'Toz pembe' hislerin arkasında ne var?
Parlak sahnelerin, senkronize dansların ve milyonlarca dinlemenin arkasında Türkiye müzik endüstrisinin yapısal bir tıkanıklığı yatıyor. Bugün genç ve bağımsız bir sanatçının tek başına ana akım pop sahnesine adım atması tekelleşmiş müzik platformlar
Fotoğraf: @m6nifestgirls/X
Ateş
Yıldız Teknik Üniversitesi
Çok da uzun olmayan bir süre önce Türkiye’nin yeni kız grubunu oluşturmak üzere bir yarışma programı girdi hayatımıza: Big5. Genç kadınlar; vokal ve dans yetenekleri üzerinden, hatta gelecekte potansiyel olarak çıkış yapacakları grupta dinleyicilere ne kadar “sunulabilir” karakterler oldukları üzerinden yarıştı, elendi ve en sonunda Manifestismiyle 6 kişilik bir "girlband" ortaya çıktı. Neredeyse bir senedir hayatımızda olan Manifest, Türkçe pop camiasına uzun zamandır görülmeyen bir hızla giriş yaptı. Milyonlarca dinlenmeye ulaştı, onlarca konser verdi, üstelik konserlerden birinde giyimleri ve sahne performansları nedeniyle gözaltına alındı. Madonna, Céline Dion, The Rolling Stones gibi efsanelerin menajeriyle anlaşma imzaladı, sınırları aştı. Bugün itibarıyla sektörde belki de en çok konuşulan grubun Manifestolduğunu söyleyebiliriz.
Manifest böyle büyük bir ün kazanınca, Hypers (Big5 yarışmasını hazırlayan şirket) yarışmanın ikinci sezonu için de hâliyle iyi bir hazırlığa girişti. Çoğu kişi yeni çıkacak grup için heyecanlanırken, ilk sezondan farklı olarak format da değiştirildi. Elemelerden süzülen adaylarla yarışmayı başlatmanın yanı sıra seçilen 30 kişi özel bir "hazırlık" kampına alınarak aylar sürecek bir çalışma başlatıldı. Yeni adayların aldığı vokal, dans ve spor dersleri onları daha da iddialı bir "performer" olmaya hazırlarken, farklı şirketler tarafından Metronom Akademi ve Idol House gibi yeni yarışmalar da gündeme geldi. (Yazıdaki bazı İngilizce sözcükler sektörde bu şekilde ifade edildiği için biz de bu biçimde yer vermeyi tercih ediyoruz.)
"Merdiven altı" ve samimi prodüksiyonuyla ilk başta bir kız ve bir erkek grubu çıkarmayı hedefleyen yarışma, bitiminde Mantra ve Karma6'yı duyurdu. Geçtiğimiz haftalarda finalini yapan Idol House ise Crush ismiyle Türkiye'nin yeni nesil "boyband"ini tanıttı. Haftalar süren program; yarışmacıların hayatlarından sunduğu kesitler ve yerli-yabancı şarkılara yaptıkları performanslarla geniş kesimler tarafından takip edilmeye başlandı. Finale yönelik genel tepkilere bakıldığında ise "beklenmedik" birkaç kişinin de seçilmesiyle kurulan Crush, grupla aynı ismi taşıyan ilk şarkıları için 31 Temmuz tarihini işaret etti.
Tabii ki bu dalga yarışmalarla sınırlı değil. "YUH!" isimli şarkısıyla AURA, "Hayran" isimli şarkısıyla Radikal çıkış yapan diğer gruplardan. Henüz çıkış yapmamış ama çeşitli söylentiler ve sosyal medya paylaşımlarıyla kurulacağı konuşulan ya da duyurulan Anka, "Idol House Akın'ın grubu", Titan gibi gruplar da bu "band çılgınlığını" sürdürecek gibi görünüyor. "Band" furyası özellikle son aylarda aldı başını gidiyor...
Sektöre açılan kapı mı, yeni bir endüstriyel model mi?
Ancak bu parlak sahnelerin, senkronize dansların ve milyonlarca dinlenmenin arkasında Türkiye müzik endüstrisinin yapısal bir tıkanıklığı yatıyor. Bugün genç ve bağımsız bir sanatçının tek başına ana akım pop sahnesine adım atması; devasa prodüksiyon maliyetleri, PR bariyerleri ve tekelleşmiş müzik platformlarının algoritmaları nedeniyle neredeyse imkânsız hâle geldi. Bireysel olarak sesini duyuramayan genç yetenekler için bu dalga, sektöre giriş yapabilmenin önemli bir fırsatı oluyor. Şirketler için ise tek bir isme yatırım yapıp risk almaktansa, içinden herkesin kendi favorisini seçebileceği çoklu karakter havuzları oluşturmak çok daha kârlı hâle geliyor.
Bu bakımdan oluşturulan grup üyelerinin birer "idol" olduğunu söylemek mümkün. Bu terim genellikle K-pop müzik endüstrisinde (ki Hypers'ın da başlattığı yolculuk bu formatın Türkiye'ye ithal edilmiş bir versiyonu denilebilir) sıkı eğitimlerden geçerek yetiştirilen; şarkı söyleme, dans etme, modellik ve oyunculuk gibi çok yönlü yeteneklere sahip performans sanatçılarına veriliyor. Yani esasında K-pop'labaşlayıp Amerika'da KATSEYE gibi projelerle süren uluslararası modelin Türkiye'ye taşınmasında, sektör temsilcilerinin açıklamalarında da belirtildiği üzere amaç, yurt dışında kendini kanıtlamış bu ticari formülleri Türkiye piyasasına kopyalamak.
