ertaş


Irak’taki Haşdi Şabi mevzilerine yönelik saldırıda Suudi Arabistan’ın ABD ile birlikte hareket etmesi geçen haftanın önemli bir gündemiydi. Arap basınında saldırı, Riyad’ın bölgesel krizlerdeki geleneksel temkinli tutumundan daha aktif bir askeri pozisyona yöneldiği şeklinde yorumlandı. 

Yeni koalisyon Suudi Arabistan’ı kurtaracak mı?

Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan, ABD ile koordineli şekilde Irak’taki Haşdi Şabi gruplarına yönelik bir saldırı gerçekleştirildiğini duyurdu. Saldırıda 20 Haşdi Şabi mensubunun hayatını kaybettiği bildirildi. Riyad’ın bu hamlesi, “Washington’a içinde bulunduğu sıkışmışlıktan çıkış yolu sağlayacak yeni gerçeklikler oluşturma girişimi” olarak değerlendirildi.

Öte yandan Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husilere yönelik saldırıları sonrasında hareket, Babülmendeb Boğazı’nı Suudi bağlantılı gemilere kapatma kararı aldığını açıkladı. Bunun ardından Riyad öncülüğünde, Husilere karşı yeni bir uluslararası koalisyon kurulması gündeme geldi. 14 ülkenin katılımıyla oluşturulması planlanan koalisyonun, Kızıldeniz’de güvenliği sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Ancak bölge uzmanları, Suudi Arabistan öncülüğündeki “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu”nun Yemen’de yürüttüğü “Kararlılık Fırtınası” operasyonunun sonuçlarını ve ABD öncülüğünde İngiltere’nin de katılımıyla 2023 sonunda oluşturulan “Refah Muhafızı Koalisyonu”nun karşılaştığı başarısızlıkları hatırlatarak, yeni girişimin de benzer bir akıbete uğrayacağı değerlendirmesinde bulundu.

Lübnan merkezli El Bina Yazarı Nasser Kandil, Husilerin daha önce Kızıldeniz’de ABD ile doğrudan karşı karşıya geldiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Washington uçak gemileri, destroyerler, uçaklar ve füzeler kullandı; ancak Yemen operasyonlarını durdurmayı veya deniz ulaşımını istikrarlı biçimde güvence altına almayı başaramadı. Ardından bölgedeki askeri varlığını azaltarak, hedeflerine ulaşmadan ve koşulsuz ateşkes yoluyla çatışmadan uzaklaştı. Bu nedenle ABD filosunun başarı sağlayamadığı bir alanda Suudi Arabistan öncülüğünde kurulacak bir koalisyonun kısa sürede sonuç alacağını varsaymak zordur.”

ABD’nin Çin ve Rusya’yı çevreleme stratejisi

Lübnan merkezli Eddiyar Yazarı Abdulhadi Mahfuz, ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu güçlendirme stratejisinin Rusya ve Çin’i çevreleme politikasının bir parçası olduğunu yazdı.

Mahfuz, Washington’un Körfez ülkeleri ile Moskova ve Pekin arasındaki güvenlik ve ekonomik ilişkilerin gelişmesini engellemeyi, ayrıca Çin’in Kuşak ve Yol girişimi kapsamındaki bölgesel etkisini sınırlandırmayı hedeflediğini belirtti. Bu çerçevede, Irak’ın Basra Körfezi’ndeki Büyük Fav Limanını Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlayan Kalkınma Yolu projesi de Çin’in bölgesel ticaret güzergahlarına alternatif oluşturabilecek stratejik bir koridor olarak değerlendiriliyor. Mahfuz, bu strateji kapsamında Türkiye ile yakınlaşmanın ve Ankara’ya Suriye ile Lübnan’da daha etkin roller verilmesinin Washington açısından önem kazandığını belirtti.

Hamas’tan ‘önce İsrail çekilsin’ şartı

Gazze dosyası, uzun süredir ABD-İran geriliminin gölgesinde ilerleyen bölgesel gündemin önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve Batı Şeria’daki yerleşim alanlarını genişletme faaliyetleri sürerken, daha önce varılan ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçilmesi konusunda taraflar arasında yeni bir mutabakata varıldığı bildirildi.

