02.08.2026 00:35

Özelleştirme sırası müzelerde: 'Cazip hâle getirileceğine engeller artırıyor'

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 216 müze ve ören yerindeki gişe ve biletleme hizmetlerini özelleştirmesine ilişkin Türkiye’de müzecilik üzerine çalışan Emel Gülşah Akın, “Müzeleri cazip hâle getirmek gerekirken engeller artırılıyor” diyor.

Özelleştirme sırası müzelerde: "Cazip hâle getirileceğine engeller artırıyor"

Panaroma 1453 müzesi

Nisa Sude Demirel
[email protected]


İstanbul – Kültür ve Turizm Bakanlığı, 216 müze ve ören yerindeki gişe işletmeleri, bilet satışları, Müzekart işlemleri ve giriş kontrol sistemlerini Türk Telekom iştiraki AssisTT Şirketi’ne devrediyor. Yani müzelerin işletmeleri, daha önceki denemelerin bir devamı olarak, bir anlamda özelleştiriliyor. Kültürel mirasın ve onu sergilemenin bir parçası olan müzeler; hali hazırda neyin müzeler aracılığıyla koruma altına alındığı, neyin alınmadığı bakımından kültür politikalarının önemli bir aracı. Şimdi ise neredeyse tüm müzelerin işletmesi Türk Telekom’a, ilerleyen süreçte ise başka şirketler aracılığıyla sermayeye devrediliyor. İlk akla gelen konu bu müzelerin erişilebilirliği konusu olurken bir yandan da kültürel sermayenin gözlemlenebilen önemli bir kısmı tam anlamıyla sermayeye kiralanıyor.

Müzelerin Türkiye’deki durumunu, müzelerin özelleştirilmesini ve olası sonuçlarını müzecilik üzerine çalışan Emel Gülşah Akın ile konuştuk.

Emel Gülşah Akın

Emel Gülşah Akın

Daha genel bir soruyla başlasak; kültürel miras dediğimiz şey nedir, kimlerindir, neleri  bu tanıma dahil ederiz?

Aslında kültürel miras kavramını genelde UNESCO'nun tanımladığı şekilde ele alıyoruz. Herkesin bildiği UNESCO Dünya Mirası Listesi vardır. Bu listedeki kriterlere uyan şeylerin çoğuna kültürel miras denir. UNESCO bunu doğa mirası olarak da ayırır ama kültürel miras kendi içinde taşınır ve taşınmaz olarak da iki ana başlığa ayrılır. UNESCO “Miras” kavramını geçmişten gelen, bugün birlikte yaşadığımız ve gelecek nesillere aktaracağımız kalıt olarak tanımlamaktadır. Kültürel miras ise tarihi ve yapılaşmış çevreyi oluşturan anıtlar, mimari değeri olan yapı grupları ve alanlar olarak tanımlanmaktadır (UNESCO, 1972).  “İnsan’ın yaratıcılığı ve toplumlar arası etkileşimler sonucunda ortaya çıkan kültürel değerlerin birikimidir. Bunlar duygusal (kimliksel tanımlama) ve kültürel değerler (ekoloji, mimari tarihsellik) ile kullanım değerleridir (ekonomik, sosyal, politik) ve tüm bunlar koruma ile muhafaza edilebilir (ICCROM, 1990).

Müze kısmına getirecek olursak; bir şeyin illa eski olması gerekmiyor kültürel miras olması için. Bir bölgeye ait bir şive, bir yemek yapma şekli de kültürel miras unsuru olarak ele alınabilir. Bizde miras denince hemen insanların aklına sikkeler, müze yapıları, eski mezarlar geliyor. Oysa bir topluluğun yaşayışıyla ilgili olan, başka yerde örneği olmayan ya da korunması gereken unsurlara sahip her şeye kültürel miras diyebiliriz. Hatta “yaşayan kültür mirası” olarak adlandırılan meslekler ve insanlar da var.

Hem somut hem de somut olmayan kültürel mirasın bir anlamıyla da ‘yönetimi’ var. Peki kime ait bunlar veya kime ait olduğunu hangi özellikler belirliyor?