Ne var ki bu ithal formül, bağımsız genç yetenekleri "kurtarmak" bir yana, onları endüstriyel birer dişliye dönüştürüyor. Sevdiğimiz, kimi zaman da özendiğimiz isimler böylece "show business"* profesyonelleri olarak karşımıza çıkmış oluyor. Keza Hypers patronu Tolga Akış'ın grup üyelerinin ne kadar para kazandığı etrafındaki tartışmalara cevaben kurduğu şu cümleler de bu durumu iyi özetliyor: "Manifest şu an kârlı bir proje değil. Sadece tek bir klip setinin maliyeti bile iki haneli milyon rakamlara ulaşıyor. Arkalarında güvenlik ekibinden psikolog takımına kadar 143 kişi çalışıyor." Proje!
Onlara yaratılan karakterlerin inşa edilmesinden tutalım, her ne kadar makyajlanmış olsa da özel hayatlarının (Manifestüyelerinin ev arkadaşlığı yapması ve evlerinden "samimi" vloglar çekmeleri gibi) kamuoyuna nasıl sunulacağına kadar tüm süreçler, bunun stratejik olarak planlanmış bir proje olduğunu gösteriyor. Günün sonunda söz yazarlığında, koreografilerde ya da kliplerin kreatif süreçlerinde üyelerin gerçek anlamda ne kadar müdahil olduğu da bir soru işareti.
Işıltılı sahnelerin görünmeyen emeği
Şu an müziğini en basitinden icra edebilmek ve duyurabilmek, sektörde bir yer bulabilmek ya da müzisyenliği çoğu zaman bir hayalden öteye gidemese de bir kazanç kapısı hâline getirebilmek için genç müzisyenlerin çektiği zorluklar aşikâr.“Başrol Sensin” adlı şarkıda hayallerle bu günlere geldiğini söyleyen kızlar gibi zincirleri kırmak çok mümkün değil. Dolayısıyla müzik gruplarının çıktığı yapılar endüstri içerisinde yerini gittikçe sağlamlaştırdıkça, müzik üretmek kendiliğindenlikle değil piyasalaşan koşullara sıkıştıkça, bu tarz programlar tek başlarına sanatsal üretim yapma fırsatları tükenen genç sanatçıların hayatta kalma çabasına dönüşebiliyor. Yeni "idollerimiz" de bu süreçlerden geçmiş olabilir.
Bir diğer mesele ise bu ışıltılı sahnelerin arkasındaki, doğrudan müzisyenlerin sömürüsü.
Yarışma formatları ve akademi kılıflı yapılar, genç sanatçı adaylarını henüz yolun başındayken bağlayıcı, uzun süreli ve sektörel tabirle "pranga" sözleşmelere imza atmak zorunda bırakıyor. Arka planda dönen söylentiler, yoğun çalışma takvimleri, mobbinge varan psikolojik baskılar ve finansal getirinin önemli bir kısmının şirketlere gitmesi, bu gençlerin birer "aydın/sanatçı"dan ziyade güvencesiz birer "işçi" hâline geldiğini gösteriyor. Bu sömürü mekanizması, sanatçıyı kendi sanatsal üretimi üzerinde söz hakkı bulunmayan bir dişliye dönüştürüyor. Yaratıcı süreçlerin her aşaması katı şirket politikalarıyla denetlenirken, sahnedeki gösterişli performanslar sendikasız ve güvencesiz bırakılan genç müzisyenlerin görünmez kılınan mesailerini gizleyen bir şova dönüşüyor. Sanatçıların kendi yaratıcılıklarını göstermekten öte, arka planda çalışan ekiplerin onlar için yarattığı personalara göre hazırladığı işleri sunduğu bir tablo karşımıza çıkıyor. Dinleyici kitlesi açısından ne kadar kendilerini ifade etmenin bir aracı olarak ortaya çıksa da dönen sömürü çarkı göz ardı edilemez. Özellikle K-pop gruplarında bunun ne kadar şiddetlenebildiğinin pek çok örneği internette bulunabilir.
Bu biçimiyle sömürü dışında da üyeleri zorlayan koşulların gözle görülür bir örneği Manifest'te yakın zamanda yaşandı. Grup üyesi Hilal'in bir konserde dizindeki ağrı nedeniyle sahnede ağlaması, buna rağmen canla başla dans etmeye devam etmesi, hayranların hem onu takdir etmesine hem de onun için endişelenmesine neden oldu.
Dilimize dolanacak daha çok şarkı var!
Nihayetinde Manifest'ten Crush'a uzanan bu yeni ekosistem, Türkiye pop müzik endüstrisinin yeni "hislere" açılan kaçınılmaz bir kapısı hâline geldi ve genç yetenekler için sektöre uzanan bir köprü, pop dünyası içinse uzun süredir özlenen yeni bir nefes oldu. Sahnede parıldayan dünya ile arka planda yaşanan zorluklar karşıtlık oluştursa da dinleyicinin bu "band"leri bağrına basması, Türkçe pop müzikte Hepsi'den bu yana eksikliği ister istemez hissedilmiş olan o heyecanın geri geldiğinin göstergesi. Bu aktörleri selamlıyor, yapacakları işleri dört gözle bekliyoruz...
(Genç Hayat)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et