01.08.2026 15:04 / Güncelleme: 15:09

Ekim Devrimi kızıl geleceğe nasıl ışık tutar?

Önümüzdeki görev, sömürüsüz bir dünya yolundaki güncel sorun ve ihtiyaçlara tekabül edecek bir çalışmayı inşa etmek, bu süreçte Bolşevik bir çelikliği kuşanmak ve bizleri kızıl geleceğimize ulaştıracak yeni “Ekimler”in yollarını döşemektir.

Ekim Devrimi kızıl geleceğe nasıl ışık tutar?

Fotoğraf: Grigory Petrovich Goldstein/Wikimedia Commons Public domain

Malik ASLAN

İstanbul Üniversitesi

 

“Rusya Yurttaşlarına!

Geçici hükümet, görevden alınmıştır. Devlet iktidarı, Petrograd işçi ve asker temsilcileri sovyetinin organı olan ve Petrograd işçileri ve garnizonunun başında bulunan askerîdevrimci komitenin eline geçmiştir. Halkın uğruna savaştığı dava: demokratik barışın hemen önerilmesi, toprak sahiplerinin toprakları üzerindeki mülkiyet hakkının kaldırılması, bir Sovyetler hükümetinin kurulması davası, kazanılmıştır. Yaşasın işçilerin, askerlerin ve köylülerin devrimi!”

Bilimsel sosyalizmin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels, tüm dünya halklarından işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesi için pusula işlevi gören Komünist Parti Manifestosu’nda, şimdiye kadarki tüm toplumların tarihininsınıf mücadeleleri tarihi olduğunu saptar. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, derebeyi ile serf ve nihayetindeyse burjuvazi ile proletarya. Kısacası, ezen ile ezilen sürekli bir karşıtlık içinde bulunmuş, birbirleriyle gerek şiddetli çatışmalarla şekillenen gerekse gündelik yaşamın “olağanlaşmış” pratiklerine nüfuz eden, kesintisiz bir mücadele yürütmüşlerdir. Bu mücadele ise her defasında ya tüm toplumun devrimci bir dönüşüm yoluna girmesiyle ya da savaşan sınıfların hep birlikte çöküşüyle sonuçlanmıştır.

Feodalizmin bağrında gelişip, hızla tüm dünyaya egemen olan kapitalist üretim tarzı ve toplum biçimi, sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş ve daha belirgin kılmış; bizzat bu karşıtlıkları kökünden söküp atacak olan olanak ve araçların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Burjuvazi, iktidara geldiği her yerde tüm feodal ve kırsal ilişkileri parçalanmaya tabi tutarak tarihte son derece devrimci bir rol oynamıştır. Fakat üretimin giderek toplumsallaşan karakterine rağmen üretim araçlarının git gide daha azınlık bir kesimin elinde birikmesinin oluşturduğuçelişkiden patlak veren ekonomik çalkantılar, burjuvazinin varlık koşulu olan kâr elde etme ihtiyacından doğan savaşlarile aşırı üretim krizleri gibi etkenler; üretici güçlerin, artık burjuva mülkiyet ilişkilerinin gelişmesine hizmet etmez olduğunu gösteren işaretlerdir. Burjuva mülkiyet ilişkileri, üretici güçlerin özgürce gelişiminin önünde birer ayak bağı hâline gelmiştir. Bir yandan üretici güçlerin bir kısmını yok ederek, diğer yandan yeni pazarlar ele geçirerek ve eski pazarları daha esaslı bir biçimde sömürerek kendi krizlerini aşmaya çabalayan burjuvazi, bu şekilde daha şiddetli krizlere zemin hazırlamış, krizleri önleyecek araçları azaltmıştır. Fakat burjuvazi bu süreçte sadece kendi sonunu getirecek silahları üretmekle kalmamış, bu silahları kullanacak insanları, yani modern işçiler olan proleterleri de yaratmıştır. Kitleler hâlinde burjuva toplumunun zenginliklerini bizzat üretmeye koşulan proletarya; tarihsel süreç içerisinde, toplumsal yaşamın akışını tamamen değiştirebilecek bir ç olan üretim gücü, burjuva düşünce ve eylem pratiklerini mahkûm edecek bilimsel bir dünya görüşü ile kendisini egemen sınıf olarak örgütleme mücadelesinin başat aracı konumundaki bağımsız bir partiyi kuşanarak tüm sınıfsal karşıtlıklara ve ezilme biçimlerine son verme sorumluluğunu üstlenmiştir. İşte Ekim Devrimi, bu tarihsel sorumluluğun gerçekleştiği en parlak sıçramalardan biridir. Fakat bir tarihsel sıçrayış niteliğindeki devrimi, çoğu burjuva yazarın tercih ettiği gibi, anlık bir kırılma ya da tarihsel bir istisna olarak değerlendirmek hata olacaktır. Ekim Devrimi; nesnel ve öznel koşullarıyla değerlendirilmesi gereken tarihsel bir birikimin çıktısı, yıllara yayılmış sabırlı ve planlı bir örgütlü faaliyetin eseridir.

