01.08.2026 15:31 / Güncelleme: 15:37

Faşizmin inşasından kasıt ve inşayı durdurmak

Karşımızda holdinglerin OVP ile geleceğimize çöktüğü vahşi sömürü programıyla, dışarıdaki icazetli yayılmacılık hırslarının ve kitleleri rıza sarmalına alan askeri-sınai şovenizmin birbirini tamamlayan faşist bir inşa hamlesi var.

Faşizmin inşasından kasıt ve inşayı durdurmak

Fotoğraf: Özgün Ekim Baran Türker

Taylan Özgür DELİBAŞ

İstanbul

 

Bugün Türkiye işçi sınıfı ve toplumsal muhalefeti, hukukun biçimsel kırıntılarının dahi tek tek tasfiye edildiği, olağanüstü bir baskı cenderesinin içinden geçiyor. Düzenin çeperlerine müdahale eden her siyasal hamle hiddetle bastırılıyor, bir sonrakine cesaret bırakacak hamleleri boşa düşürmek için hukuki operasyonlar planlanıyor. Faşizmin inşası hızlanıyor, hiddetleniyor.

Örneğin kısa bir süre önce gösterisi milyonlarca kez izlenen Deniz Göktaş önce bütün medya kanallarında hedef gösterildi ve toplumun çeşitli kesimleri açısından şeytanlaştırıldı,akabinde de kuyu tipi hapishanesine gönderilerek milyonlarca insana göz dağı verildi. Devlet şiddetinin bu biçimiyle sistematikleştirildiği, mevcut olana gelen itirazların bir solukta bastırılması süreçleri toplumsal yaşamın en ufak hücrelerine kadar sızan korku ikliminin her gün yeniden üretilmesiyle sürüyor.

Siyasi iktidar, baskı mekanizmalarını tekil hedefleri susturmak için kullanmanın yanı sıra bu korku iklimini süreklileştirmek için de sürekli olarak devreye sokuyor. Saldırganlığın artışı, iddia edildiği gibi iktidarın gücünün doruğunda olmasından kaynaklanmıyor; aksine kitlelere ekonomik ve sosyal bir gelecek vaat edemeyen, rıza üretme kabiliyetini kaybeden ve meşruiyet tabanı giderek daralan rejim, ayakta kalabilmenin yegâne yolunu toplumsal muhalefetin tüm dinamiklerini felç etmekte buluyor.

Bu felç etme operasyonu bugün sadece bağımsız sol odakları veya sokaktaki meşru tepkileri değil, bizzat düzen içi muhalefetin en büyük kurumsal aktörlerini de içine alacak şekilde genişletiliyor. Ana muhalefet partisinin kendi iç kurultay süreçlerine, kongre iptallerine kadar uzanan doğrudan yargısal müdahaleler ve belediyelere dönük kuşatmalar, bu sistematik saldırının yeni bir aşaması. İktidara alternatif olma potansiyeli taşıyan düzen içi unsurları da burjuva siyasetinin olağan işleyişini sarsabilecek her türlü hareketi de daha doğmadan boğmak istiyor.

Nasıl bu noktaya geldik?

Bir taraftan bu süreci özellikle son dönemde sıklaşan anayasal ihlaller üzerinden açıklamak yetersiz kalır, keza bugün tanık olduğumuz tablo uzun yıllara yayılan sistematik bir rejim inşasının ürünü. İktidar bir taraftan kendi varlığını sürdürmesini sağlayacak bir siyasal düzen kurarken, her kriz anında da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyayken daha önce adım adım oluşturduğu mekanizmaları kendi lehine seferber ediyor. Bu sürecin dönüm noktalarına bakıldığında başkanlık rejimine geçiş, yürütme yetkilerinin tek elde toplanması, OHAL döneminde KHK’lerle kalıcılaştırılan uygulamalar, 2017 referandumu sonrasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte kurumsallaşan, yürütme ve yargı arasındaki denge-denetim mekanizmalarının büyük ölçüde tasfiye edilmesi ve Cumhurbaşkanı kararnameleriyle yürütmenin yetki alanının genişlemesi, Devlet Denetleme Kurulu'na tanınan olağanüstü yetkiler gibi düzenlemeler, bugünkü baskı rejiminin birbirini tamamlayan halkalarıdır. Bu halkaların birbirine bağlandığı her kesimde iktidar peyderpey, muhalefeti denetleme, kriminalize etme, lağvetmeye kadar varan imkanlarını da genişletmiştir. Yani itirazın her biçimini kriminalize eden bu abluka, devletin tüm zor aygıtlarının tek bir merkezden nasıl senkronize edildiğini gösteriyor.

