'Dünya çapında gençlik faşizme ve savaşa karşı!'
Uluslararası dayanışmayı göstermek ve bunu hayata geçirmek, sorunlarımızın dünya çapında ne kadar birbiriyle bağlantılı olduğunu ve hepsinin bizi sömüren tek bir sistem tarafından yaratıldığını ortaya koymak açısından önemli.
Pelinsu ATASOY
Genç Hayat Yayın Kurulu üyesi
Son dönemde Avrupa'da yüz binlerce kişinin katıldığı AfD karşıtı gösteriler, aylar boyunca süren Filistin'le dayanışma eylemleri, Hollanda'daki NATO Zirvesi protestoları ve üniversitelerden limanlara uzanan boykot, işgal ve dayanışma kampanyaları dikkat çekti. Bu örnekler, savaş karşıtı ve antifaşist mücadelenin yanı sıra antiemperyalist gençlik hareketinin de güçlendiğine dair önemli işaretler sundu. Avrupa'da ortaya çıkan bu mücadele eğilimlerini, gençliğin örgütlenme deneyimlerini ve enternasyonalist dayanışmanın güncel önemini Almanya merkezli Uluslararası Gençlik Federasyonu (IJV) ile konuştuk.
Son aylarda NATO’ya karşı protestolar dahil olmak üzere, Avrupa genelinde çok çeşitli mücadelelere tanık olduk. IJV, Avrupa genelindeki mücadele tablosunu nasıl değerlendiriyor? Sizce farklı hareketleri birbirine bağlayan ortak dinamikler nelerdir?
Durumun giderek daha da kızıştığını görüyoruz. Dünya çapında süren savaşlar ve iktidar mücadelelerine eşlik eden yaşam, eğitim ve çalışma koşullarımıza yönelik saldırılar, protestolarımıza yönelik baskılar giderek artıyor ve hayatımızın her alanında daha belirgin hale geliyor. Böylece gençlerin bu çelişkileri fark etmeleri ve bu adaletsizliklere karşı aktif olarak harekete geçmeleri için uygun ortam da giderek artmaktadır. Bu saldırılar her ne kadar çok çeşitli düzeylerde gerçekleşse ve her zaman bu kadar kolay bir şekilde birbirleriyle ilişkilendirilemese de aslında tüm sorunlarımızın ortak bir kaynağa dayandığını ortaya koymaktadır. Örneğin üniversitelerde bütçe kesintileri ve militarizasyon, okullarda Bundeswehr’in bulunması*, öğrenciler için zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi ve işyerlerinde 8 saatlik çalışma gününe yönelik saldırılar ve yetersiz ücretler şeklinde sorunlar ortaya çıkıyor ancak bunlar birbirinden ayrı değerlendirilemez. Hepsi zenginleri daha da zengin, yoksulları ise daha da yoksul hale getirmek amacıyla bizi sömürmeye ve ezmeye dayanan bir sistemden kaynaklandığı için birbirleriyle bağlantılıdır. Bu nedenle IJV olarak Almanya’daki kesintilere, ırkçılığa ve silahlanmanınortak bir sebepten kaynaklandığını teşhir etmek ve buna karşıörgütlü mücadeleyi güçlendirmek hayati önem taşıyor.
Avrupa genelinde askeri harcamalardaki artış gençlerin hayatını derinden etkiliyor. Sizce gençler, savaş politikalarını günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlarla ne ölçüde ilişkilendirebiliyorlar? Buna karşı örgütlenme yöntemleri konusunda neyin daha etkili olduğunu düşünüyorlar?
Dünya çapındaki mücadelelerden de görebileceğimiz gibi, insanların sorunlarını giderek daha fazla savaşçı dış politika ile ilişkilendirebildiklerini düşünüyoruz ancak bu sorunlara karşı gerçekten örgütlü bir güç oluşturmak için henüz yeterli değil. Federal hükümetin ve medyanın savaş propagandası, savaş hazırlıklarının ardındaki gerçek çıkarları gizlemek ve sorunlarımızın ortak bir kaynağa dayandığını belirsizleştirmek konusunda oldukça başarılı. Örneğin, Almanya’daki silahlanma süreci için Rusya’nın saldırma ihtimali öne sürülüyor. Bu bakımdan AB, savunulması gereken sözde ortak değerleriyle – demokrasi, hukukun üstünlüğü ve Batı ile dayanışma – yine açıkça uygun bir araçtır. Bu nedenle bir Avrupa ordusu etrafında tartışmaların tekrar tekrar gündeme gelmesi ve aynı zamanda Avrupa ülkeleri içinde, özellikle Almanya ve Fransa’nın çıkarlarının çelişiyor olması tesadüf değil. Soru, AB içinde askeri öncü kim olacak ve AB’ye kim yön verecek? Bu noktada IJV olarak görevimizi, hayatımızın her alanında bu bağlantıyı ortaya koymak olarak görüyoruz.Halka sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarında eksik olan paranın, artan kiraların ve düşen ücretlerin bu iktidar savaşlarıyla nasıl bağlantılı olduğunu açıkça anlatmanın kritik olduğunu düşünüyoruz ve bunun teşhirini yapıp daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. Büyük çaplı silahlanma ve bununla eşzamanlı olarak halkın ihtiyaçlarından yapılan kesintiler giderek daha belirgin hale geliyor ve bizim için önemli olan bu çelişkiyi ortaya koyan kampanyalar yoluyla bu konuyu ele almak ve bunu okullar, üniversiteler ve işyerleri gibi yerellerde sürdürmek. Bunun için hem üniversitelerde hem de okullarda çeşitli temsilcilik gruplarına katılmak çok önemli çünkü ancak bu şekilde bu alanlarda gerçekten bir şeyler başarabiliriz.
