01.08.2026 16:17 / Güncelleme: 16:23

Liseliler için başka bir yol mümkün: Umutsuzluğa değil, mücadeleye!

Bireysel kurtuluş hayallerinin veya “hiçbir şey değişmez” karamsarlığına karşı bu düzene vereceğimiz en güzel cevap okul bahçelerinde, kantin kuyruklarında, sınıflarda büyüttüğümüz mücadelemizdir.

Liseliler için başka bir yol mümkün: Umutsuzluğa değil, mücadeleye!

Fotoğraf: Evrensel

Ela Naz

Yenimahalle/Ankara

 

Bugünlerde herhangi bir liselinin sıradan bir günü alarmın çalmasıyla başlayan yorgunluk, okul koridorlarında karşılaşılan belirsizlik ve kantin sırasındaki hesap kitapla geçiyor. Parasız, bilimsel ve demokratik bir eğitim talebi kâğıtüzerinde kalan süslü bir slogan değil; tam da kantinde bir tost alırken cebimizdeki son parayı düşünmemek, tuvalete girdiğimizde sabun bulabilmek ve derslerde çağdışı ezberler yerine gerçekten ufkumuzu açacak bilimsel gerçekleri öğrenmek demek. Ancak bu en temel taleplerimizin önüne çekilen devasa engeller var. Okullarımızın geldiği nokta ortada. Bir yanda kamuda tasarruf adı altında temizlik ve güvenlik görevlilerinin işten çıkarılmasıyla, diğer yanda şiddet sarmalının okul kapılarından içeri sızmasıyla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz aylarda Urfa ve Maraş’ta gencecik sıra arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi hayattan koparan kanlı okul saldırıları, hepimizde büyük bir öfke yarattı. Bu katliamları yalnızca bireysel birer cinnet vakası ya da güvenlik zafiyetiolarak okumak, asıl sorumluları aklamak demektir. İktidarın yarattığı bu düzen, milyonlarca genci yoksulluğa ve sınav cenderesinin yarattığı ağır psikolojik çöküntüye mahkûm ederken körüklenen bireysel silahlanma kültürüyle birleştiğinde eğitim yuvalarını birer şiddet mahalline dönüştürüyor. Kamuda tasarruf bahanesiyle okullardaki güvenlik personeli ve psikolojik danışmanlık hizmetleri tırpanlanırken, bu çürümüş sistem şiddeti adeta kendi elleriyle üretiyor. Okul koridorlarında dahi can güvenliğinden yoksun kaldığımız bu acı tablo; eğitimin piyasalaştırılıp bilimsellikten koparılmasının, gençliğin ise yalnızlığa terk edilmesinin en trajik sonucudur.  Peki bu öfke, koşullarımızı değiştirecek bir mücadele eğilimine dönüşüyor mu?

Çoğu zaman bu tepkiler sosyal medyadaki anlık isyanlara veya bu ülkeden gitmek lazım fikrine sıkışıp kalıyor. Çünkü karşımızdaki sistem, bizi yalnızlaştırmak ve sorunların çözümünün bireysel kurtuluşta olduğuna inandırmak üzere kurulu. Oysa liselilerin öfkesi ortak bir ses çıkardığında, okullardaki niteliksizliğin hesabını sorabilecek bir potansiyel taşıyor.  

İktidar tüm bunları neden yapıyor?

Bugün eğitimin iki büyük kıskacı var: Piyasalaşma ve dincigericileşme. Günlük yemekhane ücretlerinin 300 TL'yi bulduğu, test kitaplarının fiyatlarının el yaktığı bir ortamda eğitim hızla piyasalaşıyor ve bizler için giderek ulaşılamaz hale geliyor. Parası olanın okuduğu, parası olmayanın ise derinleşen yoksullaşmayla birlikte okurken çalışmak zorunda kaldığı bir çarkın içine itiliyoruz. Özellikle geçtiğimiz seneden beri şiddetlenerek artan ve gençleri giderek daha fazla içine çeken bu yoksullaşma dalgası sonucunda, pek çoğumuz MESEM'ler aracılığıyla çocuk yaşta ucuz işgücü olarak sömürülüyor; hatta iş cinayetleriyle hayattan koparılıyoruz.  