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlığını yaptığı Barış Konseyinin Gazze’de Hamas ve diğer silahlı grupların tamamen silahsızlandırılmasına yönelik bir anlaşmaya ulaşıldığını açıkladı. Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, “Bugün Barış Konseyi, Gazze’de Hamas ve diğer silahlı grupların tamamen silahsızlandırılması için tarihi bir anlaşma sağladı” ifadelerini kullandı.

Ancak Hamas tarafı, silahsızlanma sürecinin belirli şartlara bağlı olduğunu vurguladı. Hamas Müzakere Heyeti Üyesi Gazi Hammad, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, silah meselesinin İsrail’in Gazze’den çekilmesi ve yeniden imar süreciyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Hammad, İsrail’in silahların tespiti ve depolanması sürecine dahil olmayacağını, bu görevin yalnızca ulusal komite tarafından yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Hamas ayrıca, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi ve anlaşmada öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmesi gerçekleşmeden silahsızlanma konusunda herhangi bir adım atılmayacağını açıkladı.

Yemen-Suudi Arabistan: Savaş sonrası düzen için mücadele

Lokman Abdullah
El Ahbar/Lübnan

Yeniden tırmanan Sana-Riyad çatışması, iki ülke arasındaki ilişkinin önümüzdeki onlarca yıl boyunca alacağı şekli belirleyebilecek yeni bir siyasi ve stratejik denklemin yerleştirilmesi etrafında dönüyor. Mevcut gerilim, her ne kadar Suudi Arabistan’ın “yol haritası”nda yer alan insani ve ekonomik taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle patlak vermiş olsa da, özünde bu dosyaların ötesine geçerek tarafların savaş sonrası oluşacak bölgesel düzen konusundaki kendi vizyonlarını dayatma mücadelesini yansıtıyor.

Bu çerçevede Sana yönetimi (Husiler), mevcut süreci Yemen’in Suudi Arabistan’ın nüfuz alanından kalıcı biçimde çıkışını pekiştirmek için tarihi bir fırsat olarak değerlendirirken; Riyad ise Ensarullah’ın (Husiler) taleplerine askeri baskı altında boyun eğmenin, ilerleyen dönemde birbirini izleyecek yeni tavizlerin önünü açacağını ve bunun yalnızca Yemen’de değil, Suudi Arabistan’ın bölgesel konumu ve rolü üzerinde de kalıcı etkiler doğuracak yeni bir siyasi gerçeklik oluşturacağını düşünüyor.

Bununla birlikte iki taraf açısından maliyet dengesi eşit değil. Yemen, uzun yıllar süren savaş ve ablukanın ardından, artık etkili hedef oluşturabilecek ekonomik altyapı ve stratejik tesislerin büyük bölümünü kaybetmiş durumda. Bu nedenle maruz kalabileceği ilave zararların sınırı oldukça daralmış bulunuyor. Buna karşılık Suudi Arabistan büyük bir ekonomiye, petrol tesislerine, kritik altyapıya ve güvenlik istikrarı ile yatırımcı güvenine büyük ölçüde bağlı bir ekonomik yapıya sahip olduğundan, ekonomik merkezlerini hedef alan saldırılardan çok daha fazla etkilenme riski taşıyor. Geçmiş tecrübeler de gelişmiş hava savunma sistemlerine ve başta ABD olmak üzere müttefiklerinden aldığı teknik desteğe rağmen, hava sahasının ve kritik tesislerin tam anlamıyla korunmasının son derece güç olduğunu ortaya koydu.

Her halükarda Husilerin hızlı sonuçlar elde etme konusunda aceleci davranmadığı, aksine daha kapsamlı tırmanma aşamalarına geçmeden önce rakibinin elindeki kozları birer birer etkisiz hale getirmeye dayalı bir strateji izlediği görülüyor. Bu nedenle şimdiye kadar operasyonlarını yalnızca Suudi Arabistan’ı hedef almakla sınırlı tuttu; uluslararası deniz trafiğini tamamen durduracak ya da Babülmendeb Boğazı’nı tümüyle kapatacak adımlardan özellikle kaçındı. Zira böyle bir hamle, Riyad’a küresel ticaretin ve Kızıldeniz güvenliğinin korunması gerekçesiyle yeni bir uluslararası koalisyon oluşturulmasını savunmak için siyasi meşruiyet sağlayabilirdi.