Devrimin nesnel ve öznel koşulları nelerdi?


Feodal düzeni tasfiye ederek ulusal sınırlar içinde iç pazarı bütünleştirmeyi hedefleyen uluslaşma hareketleri, 20. yüzyılın başında henüz tarihsel görevlerini tamamlamamıştı. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında kızışan paylaşım mücadeleleri Birinci Dünya Savaşı’nı doğururken, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Çin ve Rus imparatorluklarının yıkılışı burjuva ulus-devletleşme sürecinin de zaferini simgeledi.

Öte yandan 1848 Devrimleri, işçi sınıfının burjuva devrimciliğinden koparak bağımsız bir siyasal özne hâline gelişinde tarihsel bir dönemeç oldu. Aynı yıl Marx ve Engels’in politik programına kavuşan, 1871 Paris Komünü’nde ilk iktidar deneyimini yaşayan işçi sınıfı, 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolu döşedi.

Paris Komünü ve 1905 Rus Devrimi’nin haberciliğine rağmen Ekim Devrimi, hem burjuvazi hem de Rusya’da sosyalizmi olanaksız gören küçük burjuva “sosyalistleri” tarafından arızi bir vaka sayıldı. Oysa Rus Devrimi’nin ardından Avrupa’da yükselen devrimci dalga ve komünist partilerin işçi sınıfı içinde güç kazanması, Ekim Devrimi’nin bir sapma değil, uluslararası sınıf mücadelesinin tarihsel bir uğrağı olduğunu gösterdi.

 Dolayısıyla Ekim Devrimi, burjuvazinin boş bulunduğu bir siyasal zeminde tesadüfen ortaya çıkan bir devrim değildir. Devrimin ortaya çıktığı tarihsel koşullarda burjuva devletlerinin içinde bulunduğu genel vaziyet, bu devrime oldukça uygun bir ortam sağlasa da bu nesnel koşulları devrim için bir olanağa dönüştüren, Rusya işçi, köylü ve askerlerinin bilinçli ve örgütlü hareketinin oluşturduğu öznel etkendir. Bu öznel etkenin müdahalesi olmadığı koşulda kendini yeniden üretecek olan burjuva sistemin Rusya gibi zayıf bir halkadan zedelenmesi bu hareketin kendisine ve isabetli yönetimine bağlı olmuştur.

Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da şöyle yazmışlardı: “Komünist devrim geçmişten gelen mülkiyet ilişkilerinin en kökten koparılışıdır; onun gelişim sürecinde geçmişten gelen fikirlerle de en kökten bir kopuş olmasına hiç şaşmamalı. Proletarya kendi siyasal egemenliğini tüm sermayenin adım adım burjuvazinin elinden koparılmasına, tüm üretim araçlarının devlet elinde, yani egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletarya elinde yoğunlaştırılmasına ve üretici güçlerin büyüklüğünün olabildiğince hızlı artırılmasına kullanacaktır.Rusya işçi sınıfının yaptığı şey, esasında 1848’de yazılmış bu metnin, 20. yüzyılın başındaki Rusya’nın özgün koşullarına uyarlanmasıdır.

“Yarın tam zamanı!”

Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesini sağlayan başlıca öznel etken, Lenin önderliğindeki Bolşevik kadroların, yükselen Rusya işçi sınıfı hareketi içinde belirleyici bir rolde konumlanıp ördükleri azimli, sabırlı ve gerçeklere sımsıkı bağlı bir örgütlenme çalışmasının varlığıdır. Hareketin önündeki stratejik hedeflerin ne olduğu ve gerekçeleri, bu hedefe ulaşmak için kat edilecek muhtemel yollar, bu yolda kurulabilecek ittifaklar ve benimsenecek temel talepler başka türlü somut bir varlık kazanamazdı. Kendiliğinden grevlerle başlayan işçi sınıfı hareketinin Rusya’daki tarihi, Bolşevik Parti’nin devrimden önceki son toplantısında “Ayaklanma için dün erkendi, öbür gün çok geç, yarın tam zamanı, iktidar hemen alınmalı” kararının alınabildiği bir noktaya evrilebildiyse, inisiyatif kuran işçi sınıfı partisinin, hareketin her anını uygun taktiklerle planlama yeteneğini gösterebilmeve geniş işçi kitlelerini bu taktiğe kazanarak ileri hamlelere hazırlama başarısını göstermesindendir.

Lenin, 1905 Devrimi’nden hemen önce şöyle yazıyordu: “Başarımız bir yandan siyasal durumu doğru değerlendirmemize, taktik sloganlarımızın doğru olarak saptanmasına ve öte yandan da işçi yığınlarının gerçek savaşımcı gücünün bu sloganları desteklemesine bağlıdır. Partimizin bütün örgütlerinin ve bütün gruplarının, tüm düzenli günlük çalışmaları, propaganda, ajitasyon ve örgütlendirme çalışmaları, yığınlarla bağların sağlamlaştırılmasına ve genişletilmesine yönelmiştir.

Sınıf mücadelesine iktisadi talebin sınırlılıklarının dışında bir alan tanımayan ekonomistlere ve yasacılara karşı teorik bir savaş açarak yanıt veren Lenin, iktisadi taleplerle politik talepler arasında kurulacak bağın imkânlarını ve bunun hangi araç ve yöntemlerle yapılacağını tartışıyordu. Sendikalizmsınıf mücadelesinin dar bir burjuva kulvarda sıkışıp kalması gerektiğini telkin ederken sosyalistler, kendiliğinden hareketin içindeki, ancak “bir nüve halindeki bilinçliliği”, harekete geçirici bir güç olarak ortaya çıkarmaya çalışıyorlardı. Çünkü işçi sınıfının mücadelesinin bir iktidar perspektifi edinebilmesi işçilerin, hareketin seyri sırasında eğitilerek örgütlenmesinden geçiyordu.

Devrimin yol haritası

Devrimin gerçekleşmesini sağlayan başlıca etkenlerden birisi de hızlıca değişen koşulların en isabetli saptamasının yapılması, buna uygun strateji ve taktiklerin belirlenebilmesiydi. Nitekim devrime doğru giderken Rusya’da işçi sınıfı hareketinin farklı ihtiyaçlarına denk düşecek şekilde Bolşevik Parti, kimi zaman taarruz kimi zaman geri çekilme taktiği izlemiş; barışçıl eylemlerden kitle grevlerine kadar bir dizi eylem biçimini yönetmiştir. Hangi durumda hangi eylem biçiminin tercih edileceği keyfi bir biçimde belirlenemeyeceği gibi, Marksizm-Leninizm’in dışlayacağı herhangi bir eylem biçimi de bulunmamaktadır. Ancak işçi sınıfının hiç de hazır olmadığı durumlarda radikal veya hareketin yükselişe geçtiği dönemlerde tansiyonu düşürecek ya da yatıştıracak geri eylem biçimlerinin; o anki kitle talebinin örgütleyici rolünü dağıtacak, kitlelerin odaklandığı konuya ya da talebe uymayan biçimlerin bir karşılığı olmadığı gibi işçilerin birliğini dağıtıcı etkisi de olacaktır.