Diğer yanda ise Maarif Modeli adı altında bilimsellikten uzak, Adab-ı Muaşeret gibi derslerle okul saatlerinin uzatıldığı, ÇEDES projeleriyle okulların adeta tarikatların arka bahçesine çevrildiği bir gericileşme dalgası var. Üstelik kadın öğrenciler için bu tablo çok daha ağır; okullarda gerici dayatmalarla kılık kıyafet üzerinden denetim altına alınmaya çalışılan, okul koridorlarında ve sosyal yaşamda taciz ve şiddet riskiyle karşı karşıya bırakılan genç kadınlarhem eğitimin piyasalaşmasının yarattığı yoksulluğu hem de gericiliğin kadın düşmanlığını en sert şekilde hissediyor.Ayrıca Maarif Modeli ile gelen ek derslerde aileyi kutsallaştıran ve kadınları ev içine hapsetmeyi dayatan bir eğitim sistemiyle karşı karşıya kalıyorlar.  

Peki iktidar tüm bunları sadece kötüolduğu ve gençleri sevmediği için mi yapıyor?

Hayır. Bu saldırıların arkasında çok net bir program ve sınıfsal bir tercih var. İktidar, sorgulayan, bilimsel düşünen, haklarını bilen bir gençlik istemiyor; bunun yerine aza kanaat eden, haksızlıklara karşı kader deyip boyun eğen, itaatkâr ve ucuz bir işgücü ordusu yaratmak istiyor. Bugün iktidarın ihtiyaç duyduğu lise eğitimi, gençleri geleceğin ucuz işçi deposu olarak işlev gören bir kurguya dayanıyor. Liselere bu kadar ağır saldırılmasının sebebi işte bu inşanın temelinin lise sıralarında atılması. Bunun için geleceğin işçileri, mühendisleri, işsizleri olarak bizleri daha lise çağındayken ideolojik olarak kuşatmak ve hayal kuramaz hale getirmek zorundalar. Sosyalleşmek ve nefes almak için sığındığımız dijital dünyamıza yönelik ardı ardına gelen oyun yasakları da tam olarak, kendi yarattıkları boğucu kalıpların dışına çıkmamıza bile tahammül edemediklerinin bir göstergesidir.  

Bulunduğumuz yerlerde somut adımlar atmaya ihtiyacımız var

Liselilerin bu düzene karşı söyleyecek sözü var. Ancak bu sözü, sıra arkadaşlarımızla gerçeklikle buluşturarak büyütebiliriz. Bu birleşmeyi nasıl sağlayacağımız sorusu ise hayati önem taşıyor. Mücadeleyi örgütlenmek gibi soyut kavramlara sıkıştırmadan, bugün bir liselinin kendi okulunda ve semtinde, iş yerinde pratik adımlar atabileceğini bilmesi gerek. Geçmişteki lise eylemlerinden ve çeşitli kazanımlarından güç alarak, kendi bulunduğumuz alanlarda yan yana geleceğimiz yerel gruplar, atölyelerkurabilir ve buralarda düzenli olarak bir araya gelebiliriz. Parasız eğitimi savunurken, hemen karşılık bulabilecek somut talepler üreterek, Kantindeki çaya, tosta zam yapılmasın, okullara bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek verilsin diyerek işe başlamalı ve bu talepler etrafında imza kampanyaları gibi araçlar örgütlemeliyiz.  