Aynı bağlamda Husiler, Riyad’a bağlı Yemenli güçlerin kendisine karşı yeni iç cepheler açması ihtimalini de boşa çıkarmaya çalıştı. Bu amaçla, söz konusu güçlerin gerçekleştireceği herhangi bir askeri hareketin Suudi Arabistan’ın Yemen’e doğrudan müdahalesi olarak değerlendirileceğini ve buna verilecek karşılığın Yemen topraklarıyla sınırlı kalmayıp Suudi Arabistan’ın iç bölgelerini de hedef alacağını ilan etti. Böylece Ensarullah, yerel müttefiklere dayanan herhangi bir seçeneğin maliyetini yükseltmeyi ve doğacak sonuçları doğrudan Suudi Arabistan’a bağlamayı hedefliyor. 

Ortadoğu, Rusya ve Çin’i savaşın içine çekiyor

Abdulhadi Mahfuz
Eddiyar/Lübnan

Moskova ve Pekin, ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin jeopolitik haritasını kabul etmiyor. Bu harita, Lübnanlı düşünür Anton Saade’nin yazılarında temel bir kavram olarak ele aldığı (Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün, Irak’ın bir bölümü ve bazı yorumlara göre Kıbrıs ile Sina’yı kapsayan) Büyük Suriye’yi, Amerikan Bereketli Hilali’ne dönüştürme anlayışına dayanıyor. Washington, Irak’a ve ardından Afganistan’a yönelik savaşlardan sonra bölgeden çekilmeyi ve stratejik odağını Avrasya’ya kaydırarak hem Rusya’nın hem de Çin’in nüfuzunu çevrelemeyi planlıyordu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump döneminde, Büyük Suriye’de Amerikan nüfuzunun kökleştirilmesi, Washington’un küresel ölçekteki etkisinin temel dayanağı olarak görülmeye başlandı. Bu strateji kapsamında, NATO ülkelerinin de Rusya ve Çin’in nüfuzunu çevreleme ve sınırlandırma politikasında etkin biçimde kullanılması hedefleniyor.

ABD’nin bu doğrultudaki temel yaklaşımı ise, Moskova ve Pekin ile Körfez ülkeleri arasında güvenlik ve ekonomik ortaklıkların gelişmesini engellemek. Zira Körfez ülkeleri, topraklarında bulunan ve İran tarafından hedef alınan ABD askeri üsleri nedeniyle Tahran’la ilişkilerinde yalnızca maliyeti yüksek Amerikan güvenlik şemsiyesine bağımlı kalmak istememekte; buna ilave uluslararası güvenlik ağlarına ihtiyaç duymaktadır. Washington ayrıca, bölgedeki İran nüfuzunu yeniden tanımlayarak Çin’in Kuşak ve Yol girişimini (Yeni İpek Yolu) sekteye uğratmayı, Pekin’in Ortadoğu ve Afrika’daki ekonomik nüfuzunu ve pazarlarını sınırlandırmayı hedeflemektedir. Bunun yanı sıra Çin’i Hindistan, Filipinler, Avustralya ve Güney Kore ile ikincil nitelikte gerilimlere sürüklemeyi ve denizlerden çevrelemeyi amaçlamaktadır.

Bu nedenle Washington’ın Türkiye’yi kazanma ve ona Suriye ile Lübnan’da roller verme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Türkiye’nin Kafkasya’da, Karadeniz’de, Suriye kıyılarında Rusya’ya karşı bir “set” oluşturması ve Rusya Federasyonu içinde ve çevresinde radikal İslami grupların hareketlendirilmesinde rol üstlenmesi hedefleniyor. 

Suudi Arabistan, ABD’yi İran çıkmazından çıkarabilir mi?

Nasser Kandil
El Bina/Lübnan

ABD-İran çatışması açık bir çıkmaz aşamasına girmiş durumda. Ne ABD askeri üstünlüğünü kendi şartlarını dayatma kapasitesine dönüştürebildi, ne de İran savaşı sona erdirebildi veya bölgesel konumu konusunda ABD’den nihai bir kabul elde edebildi. Ancak aradaki fark şu ki; Washington zaman baskısı, piyasalar ve mühimmat sorunları altında hareket ederken, Tahran ise karşılaşmanın süresini uzatma ve bunu farklı cephelere yayma konusunda hem kendi kapasitesine hem de müttefiklerinin gücüne güveniyor. Bu çıkmazın merkezinde ise Suudi Arabistan’ın rolü, Washington’a içinde bulunduğu sıkışmışlıktan çıkış yolu sağlayacak yeni gerçeklikler oluşturma girişimi olarak öne çıkıyor.

