Emek Gençliği'nin mücadele rotası: Yarını bugünden kurmak nasıl mümkün?
Emek Gençliği, Türkiye gençliğini kendi özlemlerini, geleceğini ve taleplerini kazanmanın tek yolunun bulunduğu alandan başlayarak işçi sınıfının safında örgütlenmek olduğu bilinciyle mücadeleye çağırıyor.
Fotoğraf: Evrensel
Arben ÇITAK
Emek Gençliği MYK üyesi
İçerisinden geçtiğimiz süreç, Saray rejiminin gençliği geleceksizlik ve yoksulluğa mahkûm ederken, artan baskı ve saldırılarla korku ve umutsuzluğu büyüterek mücadelesini sindirmeye çalıştığı bir döneme tekabül ediyor. Tepeden ve en görünen yüzü üzerinden bir bakış, bu politikaların gençlik nezdinde yüksek oranda etkili olduğu yanılsamasını yaratabilir. Hiç etkili olmadığını söylemek mümkün olmasa da gençliğin uzunca bir süredir buralara karşı bir yol arayışında olduğu açıktır. Bu arayış, en yüksek ifadesini 19 Mart protestoları ve üniversite boykotlarında bulmuş olup, yanı sıra Zeren Ertaş’ın ihmaller ve önlemsizlikler sonucu yaşamını yitirmesinin ardından KYK yurtlarında yükselen eylemlerde, İkbal ve Ayşenur’un katledilmesi sonrası kampüsleri direniş alanına çevrilmesinde, Öğretmenime Dokunma eylemlerinde, Antep’teki saldırılar sonrasında liseli gençliğin hareketliliğinde kendisini göstermektedir.(Derginin bu sayısında üniversite, lise ve işçi gençlerin koşullarına ve çıkış yollarına değinen ayrı yazılarda buralar detaylıca tartışıldığı için, daha detaylı açmayacağız.)
Bu artan eylemlerin ve yoğunlaşan hoşnutsuzlukların olumlu ve olumsuz olmak üzere iki sonucu gençlik içerisinde belirgindir. Bahsi geçen arayışın daha ileriden göğüsleyicisi olmuş gençler açısından mücadele deneyimi ve öz güveni artmıştır. Bununla birlikte örgütlülüğe dair ihtiyacın düne göre daha da belirginleşmesiyle ileri politik örgütlenmelere bir yönelim de söz konusudur. Öte yandan, eylemlerdeki örgütsüzlük ve süreksizliğinsonucu olarak -kimileri irili ufaklı kazanımlar almış olmasına karşın- esas istemleri gerçekleşmemiş hareketler olmaları itibariyle umutsuzluğun artmasına neden olmuştur. Bu çerçevede umutsuzluğu kıracak yolun nereden açılacağı, nasıl bir örgütlülüğün bu talepleri gerçek kılacağı soruları önem kazanmaktadır.
İktidarın çizdiği sınırları aşmak
Son süreçte ana muhalefete yönelik saldırılar ve mutlak butlan davası ile “bir 19 Mart daha yaşanır mı?” sorusu ve beklentisi özellikle 19 Mart’ta aktif olmuş olan ve ileri çıkan gençler arasında belirgindi. Ancak bu beklenti, çoğunlukla, yalnızca CHP yönetiminden ve Özel’den gelecek çağrılara bel bağlama sınırlılığında tezahür etti. Daha da ileri gidiliyor ve CHP, halkı “sokağa dökmediği” için yoğun eleştiri alıyor, “pasifize” etmekle suçlanıyordu. Bu eleştiriler burjuva muhalefetinin sınırlılıklarına yönelen yanlar itibariyle haklılık payı taşımakla birlikte, esas ve en kritik noktayı ıskalamaktadır. Bu ıskalama, örgütlü bir özne olamama ve düzen siyasetinin halk kesimlerine çizdiği sınırları aşamamayla karakterizedir. Halk kesimlerine çizilen sınırlar da en başta onun en girişken, en enerjik ve en dinamik unsuru olan gençliğe çizilmiştir, onun cüretkâr mücadelesini terbiye etme ve düzen dışı bir yönelime girme ihtimalini törpüleme işleviyle yüklüdür. Tam da burada sorulması gereken sorular şunlardır: Gençlik oturduğu yerden çağrı bekleyen, çağrıldıkça eylemlere giden ve tek işlevi ve siyasal söz söyleme alanı bunlarla sınırlı bir kesim midir? Burayla sınırlandığında kendi sözünü söylemiş mi olur? Bu soruların cevabı açıktır ve gençliğin ona çizilen sınırlardan daha geniş bir platform etrafında bir araya gelmesi, dahası kendi istemlerini kendisinin doğrudan söyleyeceği alanlara; böyle bir örgütlülüğe olan ihtiyacı hayatidir. Dolayısıyla hayat içerisinde gerçek bir özne olunacaksa, ki gençlik buralara yetenekli ve istekli olduğunu çokça kez kanıtlamıştır, bu ancak ve ancak beklemeci/çağırılmacı çizginin aşılması ve kendi taleplerini kendisinin ifade edeceği alanların örgütlü bir şekilde açılmasıylabaşarılı olabilir.