Bilimsel eğitimi savunurken, Biz bu çağdışı, hiçbir şey anlamadığımız müfredatı değil; sanatla, felsefeyle, bilimle donatılmış dersler istiyoruz diye haykırmalıyız. Demokratik eğitimi savunurken ise, Okul idarelerinin bize karşı kaba tutumlarına, mantıksız yasaklarına boyun eğmiyoruz; okulumuzla ilgili kararlarda biz de söz sahibi olmak istiyoruz” demeliyiz. Bu noktada, bizleri mücadeleden alıkoyan okul idaresi baskısını ve ailelerimizin yarattığı engelleri aşmanın yolu da örgütlenmekten ve bu sorunları birlikte tartışmaktan geçiyor. 

Aynı zamanda genç kadınlar olarak bedenimize, kıyafetimize, yaşam tarzımıza müdahale eden tüm dayatmalara karşı tacizin ve şiddetin olmadığı, eşit ve özgür bir okul ortamı için mücadeleyi ortaklaştırmalıyız. Hayatımızın hiçbir alanında bize dikte edilen bu yasakçı zihniyeti kabul etmiyoruz diyerek özgürlük alanlarımıza sahip çıkmalıyız. Bütün bunları hayata geçirmenin yolu ise okullarımızda politik bir örgütlülük inşa etmekten geçiyor.  

Yusuf Tekin'in temsil ettiği bu yıkım programına karşı en büyük silahımız, okullarımızdaki işte bu somut örgütlülüğümüzdür. Bugün liselilerin dilinden düşmeyen Yusuf Tekin İstifa sloganı, sadece öylesine atılan veya gerçekleşmesi uç bir ihtimal olan soyut bir dilek değildir. İktidarın eğitim programında kritik bir rol oynayan bu ismin görevden alınması; parasız, bilimsel ve demokratik eğitim taleplerimizin hayata geçmesi için gerçekçi ve somut bir hedeftir. Bireysel kurtuluş hayallerinin veya hiçbir şey değişmez karamsarlığına karşı bu düzene vereceğimiz en güzel cevap okul bahçelerinde, kantin kuyruklarında, sınıflarda büyüttüğümüz mücadelemizdir. Bizler sesimizi birleştirdikçe bireysel kurtuluş yalanlarının yerini gerçek bir kurtuluş umudu alacak. Unutmayalım; bu sistem en çok örgütlü bir biçimde hareket eden gençlerin gücünden korkar. Şimdi umutsuzluğu yenme ve taleplerimiz için omuz omuza yürüme zamanıdır!

 

(Genç Hayat)

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
01.08.2026 10:54 / Güncelleme: 14:22

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

En düşük emekli aylığına yapılan zam Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdi. SGK'nın açıklayacağı takvime göre emekli maaş farklarının bu ay yatması bekleniyor.

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

DHA

01.08.2026 13:02

CHP'den bir istifa daha: Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay partisinden ayrıldı

Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay, CHP'den istifa ettiğini açıkladı. Akay, parti yönetimine yönelik eleştirilerde bulunarak, "Kendi adıma siyasi olarak yaşanacak olumlu olumsuz her şeye de her sonuca da razıyım" dedi.

CHP'den bir istifa daha: Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay partisinden ayrıldı

Fotoğraf: Çerkezköy Belediyesi

01.08.2026 10:50

Rusya: Kiev'deki askeri sanayi ve lojistik merkezlerini vurduk

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın başkenti Kiev ve Kiev bölgesindeki askeri sanayi işletmeleri ile lojistik merkezlere yoğun saldırı düzenlendiğini bildirdi.

Rusya: Kiev'deki askeri sanayi ve lojistik merkezlerini vurduk

Fotoğraf: AA

01.08.2026 06:40

Meteoroloji'den uyarı: Marmara'da kuvvetli rüzgar, kuzeydoğuda sağanak bekleniyor (01.08.2026)

Meteoroloji, Marmara'da kuvvetli rüzgar, Doğu Karadeniz kıyıları ile kuzeydoğudaki bazı illerde ise yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak beklendiğini bildirdi.

Meteoroloji'den uyarı: Marmara'da kuvvetli rüzgar, kuzeydoğuda sağanak bekleniyor (01.08.2026)

Fotoğraf: Zeynep Sude Emek/Pexels

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!