1917 Şubat Devrimi yaklaşırken Rusya, 14 saatlik çalışma karşılığında bile sefaletten kurtulamayan işçilerin, amansız bir savaşın yol açtığı acılardan bıkan halkın, açlık, kıtlık ve topraksızlıktan bunalan köylülerin, baskı ve sansürden adım atamaz hale gelen aydınların ülkesiydi. Grevler, eylemler ve protestoların halkı eşiğine ulaştırdığı devrim, miadı dolmuş Çarlık rejimini ortadan kaldırırken bir iktidar boşluğu da yaratmıştı. Bu boşluk, liberal burjuvazinin, merkezi iktidarıdevrimci sosyalistler ve Menşeviklerle paylaştığı geçici iktidar ile, işçi, köylü ve asker Sovyetlerinde örgütlenmiş halkın alttan gelen inisiyatifi tarafından doldurulmuş ve ortaya ikili iktidar durumu çıkmıştı. Sosyalistler bu ikili iktidar durumunun çok süremeyeceğini tespit etmişlerdi ve öyle de oldu. Devrimci partinin, halkın kendi taleplerindeörgütlenmesi ve bu talepler için ısrar edilmesi için gösterdiği çaba, Geçici Hükümet’in sallantıya düşmesini sağlamıştı.Ancak talepler olayların çok yoğun geliştiği bu dönemde hızla kapsamını genişletti ve nihayet mevcut hükümet tarafından karşılanmayacağı anlaşıldığında ikinci bir devrim talebine evrildi. Geçici Hükümet’i protesto etmek için düzenlenen Temmuz mitingine saldırı emri verilmesi, hükümetin niteliği konusunda sosyalistlerin işçilere yaptıkları uyarıların gerçekliğini kanıtladı. Fikirleri daha geniş bir çoğunluk tarafından benimsenmeye ve hedefleri kitlesel bir destek bulmaya başlayan Bolşevikler, halkın kararsızlıktan büyük ölçüde kurtuldukları koşullarda, “Bütün İktidar Sovyetlere!”sloganını atmışlardı. Ancak şimdi atılan bu eylem sloganı sosyalistlerin başından beri izledikleri doğru taktikler sayesinde, hazırlanan tarihsel koşulları devrime doğru olgunlaştıracaktı. Böylece işçi sınıfının kendi kaderini kendi ellerine almasının ve kendi anavatanında eşit bir dünyanın olanaklarını yaratmasının yolunu açan Ekim Devrimi tarihteki yerini almıştı.

Ekim Devrimi geçmiş değil gelecektir!


Ekim Devrimi, sömürülen sınıfların binlerce yıllık sömürüsüz bir dünya özleminin gerçekleşebilir olduğunu göstermesi bakımından insanlık tarihinde özel bir yer tutmaktadır. Bu devrimle birlikte Rusya’da sömürücü sınıfların egemenliği yıkılmış, Sovyetlerde örgütlenen işçi ve köylüler Bolşevik Partisi’nin öncülüğünde iktidarı ele geçirerek proletarya diktatörlüğünü kurmuştu. İşçi sınıfı ve geniş emekçi halk kitleleri için demokrasinin en ileri biçimini temsil eden proletarya diktatörlüğü, sömürücü sınıfların baskı altına alındığı bir devlet biçimi olarak örgütlenmişti. Ancak bu devlet, hem egemenliği elinde bulunduran sınıf hem de örgütlenme biçimi bakımından önceki bütün devlet biçimlerinden farklıydı. Çünkü sosyalist devlet, kendi varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen ve bu anlamıyla klasik anlamda artık ‘devlet olmayan bir devlet’ olarak örgütlenmişti.

Ekim Devrimi ve sosyalist iktidarın kurulması sonrasında üretim araçlarının özel mülkiyetine ve artı-değer sömürüsüne dayanan kapitalist üretim ilişkileri son bulmakla kalmamış,işçinin kendi emeğinin ürünlerine yabancılaşması da son bulmaya başlamış ve dahası işçi-emekçi halk kitlelerinin ihtiyaçlarını temel alan bir üretim sistemi olan sosyalist üretim kurulmuştu ki, sosyalist planlama ile bir yandan işsizlik büyük oranda düşmeye başlamış, öte yandan eğitim, sağlık, barınma, ulaşım gibi halkın en temel ihtiyaçları ücretsiz karşılanmaya başlamıştı. Ve bu dönem boyunca sosyalizmin başarıları sadece Sovyet halklarının bir kazanımı olmakla kalmamış, dünyanın kalan ülkelerinde de işçi-emekçilerin “sosyal devlet”olarak adlandırılan politikalarda ifadesini bulan kazanımlarına yol açmıştır.