Peki yaratılmaya çalışılan bu iklimi nasıl görmek, nasıl tarif etmek gerekir? Birilerinin dediği gibi her şeyin bittiği, artık hiçbir şeyin yapılamayacağı bir neticeyi mi yaşıyoruz, yoksa yerel bir otoriterleşme parantezine sıkıştırılabilecek kadar basit bir hukuksuzluk halini mi? Burada mesele, demokratik haklara ve emek mücadelesine yönelen bu müdahalelerin arkasındaki sınıfsal yönelimi ve varmak istediği yeri görebilmekten geçiyor.

Faşist inşanın ekonomik programı

Öncelikle karşımızda duran iktidarın attığı adımların her birinin, doğrudan Türkiye tekelci burjuvazisinin ve holdinglerin krizden çıkış ajandasının gerekleri olduğunu görebilmek gerekir. İddia edildiği gibi TÜSİAD ve MÜSİAD arasında rejimin karakterine dair keskin, uzlaşmaz bir kavga yoktur. Sömürünün maksimize edilmesi ve krizin faturasını halkın sırtına yıkmak konusunda devletin bütün araçları Türkiye burjuvazisine seferber edilmiştir. İktidar ve sermaye örgütleri arasında sarsılmaz bir ittifak vardır. Kapitalizmin kronik krizleri içinde sıkışan holdingler, kâr oranlarını koruyabilmek için sömürüyü vahşileştirmek, Orta Vadeli Program (OVP) gibi kemer sıkma politikalarıyla emeğin değerini tarihsel bir dip noktaya çekilmesine ihtiyaç duymaktadır.

Emeğin bu denli yağmalandığı bir düzende, hak arama kanallarının (sendika, grev, yürüyüş) açık kalması sermaye düzeni için ölümcüldür. İşte bu yüzden metalden madene işçi sınıfının başlattığı grevlerinmilli güvenlik bahanesiyle tek gecede yasaklanması, holdinglerin sömürü çarkı dönebilsin diye içeride faşizan bir dikensiz sömürü bahçesi tahsisedilmelidir.

“İçeride” neydik, “dışarıda” ne olduk?

Türkiye burjuvazisini; küresel güçlerin her istediğini yapan, edilgen, zavallı ve iradesiz bir piyondan ibaret görmek gerçeği ıskalamak anlamına gelir. Türkiye tekelci burjuvazisi, küresel sistemin çaresiz bir kurbanı değildir. Aksine; kendi sınıfsal sermayesini katlamak, yeni pazarlar ele geçirmek, enerji yollarına çökmek ve Ortadoğu’dan Afrika’ya, Kafkaslardan Balkanlar’a kadar kendi egemenlik alanını genişletmek için kendine ait aktif, agresif ve yayılmacı bölgesel planları olan bir aktördür. Holdinglerin kâr hırsı, sınırların ötesine taşmayı ve bölgesel bir nüfuz alanı kurmayı zorunlu kılmaktadır.

Ancak bu durum tek başına Türkiye’yi emperyalist bağımlılık ilişkilerinden koparmış bağımsız bir küresel aktör haline de getirmez. Türkiye’deki kapitalist sınıflar bölgede ne kadar büyük planlar yaparsa yapsın, en nihayetinde askeri, teknolojik ve ekonomik olarak küresel finans-kapitalin zincirlerine bağımlı şekilde bir ekonomik gelişim göstermiştirve bu bağımlılık güçlenerek sürmektedir. Dolayısıyla, yerli holdinglerin ve Saray rejiminin dış politikadaki tüm büyük oynamahamleleri, ancak ABD ve Batı emperyalizminin onay ve hamiliğine bağlı olarak, yani doğrudan bir icazetli yayılmacılık dairesinde hayat bulabilmektedir. Bu bağlamda NATO, rejimin sınır ötesi askeri hareket alanını meşrulaştıran ve yerli sermayenin emperyalist pazar kavgalarına eklemlenmesini sağlayan en temel yapısal çapa işlevi görmektedir. Rejimin bütün derdi, NATO konseptleriyle ve küresel emperyalist hiyerarşinin Ortadoğu’da açtığı gediklerden (ya da emperyalist bloklar arası çelişkilerden) yararlanarak, o planlara taşeronluk yapma karşılığında masadan kendine daha büyük bir pazar payı ve kırıntı kapmaktır.