Yaşayan kültür mirası örneğinden gidersek; örneğin belirli bir meslek dalını uygulayan az sayıda insan vardır. Bunlar belirli kriterleri karşılıyorsa -ki bu kriterler genelde UNESCO ve Kültür Bakanlığı'nın belirlediği çerçevelerdir- yaşayan kültür mirası olarak adlandırılırlar. Mesela kuklacılık ya da hepimizin sık duyduğu Bergama parşömen yapıcılığı. Bu alanlarda usta öğretici olan insanlar yaşayan kültür mirası kabul ediliyorlar.

"İlk özel müze kanundan 3 sene önce açıldı"

Bir diğer örnek, her arkeolojik buluntunun tarihi eser olduğu için sergilenmesi gerekliliği konusudur. Her kültür mirasını sergilemek zorunda değiliz, zaten evin yanını kazsak sonsuz sayıda müzeye ihtiyacımız olur.

Taşınır kültür mirası unsurları genelde geri iade (repatriation) süreçlerine konu olan şeylerdir. Mesela Türkiye'den gitmiş olan Bergama Sunağı gibi pek çok unsur var. Bunların çerçeveleri Türkiye'de şu an 1983 yılında yenilenen 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile sürdürülüyor. Bu kanun, 1980 darbesinden sonra 1983'te yenileniyor ve müzeler bu kanunla “özel müze açma hakkı”na sahip oluyorlar. Hatta 1973'te çıkan 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu var, o da 1983'te değişiyor. Bugün Türkiye'de müze, sanat ve kültür dediğimiz her şeyin dönüp dolaşıp dayandığı kaynak 2863 Sayılı Kanundur.

Özel müzelerin açılmaya başlanmasından bahsettiniz. Biz bir süredir Efes gibi dünyaca bilinen, devasa bir alanın dahi DEM Müzecilik'e verilebildiğine şahit oluyoruz. Ya da artık pek çok alanda Müze Kart’la giremediğiniz alanlar var. Buradaki sahiplik yapısı bu biçimiyle nasıl şekillenebilir? İnsanlığın ortak birikimi dediğimiz şeylerin şirketlerde, elden ele dolaşıyor gibi bir durum var.

Efes Deneyim Müzesi örneği çok ilginç. Ben yüksek lisansımı Eski Çağ Tarihi alanında Roma üzerine çalıştım, lisansım tarih, doktoramı da müzecilik üzerine bitirdim. Hâlâ dijital deneyim müzelerinin tanımıyla ilgili kararsız bir durumdayım. Bununla ilgili Merak Kabineleri'nde yayımlanmış bir yazımız da var. Çünkü müze dediğimiz şeyin aslında Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından yapılan bir tanımı var. Bir müzenin en temel üç işlevi; koruma, sergileme ve eğitimdir. DEM'deki (Deneyim Müzeleri) işleyişte ise korudukları şey net olarak nedir, bir koleksiyonları var mı yok mu bilmiyorum.

"Müzeler de değişen kültür politikalarının bir parçası"

Yasal bağlamda izinlerin nasıl verildiğini incelemek de önemli. Türkiye'nin ilk özel müzesi 1980'de kurulan Sadberk Hanım Müzesi'dir. Bu nasıl oluyor diye araştırdığınızda şunu görüyorsunuz: Koç Vakfı'nın vakıflaşma belgesinde yer alan haklardan ötürü, Özel Müze Yasası çıkmadan önce kurulabiliyor.

Tabii bir de iyi niyetli yaklaşımlar var; halkın kültürel miras bilincinin artırılması için dijital araçların kullanılması şeklinde. Çok güzel, masumane ve iyi. Ama uzun vadede, “kültür” başlığı altında ne gibi imtiyazlar veya tavizler veriliyor, bunları da sorgulamak lazım.