Yemen tecrübesi iyimser olmak için çok fazla gerekçe sunmuyor. 2015 yılında Suudi Arabistan savaşa, hava üstünlüğünün, mali gücün ve geniş koalisyonun savaşı günler veya haftalar içinde sonuçlandıracağı inancıyla girdi. Aradan geçen on yıldan fazla sürenin ardından Ensarullah daha güçlü hale geldi; Sadece Sana’yı savunan bir yapı olmaktan çıkıp uluslararası deniz taşımacılığı ve enerji dengeleri üzerinde etkili bir aktöre dönüştü. O dönemde “Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu”na katılan ülkelerin isimleri çoktu, ancak sonunda Suudi Arabistan savaşın yükleriyle tek başına kaldı.

Ensarullah daha önce Kızıldeniz’de ABD ile doğrudan bir karşılaşma da yaşadı. Washington uçak gemileri, destroyerler, uçaklar ve füzeler kullandı; ancak Yemen operasyonlarını durdurmayı veya deniz ulaşımını istikrarlı biçimde güvence altına almayı başaramadı. Ardından varlığını azalttı ve hedeflerine ulaşmadan, koşulsuz bir ateşkes yoluyla çatışmadan uzaklaştı. Bu nedenle, ABD filosunun başarılı olamadığı bir alanda Suudi Arabistan liderliğinde kurulacak bir koalisyonun kısa sürede başarı sağlayacağını varsaymak zordur.

Aynı durum ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşta da görüldü. Washington birçok hedefi yok etmeyi başardı, ancak İran füzelerinin ve insansız hava araçlarının üslere, tesislere ve gemilere ulaşmasını engelleyemedi. Ayrıca her saldırıyı, olası karşılığın büyüklüğünü, önleme maliyetini ve petrol fiyatlarının piyasalara etkisini hesaba katarak planlamak zorunda kaldı. Trump’ın açıklamalarına kıyasla sınırlı kalan son saldırılar, yok etme kapasitesinin, savaşı sınırsız bir zaman boyunca sürdürme kapasitesi anlamına gelmediğini ortaya koydu.

Buna karşılık İran ve müttefikleri aynı zaman baskısı altında görünmüyor. Tahran, Suudi Arabistan’la doğrudan çatışmadan kaçınıyor; Yemenliler ve Iraklı güçlerin Suudi Arabistan’la karşı karşıya gelmesine izin verirken, asıl baskısını ABD üzerinde yoğunlaştırıyor. İran, Hürmüz’deki gerilimin seviyesini kontrol edebiliyor, çatışmayı Irak, Yemen ve Körfez arasında dağıtabiliyor ve Washington’ın uzlaşma ile ekonomik patlama arasında seçim yapmak zorunda kalacağı anı bekleyebiliyor.

Bu nedenle asıl soru Suudi Arabistan’ın savaş yürütme kapasitesine ilişkin değildir; asıl mesele, ABD’nin zamanı tükenmeden önce kesin sonuçlar elde edip edemeyeceğidir. Şu ana kadar görünen tablo şudur: Washington haftalara, Riyad aylara ihtiyaç duyuyor; İran ve müttefikleri ise karşı taraf yorulana kadar savaşmaya hazır görünüyor.

Çıkmaz denklemi burada yatıyor. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın ABD’yi bu çıkmazdan çıkarabileceğine ilişkin bahsin zorluğu da burada ortaya çıkıyor. 

Ensarullah’tan Riyad’a: Sizi kimse kurtarmayacak

Raşid el-Haddad
El Ahbar/Lübnan

Suudi Arabistan’ın, Yemen’in deniz ablukasına karşı ABD’nin de katılımıyla uluslararası bir deniz askeri koalisyonu kurma girişimini başlattığını açıklamasının ardından Sana yönetimi (Husiler), yeni koalisyonla denizde çatışmaya hazır olduğunu duyurdu. Yemenli kaynaklara göre, Kızıldeniz’e kıyısı bulunan birçok ülke ise daha şimdiden bu koalisyona katılmama kararı aldı.

Ensarullah Hareketi Lideri Abdülmelik el-Husi, mevcut göstergelerin Suudi Arabistan’ın “Kapsamlı bir tırmanışa yöneldiğini” ortaya koyduğunu belirterek, “Biz de buna kapsamlı bir tırmanışla karşılık vereceğiz.” dedi.