Bu icazetli dış politikanın iç cephedeki karşılığı ise ülkenin küresel pazar adına bir ucuz emek deposuhaline getirilmesidir. Sınır ötesinde pazar kollayan tekelci sermaye; içeride sendika hakkını kırmak, grevleri yasaklamak ve ücretleri aşağı çekmek için faşizan devlet aygıtına muhtaçtır. Holdinglerin bölgesel hırsları (savaş politikaları ve silahlanma) ve emperyalist bağımlılık zinciri geliştikçe, içeride işçi sınıfının boğazına çöken o demir yumruk daha da ağırlaşmaktadır.

“Muhalefet” edebilmek rejimin sınıfsal niteliğini kavramaktan geçer

Rejim, toplumsal rızayı ayakta tutabilmek ve tüm bu tekelci sömürüyü gizlemek adına, şovenizmin ideolojik zemininde yükselen bir militarizm örgütlemekte; bu kuşatmayı ise askeri sanayi şovları eliyle kitlelerin bilincine kazımaktadır. Bugün burjuva muhalefetinin de arkasında hizaya geçtiği yerli ve milli savunma sanayii anlatısı, tam da bu yönüyle, tahkim edilen faşist inşanın temel kolonlarından birini oluşturmaktadır.

Ancak bu “dev savunma sanayii” illüzyonuna altında tekelci devlet kapitalizminin en çıplak sınıfsal çelişkisi yatmaktadır. Halkın vergileriyle semirtilen askeri-sınai holdingler sınır ötesinde pazar kapma hamlelerinin koçbaşı olarak pazarlanırken; o fabrikalarda çalışan işçilerin sendika ve insanca ücret talepleri bizzat ulusun ali menfaatleribahanesiyle baskılanmaktadır.

Milliyetçilik; işçi sınıfının kendi sömürüsünü alkışlaması, Türk, Kürt ve göçmen işçilerin karşı karşıya getirilerek sınıf bilincinin karartılması için üretilen sistematik bir doktrin olarak şekillenir. Sınır ötesindeki her askeri operasyon çığırtkanlığı, fabrikada işçiyi, üniversitede öğrenciyi susturmanın ve faşist inşayı tamamına erdirmenin basamakları haline gelir. Milliyetçi-şoven propagandanın hizmet ettiği temel budur.

Özetlemek gerekirse; demokratik haklara, sahnelere, sokaklara ve kurumsal siyasete yönelen bu kuşatma, burjuva hukukunun geçici bir sapması değil. Karşımızda; holdinglerin OVP ile geleceğimize çöktüğü vahşi sömürü programıyla, dışarıdaki o icazetli yayılmacılık hırslarının ve kitleleri rıza sarmalına alan askeri-sınai şovenizmin birbirini tamamlayan faşist bir inşa hamlesi var.