Nasıl bir örgütlenmeye ihtiyacımız var?
Peki bu örgütlülük tam olarak neye denk düşmektedir? Nasıl gerçekleşecektir ve nereden başlanmalıdır? Cevabı yakın dönem mücadele deneyimleri önümüze seriyor. Bu cevap, çeşitli örnekler sunmakla birlikte, bir reçetenin olmadığını, dönemsel ihtiyaca göre şekillenen esneklikte mekanizmalara işaret ediyor. İhtiyacımız, inisiyatifi canlı tutmak ve edilgen pozisyondan sıyrılacak şekilde birleşmektir. Bu ihtiyaç, 19 Mart dönemi kimi yerlerde boykot komiteleri veya öğrenci birlikleri biçiminde kimi yerlerde öğrenci temsilcilikleri, topluluklar vb. çeşitli araçlarda somutlanmıştır. Bugün açısındansa bir talebin büyütülmesi ve tartışılması için kurulan gruplar ve alanlar olumlu örnekleri arasında yer almaktadır. Geniş kesimlere seslenen ve hareketi örgütleme kabiliyeti gösteren örneklerinin ise ortak noktası fakültelere, sınıflara ve bölümlere yaslanmaları; karar alma ve örgütleme süreçlerini kolektif bir şekilde işletmelerindedir. Yalnızca mücadeleci ve/veya örgütlü gençlerin bulunduğu ve karar aldığı mekanizmalar, yukarıda eleştirdiğimiz “çağrı yapma” anlayışıyla örgütlenen dar anlayışa sıkışmakta ve geçici başarılar elde edebilmelerine (mesela biriken bir öfkeyi kanalize edecek bir ‘eylem çağrısı’ ile kalabalıklarla bir araya gelme) karşın baştan bitmeye, kıvılcım misali parlayıp sönmeye mahkûm olmaktadır. Oysa bize lazım olan kıvılcımlar değil, bir yangındır. Sönmeyecek, geri çekilmelerini ve ilerlemelerini gençliğin kendisinin belirleyeceği; devamlı büyümeyi hedefleyen bir yangın. Elbette devamlı büyümek her seferinde en “radikal” hamleyi yapmak, kısa vadeli kazançlar veya ses getirmek için hareketi ezdirmek anlamına gelmiyor. Kısa vadeli mücadelelerde alınacak tavır ve tutumu, verili koşuldaki güçlerin hesaplanmasına dayandırmak ve esas olan hedefin ihtiyaçlarına tâbi kılmak anlamına geliyor. Anlık olarak en “devrimci” gözüken şey bu ihtiyaçlara her zaman uymak zorunda değildir, alınacak manevrayı belirleyen de bu görüngü olmamalıdır. Bu anlayışla örgütlenmeyen, güç biriktirmeyi değil var olan gücü tüketen bütün anlayışlar ve bu biçimdeki “örgütlenme çağrıları”, ifade edilen sorunların yanı sıra esas olan örgütlülüğü baltalama işlevi görmektedir.