Dahası, SBKP’nin 20. Kongresi’nden itibaren sosyalist inşa aleyhindeki tavizler sonucunda 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, neoliberal aydınlarca sosyalizmin “tarihin tozlu sayfalarına karıştığı” iştahla ilan edilmiş olsa daunutulmamalıdır ki, Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği toplumsal koşullarla bugün arasında temel kesişimler bulunmaktadır. Hatta bu koşulların, belli açılardan bugün çok daha yakıcı bir görünüme büründükleri bir gerçektir. Yani kapitalizmin krizlerini doğuran temel çelişkiler, hâlen daha geçerliliğini korumaktadır.

Ekim Devrimi’nin güncelliğinden anladığımız şey, nostaljik bir avuntuya tutunmak ya da Ekim Devrimi’ni yeniden yaratarak “tarihsel bir tekerrür” için çabalamak değildir. Devrimin yolumuzu aydınlatan ışığının kaynağı, verili zamandaki toplumsal koşullara, strateji ve taktiklerden ve örgütlenme çalışmalarından, ittifak ilişkilerinden, belki de en önemlisi olan sabırlı, azimli ve sürekli bir devrimci faaliyet anlayışından öğrenebileceğimiz derslerde yatmaktadır. Önümüzdeki görev, sömürüsüz bir dünya yolundaki güncel sorun ve ihtiyaçlara tekabül edecek bir çalışmayı inşa etmek, bu süreçte Bolşevik bir çelikliği kuşanmak ve bizleri kızıl geleceğimize ulaştıracak yeni Ekimler”in yollarını döşemektir.

(Genç Hayat)

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
01.08.2026 10:54 / Güncelleme: 14:22

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

En düşük emekli aylığına yapılan zam Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdi. SGK'nın açıklayacağı takvime göre emekli maaş farklarının bu ay yatması bekleniyor.

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

DHA

01.08.2026 09:18 / Güncelleme: 09:45

5 yıldızlı otelde Diyanet toplantısı: Aziz İhsan Aktaş'ın ortağının oteline bir kez daha milyonluk harcama

Diyanet, hac değerlendirme toplantısını Aziz İhsan Aktaş'ın ortağı Gürkan Dölekli'ye ait 5 yıldızlı otelde gerçekleştirdi. Yaklaşık 70 kişinin katıldığı toplantının günlük maliyetinin 1 milyon TL'ye yaklaştığı belirtildi.

5 yıldızlı otelde Diyanet toplantısı: Aziz İhsan Aktaş'ın ortağının oteline bir kez daha milyonluk harcama

Fotoğraf: Yandex maps

01.08.2026 13:02

CHP'den bir istifa daha: Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay partisinden ayrıldı

Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay, CHP'den istifa ettiğini açıkladı. Akay, parti yönetimine yönelik eleştirilerde bulunarak, "Kendi adıma siyasi olarak yaşanacak olumlu olumsuz her şeye de her sonuca da razıyım" dedi.

CHP'den bir istifa daha: Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay partisinden ayrıldı

Fotoğraf: Çerkezköy Belediyesi

01.08.2026 11:51 / Güncelleme: 12:05

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı: Fenerbahçe'nin borcu açıklandı

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı'nda Fenerbahçe Kulübü'nün borcu 27 milyar 961 milyon lira olarak açıklandı.

Fenerbahçe Olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı: Fenerbahçe'nin borcu açıklandı

Fotoğraf: DHA

01.08.2026 09:34

Pazartesi pompaya yansıyacak: Motorinin ardından otogaza da zam

Motorine yapılan 3 lira 71 kuruşluk zammın ardından bu kez LPG'nin depo çıkış fiyatına 2 lira 51 kuruş zam bekleniyor. Zammın pazartesi günü pompa fiyatlarına yansıması öngörülüyor.

Pazartesi pompaya yansıyacak: Motorinin ardından otogaza da zam

Fotoğraf: Pixabay

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!