Dolayısıyla bu abluka; egemenlerin çizdiği sahada kalarak, burjuva muhalefetinin yatıştırıcı haline yedeklenerek, yalnızca sandık endeksli yasal sınırlarına sığınarak yarılamaz.Muhalefetin ise, tek adam rejiminin iktidarını korumak üzere derinleştirdiği bu kuşatmaya karşı hem kendi tabanını siyasal olarak ileri taşıyacak hem de en geniş halk kesimlerini ortak bir mücadele hattında birleştirecek bir yönelim geliştirebildiğini söylemek güçtür. Burada topyekûn bir örgütlülüğün sağlanmasının önündeki sorunlar bir irade ya da kararlılık eksikliğinden kaynaklanmıyor; muhalefet anlayışının kendi sınıfsal ve siyasal sınırlarında belirleniyor.Bu nedenle söz konusu potansiyelin zayıflığından bahsederken, aslında rejimin karşısına onun ürettiği siyasal ve toplumsal krizlere bütünlüklü bir yanıt verebilecek örgütlü bir alternatifin yokluğunu da ifade etmiş oluyoruz. Böylesi bir alternatifin varlığında tartışma, mevcut muhalefetin neden yetersiz kaldığı değil; hangi siyasal hattın bu mücadeleyi gerçekten büyütebileceği üzerine kurulurdu. Dolayısıyla rejimin sınıfsal niteliğini doğru kavramak, bu ablukayı darmadağın edecek o gerçek gücü ve mücadele merkezini net görmeyi zorunlu kılıyor: Demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesini, işçi sınıfının kapitalist sömürüye karşı fabrikalarda, tersanelerde ve madenlerde yürüttüğü ekmek mücadelesiyle birleştiren bir genel direniş hattı.

Deniz Göktaş örneğinde olduğu gibi kültür alanından sokağa, mahkeme salonlarından belediye kuşatmalarına kadar uzanan her meşru hak arayışı, işçi sınıfının üretimden gelen gücüyle ve üretimi durdurma cüretiyle buluşmazsa eksik kalmaya mahkumdur. Faşist inşanın en çok korktuğu ve bizzat milli güvenlik” yaftasıyla yasaklamaya çalıştığı yer, şalterlerin indiği çarkların durduğu andır.

Amfilerden atölyelere kadar bu memleketin gençliği, kaderini birilerinin eline bırakmaksızın, sınıfının saflarında, faşizan inşanın karşısına dikilecek o aşılmaz barikatın doğrudan eylem motoru olarak kendi tarihsel rolünü kuşanmak zorundadır.

(Genç Hayat)

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
01.08.2026 10:54 / Güncelleme: 14:22

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

En düşük emekli aylığına yapılan zam Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdi. SGK'nın açıklayacağı takvime göre emekli maaş farklarının bu ay yatması bekleniyor.

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

DHA

01.08.2026 08:06

Rusya'nın Kiev'e düzenlediği hava saldırısında 9 kişi yaşamını yitirdi, 28 kişi yaralandı

Rusya'nın gece saatlerinde Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısında 9 kişi yaşamını yitirdi, 4'ü çocuk 28 kişi yaralandı.

Rusya'nın Kiev'e düzenlediği hava saldırısında 9 kişi yaşamını yitirdi, 28 kişi yaralandı

Fotoğraf: AA

01.08.2026 13:02

Yunanistan'da 51 yeni orman yangını çıktı

Yunanistan'da son 24 saatte çıkan 51 yeni orman yangınıyla birlikte aktif yangın sayısı 73'e yükseldi. Yangınlar özellikle Atina ve Viotia çevresinde yoğunlaşırken, Girit ile Paros Adası'nda 5 bin 700 hektardan fazla alan küle döndü.

Yunanistan'da 51 yeni orman yangını çıktı

Fotoğraf: AA

01.08.2026 15:12

Aziz Yıldırım: Kante'yi o sözleşmeyle kimse almaz

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı'nda konuşan Aziz Yıldırım, Ertan Torunoğulları'na seslenerek, "'Kante'yi aldığımız paraya kadar satarız" diyor. "Adamla bir anlaşma yapmışsınız, hiç kimse onu almaz" dedi.

Aziz Yıldırım: Kante'yi o sözleşmeyle kimse almaz

Fotoğraf: AA

01.08.2026 09:18 / Güncelleme: 09:45

5 yıldızlı otelde Diyanet toplantısı: Aziz İhsan Aktaş'ın ortağının oteline bir kez daha milyonluk harcama

Diyanet, hac değerlendirme toplantısını Aziz İhsan Aktaş'ın ortağı Gürkan Dölekli'ye ait 5 yıldızlı otelde gerçekleştirdi. Yaklaşık 70 kişinin katıldığı toplantının günlük maliyetinin 1 milyon TL'ye yaklaştığı belirtildi.

5 yıldızlı otelde Diyanet toplantısı: Aziz İhsan Aktaş'ın ortağının oteline bir kez daha milyonluk harcama

Fotoğraf: Yandex maps

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!