Bu anlayışta bir örgütlülüğün “hareketlilik olsun bakarız/katılırız” anlayışıyla ele alınamayacağı, sayısız tecrübeyle kanıtlanmıştır. Ancak günlük olarak güç biriktiren ve bu parlamalara hazırlık yapan bir anlayış ihtiyacı çizilen gücü yaratabilir. Geçtiğimiz 19 Mart süreci, Emek Gençliği’nin günlük/kesintisiz bir mücadele anlayışıyla üniversitelerde mevzilenmesinin önemine kanıttır. Kitlesel bir araya gelişlerin hem en etkili olduğu hem de dağılmadan, bir şeyler biriktirerek varlığını koruyabildiği alanlar,esasen bu günlük mücadelenin ürünü olmuştur. Günlük bir mücadele ise sadece bunu yapmaya hevesli insanların toplanmasıyla gerçek olabilecek bir şey değildir. Bu ancak çeşit çeşit yeteneklerden, hevesli ve kararlı unsurları genişçe içerisinde barındıran Türkiye gençliğinin faydalanabileceği genişlikte ve nitelikte birikime sahip olan bir örgütle olabilir. Ve tersinden bu birikimin kendisi de ancak bu gençlerin onu büyütmesi ve çeşitlendirmesiyle daha etkili olup gelişebilir. Topluluk, birlik vb. gençliğin doğal örgütleri de bu birikimin ortaya koyduğu mücadele hattıyla birleştiği ölçüde merkezi ve hedefli bir mücadeleye yönelebilir ve gençliğin ortak taleplerini kazanacak bir birikimi yaratabilir.
İşçi sınıfının safında mücadele ne demek?
Tüm bunlarla birlikte bir yanın daha ortaya koyulması gerekiyor. Girişte de ifade edildiği gibi, bugün geniş gençlik yığınları, Saray rejiminin kendi yaşam koşullarına taarruz halinde olduğu ve onun defedilmesinin hayatiliği noktasında ortaklaşmaktadır. Hatta denilebilir ki en acil ve etrafında birleşilebilecek talebi bu oluşturmaktadır. Ancak rejim, gücünü münferit olarak yaratmıyor. Ve bu anlaşılmadan iktidarı defedecek hakiki bir mücadele zemini oluşamaz. Esasen tekelci sermaye gericiliğinin iktidarı olması ona var olan niteliğini kazandırıyor ve ortaya koyduğu politikaları da bu sınıfsal öz belirliyor. Bu sınıfsal konum, asıl saldırı odağını işçi sınıfı yaptığı gibi; ezilen ve sömürülen en geniş katmanların kendi mücadelesini de işçi sınıfının saflarında zorunlu olarak birleştirmektedir. Mesela memleketin emperyalistlere parsel parselsatılıyor oluşu ve tırmanan bağımlılık, mayasında antiemperyalizm olan Türkiye halklarının öfkesini günden güne kabartmakta ve ortaklaşan bir tepkiselliği büyütmektedir. Bu tepkisellik ve bağımsızlık talebi, bağımlılığın kaynağı olan işbirlikçi Türkiye sermayesini hedefleyecekse -ki hedeflemek zorundadır- bu kuşkusuz emperyalizmin iktisadi temelini sarsabilecek yegâne güç olan işçi sınıfının mücadelesinin konusu olabilir. Çünkü hayatı var eden sınıf olarak üretimden gelen gücü, saray rejimi ve arkasındaki burjuva odaklarını dağıtmaya muktedir olan yegâne güçtür. Ezilen tüm katman ve tabakaları yönetmeye ve geleceğin toplumunu kurmaya ehil olan odur. (İşçi sınıfının rolünü ve gençliğin buradaki pozisyonunu anlatmak elbette birkaç cümle ile sağlanabilecek bir şey değildir. Yazının sınırları bakımından ifade edilenler eksik kalmaya mahkumdur.) En geniş hatlarıyla ilişki kuracak şekilde belirtilmek amaçlanmıştır.
Demek oluyor ki gençlik, doğalından zaten sınıf mücadelesinin konusu olan kendi taleplerini de bir mücadele rotası olarak işçi sınıfıyla birleştirdiği oranda; bunu yapabilecek bir siyasal örgütlenme etrafında kenetlendiği koşulda ancak bir kurtuluş sağlayabilir. Bu siyasal örgütlenme bugün sosyalist bir gençlik örgütünde ifadesini bulmaktadır.
Faşizmin inşasına karşı Emek Gençliği’nde mücadeleye!
İşte Emek Gençliği’nin liseli, üniversiteli ve işçi/işsiz Türkiye gençliğini çağırdığı mücadele rotası budur. Bu rota kendi özlemlerini, taleplerini ve geleceğini kazanma noktasında gençliğin kendisinden başka bir dayanağı olmadığını; kendisinin bir dayanak haline gelebilmesinin zorunlu koşulunun ise kendi bulunduğu alandan başlayarak sınıfın safında örgütlenmek olduğunu söylüyor. Saldırıların her gün daha da yoğunlaşarak arttığı, saray rejiminin faşist rejim inşasını hızlandırarak sürdürdüğü koşullarda, bu çağrı yarına bırakılamayacak kadar büyük bir aciliyet taşıyor.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et