Haftalık konuşmasında el-Husi, Sana’nın “Ablukaya abluka ile karşılık verme” denklemini kalıcı hale getirme kararlılığını sürdürdüğünü vurguladı. Ayrıca İngiltere, ABD ve İsrail’in Suudi Arabistan’ı kurtaramayacağını söyleyerek, Riyad’ın bunu sekiz yıl boyunca denediğini hatırlattı ve “Saldırganlığın ve zulmün sürmesi Suudi Arabistan açısından ağır sonuçlar doğuracaktır” uyarısında bulundu.

Bu açıklamalar, Suudi Arabistan Savunma Bakanlığının yayımladığı bildirinin ardından geldi. Bakanlık, Riyad’ın Babülmendeb Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki tehditlerle mücadele amacıyla çok uluslu savunma amaçlı bir deniz koalisyonu kurulmasına yönelik girişimini görüşmek üzere uluslararası bir toplantıya ev sahipliği yaptığını açıkladı.

Açıklamaya göre 14 ülke söz konusu deniz koalisyonuna destek verdiğini bildirirken, diğer bazı ülkeler de katılım için gerekli ulusal onay süreçlerini tamamlamaya hazırlanıyor.

Bu gelişmeyi değerlendiren ve el-Ahbar gazetesine konuşan bilgili bir askeri kaynak, Ensarullah güçlerinin Kızıldeniz’deki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek, Suudi Arabistan ile ABD’nin, Suudi deniz ulaşımına yönelik Yemen ablukasını kırmaya yönelik her türlü girişimini “Tırmanışa tırmanışla karşılık verme” ilkesi doğrultusunda boşa çıkaracaklarını söyledi.

Kaynak, yeni kurulacak koalisyonun da ABD öncülüğünde İngiltere’nin katılımıyla 2023 yılı sonunda oluşturulan ve başarısızlıkla sonuçlanan “Refah Muhafızı Koalisyonu”nun akıbetini paylaşacağını öne sürdü.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
02.08.2026 09:10 / Güncelleme: 10:12

2 Ağustos Pazar güncel altın fiyatları

Savaş ve ekonomik koşullar, altın ve döviz fiyatlarındaki dalgalanmayı sürdürüyor. İşte 2 Ağustos Pazar günü altın fiyatları…

2 Ağustos Pazar güncel altın fiyatları

Fotoğraf: Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)

02.08.2026 08:09

Düğünde iki grup arasında bıçaklı müzik kavgası: 3 kişi yaraladı

Bursa'nın İnegöl ilçesindeki bir düğün sırasında çalınan oyun havası nedeniyle iki grup arasında çıkan bıçaklı kavgada 3 kişi yaralandı.

Düğünde iki grup arasında bıçaklı müzik kavgası: 3 kişi yaraladı

Fotoğraf: DHA

02.08.2026 11:52

DEM Parti’den Roman Soykırımı Anması: 'Bir daha soykırım yaşanmaması için geçmişle yüzleşmek gerekir'

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, 2 Ağustos Roman katliamının yıldönümünde yaptığı açıklamada, Roman ve Sintilerin yaşadığı acıları paylaşarak eşit yurttaşlık ve ayrımcılıkla mücadele çağrısında bulundu.

DEM Parti’den Roman Soykırımı Anması: “Bir daha soykırım yaşanmaması için geçmişle yüzleşmek gerekir"

Fotoğraf: ANKA

02.08.2026 10:20 / Güncelleme: 12:11

Moskova'daki restorana bombalı saldırı: 3 ölü, 21 yaralı

Restorana el yapımı patlayıcı sokmaya çalışan kadın ile engel olan güvenlik görevlisi ve bir ziyaretçinin öldüğü açıklandı.

Moskova'daki restorana bombalı saldırı: 3 ölü, 21 yaralı

Fotoğraf: DHA

02.08.2026 12:40 / Güncelleme: 13:02

Karaburun'daki GES projesine bilirkişiden olumsuz rapor: Planlarda kamu yararı yok

İzmir 7. İdare Mahkemesi'ne sunulan raporda; Karaburun'da yapılması planlanan yardımcı GES projesinin imar planlarının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu belirtildi.

Karaburun'daki GES projesine bilirkişiden olumsuz rapor: Planlarda kamu yararı yok

Fotoğraf: Karaburun Sivil İnisiyatifi 

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!