Askerileşme hızlanırken, birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağcı ve ırkçı hareketler de güç kazanıyor. Aynı zamanda, eğitim hakkı, yoksulluk, güvencesiz iş, konut krizi, iklim krizi ve göçmen hakları gibi konular gençler için hâlâ en önemli endişeler arasında yer alıyor. Sizce bu mücadeleleri anti-emperyalist bir bakış açısı çerçevesinde bir araya getirmek neden önemlidir?
İtalya, Fransa ya da Almanya gibi Avrupa ülkelerinde de sağcı güçler giderek güçleniyor. Almanya’da AfD’nin yakında bir eyalet hükümeti kurmasına çok az kaldı ve Alman sermayesi de bu partiye giderek daha fazla yaklaşıyor. Göçmenlere yönelik kışkırtma giderek artıyor ve iktidar yüksek kiralar, pahalı eğitim ve güvencesiz istihdam gibi sorunların gerçek kaynağından dikkatleri olabildiğince uzaklaştırmak için günah keçisi olarak işçi sınıfını gösteriyor. Aynı zamanda özellikle Avrupa’daki gençler arasında ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı hareketler de büyüyor. Bu nedenle, iklim değişikliği, ırkçılık ve yoksulluğa karşı mücadeleyi anti-emperyalist bir bakış açısıyla birleştirmek çok önemlidir; böylece ırkçılık ve milliyetçiliğin aslında kime yarar sağladığı ve dayanışmaylabirlik içinde yaşamamızın bize ne kazandırdığı da ortaya çıkarılabilir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, gençler sosyal sorunlar ile silahlanma arasındaki bağlantıyı kurabilecek durumda. Ancak bunun için, bu konudaki farkındalığı artırmak üzere onlara uygun sloganlar ve araçlar sunmak da bizim görevimizdir.
Askerileştirme yerine eğitime kaynak ayrılması, üniversitelerin silah şirketleriyle ilişkilerini kesmesi, Filistin’le dayanışma, NATO karşıtı eylemler ve silah sevkiyatlarına karşı işçi eylemleri gibi taleplere odaklanan kampanyalar birçok ülkede giderek daha belirgin hale gelmiştir. Bu kampanyalar pratikte nasıl organize edildi? Sizin bakış açınızdan, son yıllarda hangi kampanyalar veya eylemler en geniş katılımı sağladı ya da en önemli etkiyi yarattı? Bu deneyimlere dayanarak, kendi ülkelerinde benzer hareketler kurmak isteyen gençlere öneriniz ne olur?
Filistin’e destek hareketi, yaklaşık 3 yıl önce soykırımın başlamasından bu yana zamanla büyük ölçüde güçlendi ve Avrupa’nın dört bir yanından ve dünyanın her yerinden binlerce genci sokaklara döktü. Bu hareket her şeyden önce Filistin’le dayanışma, medyada soykırım hakkında bilgilendirme, silah sevkiyatlarının durdurulması ve kendi ülkelerinin soykırıma doğrudan ya da dolaylı desteğinin sona erdirilmesini talep etti. Bunlar önemli talepler olmakla birlikte, bu hareket içinde de savaşı bir din çatışmasına dönüştüren ve böylece çatışmayı ahlaki bir düzeye taşıyan eğilimler sıklıkla görüldü. Bu durum tehlikeli çünkü Gazze’deki soykırımın durdurulması ve savaşın sona erdirilmesi talepleri, her yerde savaşın ve savaşa katılımın durdurulması talepleriyle el ele gitmelidir. İtalya’da liman işçilerinin İsrail’e silah sevkiyatlarını gerçekleştirmek istemedikleri için greve gitmeleri çok önemli ve olumlu birörnektir çünkü bu durum, bir şeyler başarma gücünün gerçekte emekçi halkta olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, işyerlerinde mücadelelerin her yerde nasıl arttığını da görüyoruz. Örneğin Almanya’da, Sindelfingen’deki Mercedes-Benz fabrikasında 20.000 kişi, yani neredeyse tüm işçi kadrosu, şirket yönetiminin kemer sıkma politikasına ve 40 saatlik çalışma haftasının yeniden getirilmesini protesto etmek amacıyla greve gitti. Okul boykot hareketi de, özellikle Almanya’da çarpıcı bir örnektir; zira orada Almanya’nın dört bir yanından binlerce öğrenci, sınıflarında somut bir şekilde örgütlenmiştir. Merkezi boykot günlerinde okullarından mümkün olduğunca çok sayıda kişiyi sokağa çıkmaya ikna etmeyi görev edinen komiteler kurulmuştur. Bu komiteler daha sonra şehir genelinde birbirleriyle ağ kurarak ortak eylemler planlamış ve okullarda yeni boykot komiteleri oluşturmuşlardır. Düzenli olarak düzenlenen ülke çapındaki boykot konferanslarında ise tüm hareketi ilgilendiren kararlar alınmakta ve hedefler belirlenmektedir. Yöntemler kampanyaya ve tabana göre biraz farklılık gösterse de, yine de tüm bunların organize bir mücadele olmadan gerçekleşemeyeceğini söyleyebiliriz.