Türkiye'deki mevzuat eksikliğinden kaynaklanıyor bunlar. Yasaların yenilenmesi gerekiyor. Bununla ilgili (yanlış hatırlamıyorsam) Sanat Tarihçileri Derneği gibi kurumların meclise sunduğu soru önergeleri oldu. Özelleştirme konusu da hükümetin kültür politikasını bize gösteriyor. Devletçilik ilkesi gereği devletin halka imkânlar sunmasını gerektirirken, devlet kurumlarının özelleştirilmesi buna çok zıt. Müzeler ve Kültür Bakanlığı'na ait mekânların gelirlerinin özelleştirilmesinin mantıklı bir sebebi yok.

İktidarın müzeleri nasıl ele aldığı kültür politikasına dair bir şey söylüyor dediniz. Nelerin kültürel varlık sayılıp sayılmadığı veya restore edildiği üzerinden bir okuma yapılabiliyoruz örneğin. Özelleştirmeler, özel müzeler bize ne söylüyor peki?

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Yerebatan Sarnıcı'na el koyması gibi örnekler var. Yasanın açık vermesi nedeniyle istedikleri yere el koyabiliyorlar. Örneğin 2017’de yapılan III. Milli Kültür Şurası sonrası ‘muhafazakar bir kültür’ oluşturma hedefinden bahsedildi. 1453 ve 1426 Panorama müzeleri de kültürel iktidarın farklı araçları örneğin. Cumhuriyetin ilanından sonra açılan müzelerin hepsi arkeoloji ve etnografya müzesiydi, çünkü insanları coğrafi bir mirasa bağlama hedefi vardı. Ancak 2010'lara kadar hiç Selçuklu müzesi yoktu. Sonrasında Selçuklu Müzesi, Osmanlı mirası gibi söylemler devreye girdi. Örneğin Anadolu Üniversitesi'nin Cumhuriyet Tarihi Müzesi'ne 16 Temmuz Destanı Panosu ve 16 Türk boyunun armaları asıldı. Yani mantıken Cumhuriyet Tarihi Müzesi'nin cumhuriyetle başlaması gerekirken, geçmişin bu şekilde dahil edilmesi coğrafi bağın yerine Osmanlı ve Selçuklu mirasının benimsetilmesi yönünde yeni bir müze politikası olduğunu gösteriyor. Deneyim müzeleri bunu yapmasa da panorama müzeleri bu ideolojiyi destekliyor. Özelleştirme de müzelerde fayda sağlayacak şekilde yapılandırılmayacaksa tamamen erişilebilirliği azaltan pasif bir gelir kaynağıdır. Nüfus cüzdanımla parçası olduğum topluluğun eserlerini görmek için para vermek mantıklı değil.

"Özelleştirme gelirlerine ne olacak?"

Tam söylediğiniz yerden sormak isterim. İnsanlığın bu zamana kadarki birikimini inceleyebileceğimiz alanlara erişimin şirketler aracılığıyla olması, toplumsal açıdan ne gibi sonuçlar doğurur?

Kültür hakkı evrenseldir; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde yer alan bir haktır. Herkesin kültüre ulaşma hakkı vardır. Sosyal devlet ilkesine göre de müzelerin ücretsiz olması gerekir. Bunu tutup tek seferlik alınan biletlere veya MüzeKart'a bağlamak... Zaten müzelerin belli bir kitlesi var. O kitlenin dışındaki kişilerin gelmesini sağlamak için cazipleştirmek gerekirken, daha fazla engel çıkartıldığını gösteriyor bu özelleştirme mevzusu.

Nedenleri de önemli. Bu gelir müzelere mi aktarılacak? Müzelerin o kadar çok sorunu var ki... Tezim için araştırdığımda bizzat gördüm, 2-3 ilde hiç müze yok ama bağlı oldukları müze müdürlükleri var. Ağrı'da, Bingöl'de Kültür Bakanlığı’na bağlı müze yok. Buralarda bir çalışma yapılması için mi bunlar özelleştiriliyor? Sonuçta Kültür Bakanlığı bundan bir para kazanacak, o para ne yapılacak?

Son soru olarak sormuş olayım; müzeler özelinde nasıl bir politikaya ihtiyaç var? Özelleştirilmesin diyoruz, peki karşılığında ne talep etmeliyiz?

Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği'nin kurulduğundan beri en büyük talebi, "müzeci" tanımının Maliye Bakanlığı'nda (ve kadrolarda) olmayışıdır. Demirbaş sistemlerinde, müzeye bir uzman olarak girdiğinizde, müzedeki bütün eserler insanların üzerine zimmetleniyor. Adana'da bir müze uzmanı bu yüzden intihar etmişti bu nedenle. Türkiye gibi bir yerde, bir insanın üzerine o kadar tarihi eserin demirbaş olarak kaydedilmesi korkunç bir şey. Bir kere bu sistemin değişmesi gerekiyor.

Kültür Bakanlığı'nın tüm müzelerinin, web sitelerinin olduğu ortak bir kaynak bile yok örneğin. Biz bir arkadaşımla kendimiz “muzeler.org” diye bir site yaptık. Kültür Bakanlığı'nın hangi müzede ne sergisi var göremiyorsunuz. Türkiye'deki antik kentlerin hepsinin olduğu bir harita yok. Gidip bulmanız gerekiyor.

İyileştirme şart. Yeni bir şey yapılmasa bile var olanların iyileştirilmesi gerekiyor. Çalışanların refahı yok. On işe bir kişi koşuyor. Türkiye'deki konservasyon laboratuvarlarının sayısı çok sınırlı; çevre illerden ana laboratuvarlara eser göndermek gerekiyor. Bu politikaların baştan aşağı bilimsel bir temele oturtulması şart.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
01.08.2026 10:54 / Güncelleme: 14:22

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

En düşük emekli aylığına yapılan zam Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdi. SGK'nın açıklayacağı takvime göre emekli maaş farklarının bu ay yatması bekleniyor.

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

DHA

01.08.2026 11:51 / Güncelleme: 12:05

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı: Fenerbahçe'nin borcu açıklandı

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı'nda Fenerbahçe Kulübü'nün borcu 27 milyar 961 milyon lira olarak açıklandı.

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı: Fenerbahçe'nin borcu açıklandı

Fotoğraf: DHA

01.08.2026 13:02

Yunanistan'da 51 yeni orman yangını çıktı

Yunanistan'da son 24 saatte çıkan 51 yeni orman yangınıyla birlikte aktif yangın sayısı 73'e yükseldi. Yangınlar özellikle Atina ve Viotia çevresinde yoğunlaşırken, Girit ile Paros Adası'nda 5 bin 700 hektardan fazla alan küle döndü.

Yunanistan'da 51 yeni orman yangını çıktı

Fotoğraf: AA

01.08.2026 07:30

2016'da bitecekti, 13 yılda yüzde 24 ilerledi: Ankara-İzmir YHT Hattı tamamlanamadı

AKP'li Binali Yıldırım'ın 2013'te "2016'da bitecek" dediği Ankara-İzmir Hızlı Tren Hattı'nda 1 Temmuz 2026 itibarıyla fiziki gerçekleşme oranı yüzde 24'te kaldı. Projenin maliyeti ise 4,3 milyar TL'den 101,4 milyar TL'ye yükseldi.

2016'da bitecekti, 13 yılda yüzde 24 ilerledi: Ankara-İzmir YHT Hattı tamamlanamadı

Fotoğraf: DHA

01.08.2026 16:41 / Güncelleme: 16:58

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan çerçeve yasa açıklaması: 'Önümüzdeki hafta partilerimizin ortak teklifi olarak Meclis'e gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, çerçeve yasa ile ilgili yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki hafta, bu sürecin önemli ayaklarından biri olan yasa teklifi, partilerimizin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelecek” dedi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan çerçeve yasa açıklaması: "Önümüzdeki hafta partilerimizin ortak teklifi olarak Meclis'e gelecek

Fotoğraf: ANKA

01.08.2026 10:25

En çok ziyaret edilen ülkeler açıklandı: Türkiye listede kaçıncı sırada?

World Population Review'un 2026 raporunda yer alan 2024 verilerine göre dünyanın en çok ziyaret edilen ülkeleri belli oldu. Türkiye listede kaçıncı sırada?

En çok ziyaret edilen ülkeler açıklandı: Türkiye listede kaçıncı sırada?

Fotoğraf: JESHOOTS.COM/Unsplash

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!