Türkiye’deki anti-emperyalist gençlik hareketinden hangi deneyimleri ve örgütlenme uygulamalarını bugün ilham verici veya öğretici buluyorsunuz? Benzer şekilde, Avrupa’daki hangi deneyimlerden Türkiye’deki gençlerin faydalanabileceğini düşünüyorsunuz? Geleceğe bakıldığında, ortak mücadelemizi güçlendirmede enternasyonalist dayanışmanın nasıl bir rol oynaması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Bizim için özellikle Türkiye’deki gençliğin demokratik haklarına yönelik saldırılara karşı oynadığı rol -özellikle Mart eylemleri sırasında- ilham vericiydi – gençlerin dersleri boykot edip aynı zamanda genel hareketi ve işçi sınıfını güçlendirmede önemli bir rol oynadığını görebildik. Gençlik, hareketin her yerinde böyle bir rol oynamalıdır! Uluslararası dayanışmayı göstermek ve bunu hayata geçirmek, sorunlarımızın dünya çapında ne kadar birbiriyle bağlantılı olduğunu ve hepsinin bizi sömüren tek bir sistem tarafından yaratıldığını ortaya koymak açısından önemli. Bununla birlikte baskıların ve dolayısıyla mücadele imkanlarının ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği ve bu nedenle tüm bu sorunların tam olarak karşılaştırılamayacağı da göz ardı edilmemelidir.
31 Temmuz’dan 9 Ağustos’a kadar, Uluslararası Antifaşist, Anti-Emperyalist ve Demokratik Gençlik Kampı, Avusturya’da birçok ülkeden gençleri bir kez daha bir araya getirecek. Sizce böyle uluslararası bir buluşma, mevcut siyasi koşullar altında neden özel olarak önemlidir? Katılımcılar ne tür politik tartışmalar ve kolektif mücadele deneyimleri ile karşılaşacaklar? Kampın ardından, farklı ülkeler arasında ortak mücadeleleri güçlendirmek için nasıl bir perspektif geliştirmeyi hedefliyorsunuz?
Kamp, “Kazanacak bir dünyamız var – Dünya çapında gençlik faşizme ve savaşa karşı!” sloganı çerçevesinde gerçekleşecek.Seminerlerimiz ve atölyelerimizde tam da bu konuları ele almak istiyoruz. Dünya çapında hangi emperyalist ülkelerin savaşlara katıldığını ve bunun biz gençler üzerinde ne gibi etkileri olduğunu uluslararası düzeyde tartışmak istiyoruz. Sağcı ve faşist güçlerin nasıl büyüdüğünü, iklim değişikliğininçevremizi nasıl yavaş yavaş tahrip ettiğini ve kadınların mevcut sistem altında nasıl baskılara maruz kaldığını tartışmak istiyoruz. Aynı zamanda öğrenciler, liseliler ve işçiler olarak tüm alanlarda toplantılar düzenleyerek günlük hayatımızda bu sisteme karşı mücadelemizin nasıl olması gerektiğini ortaya koymak istiyoruz. Bunları yaparken dayanışmayı yaşamak, kendimizi geliştirmek ve sanat ve kültür alanındaki becerilerimizi de genişletmek istiyoruz. Bu kadar çok farklı ülkeden insanın bir araya geldiği böyle bir ortam ve özellikle de orada karşılaştığımız, paylaştığımız sorunlar ve bunlara karşı yürüttüğümüz mücadeleler üzerine yapılan yoğun fikir alışverişi, sorunlarımızın birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğunu ve bunlara karşı ortak bir mücadelenin ne kadar büyük bir değişim yaratabileceğini, başka hiçbir şeyin yapamadığı kadar iyi bir şekilde ortaya koyabilir. Bu kampın her katılımcısının bu sayede harekete geçme iradesini kazanmasını ve hem yerel hem de uluslararası düzeyde çalışmalarımıza daha güçlenmiş bir şekilde devam edebilmeyi amaçlıyoruz.
*Almanya Federal Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetlerine verilen ad.
(Genç Hayat)
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et