Aydınlık yarınları birlikte kurmak için üniversite forumunda buluşalım!
Dört bir yanımızda cereyan eden savaşların karşısına hangi hattı koyacağımızı ve edindiğimiz deneyimlere ayak basarak üniversitelerdeki dayanışma ve mücadele araçlarını nasıl inşa edeceğimizi birlikte tartışmak için üniversite forumunda buluşuyoruz!
Deniz TEPE
Eskişehir
Bir kez daha Gençlik Yaz Kampı’nda, Türkiye’nin dört bir yanından üniversiteliler bir araya geliyor, üniversite forumunda buluşuyoruz.
Geçen bir yılda yaşam ve çalışma koşullarımız ağırlaşırken, bu koşulların yarattığı yoğun sis tüm ağırlığıyla yayılmaya devam ediyor. Temsilcisi olduğu sermayenin ihtiyaçlarını tesis etmek üzere seferber olan saray rejimi; emperyalistlerle ve yerli-yabancı tekellerle kol kola hazırladığı gelecek planlarını, ekonomik-siyasal programını hak ve özgürlüklerimize yönelik saldırılar eşliğinde bir bir hayata geçiriyor. KYK yurtlarından kampüslerimize kadar eğitim ve yaşam alanlarımızın her birini etkisi altına alan sisle beraber, sorunlarımız karşısında ortak hareket edebileceğimiz yanı başımızdaki sıra arkadaşımıza ulaşmakta zorlandığımız ve dolayısıyla saldırılara karşı koyuşlarımızı planlayabileceğimiz alanlarda buluşmanın olanaklarının zayıfladığı bir yıl oldu.
Bugünse bu yazıda yalnızca değinmekle yetinebileceğimiz çığ olmuş sorunlarımızın kaynağını tartışmaya ve bahsedilen sisi dağıtmanın olanaklarını yaratacak bir mücadele perspektifini irili ufaklı buluşmalarımızda ve üniversite forumunda tartışmamız gerekiyor.
Emperyalist barbalığın gölgesinde dünya ve Türkiye
Dünyada adeta savaş çanları çalıyor. Emperyalist kampların birbirleriyle ve kendi aralarındaki çatışma; değişen pazar ve etki alanları üzerindeki rekabet kavgasıyla diplomatik krizler, savaşlar, sıcak çatışmalar ve göç dalgasıyla tırmanıyor.
Başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalistler; meta tedarik-lojistik zincirlerinin, ucuz hammadde ve işgücünün, yer altı ve yer üstü kaynaklarının, genel olarak dünyanın yeniden paylaşımına yönelik hamlelerinin arttırken gözlerini diktikleri coğrafyalara kurşun yağmurları yağıyor. Ukrayna’dan Pakistan’a, Filistin’den Suriye’ye ve İran’a kadar dünyanın krizlerin ve savaşların dünyası, emperyalistlerin çıkarlarına uğruna işgal ve yağmanın alanı olduğu ilan ediliyor. Halihazırdaki savaşların tahkimi ve yeni savaşların planlanmasına hizmet edecek silah sanayi harcamalarına hemen hemen bütün devletler yarış halinde büyük paylar ayırmaya devam ediyor. Dünya halklarının payına savaş, yıkım ve sefalet düşerken savaşların ekonomik ve siyasal alandaki etkileri yalnızca savaşan ülkelerde değil; tüm dünyayı etkisi altına alıyor. Türkiye’de de eğitim, sağlık ve kamu harcamalarına ayrılabilecek bütçeden her geçen gün daha da kesilerek savaşa, silahlanmaya ve bölgesel istikrarsızlıkların artmasına yönlendiriliyor. Yani biz emekçilerin ve gençlerin cebinden eksiliyor. Emperyalistlerin, Amerikan emperyalizminin silahlı örgütü olan NATO eliye bütün ülkelerin geleceği adım adım savaşa çekilirken buna emperyalistlerden, ABD ve Trump’dan övgüler, alkışlar gelirken; bizlere ise yoksulluk, güvencesiz koşullarda okurken çalışmak zorunda kalmak, niteliksiz eğitim, işsizlik kalıyor.
NATO Zirvesi ne getirecek?
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO zirvesini de bu tablo içinde hesap edince, tekelci sermaye çevreleri ve onun temsilcisi saray rejiminin yeni krizler ve fırsatlar eşliğinde başta Ortadoğu olmak üzere bölgesel hedefleri ve konumlanmaya çalıştığı pozisyon belirginleşiyor. Süslü şatafatlı salonlarda tertiplenen NATO zirvesi; gençliğin bugününe ve geleceğine yönelik saldırıların yoğunlaştığı ve eğitim hakkına ulaşmanın zorlaştığı bugünlerde, saray rejiminin ekonomik-siyasal bağımlılık ilişkilerini arttırmasının ve emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda seferberliğinin portresi oldu. Hiç şüphe yok ki iktidar bu seferberliği dünyanın en büyük emperyalist savaş örgütünün zirvesinde savaş lordlarının ve Epstein Adası temsilcilerinin gösterdiği rotada ilerleyeceği sözü eşliğinde; zirvenin olası savaş planlarını, 50 milyar doları aşacak savaş tüccarlarının kasalarına aktarılacak yeni silah alımlarını, meta tedarik-lojistik zincirlerinin paylaşılması üzerine atılan savaş naralarını, dünyanın ABD’nin stratejik önceliklerine uygun dizayn edilmesinin çıktılarını hayata geçirmek ve bağımlılığımızı derinleştirmek üzere hareket edecek.
Saray rejimi de değinilen dünya portresinin içinde emperyalistlerin ve yerli patronların talimat ettiği biçimde 12.Kalkınma Planı, OVP, Kamuda tasarruf paketi gibi ekonomik-siyasal programlarıyla işçi-emekçiler ve onların genç kuşaklarına cehennemi örgütleyerek; öğrencilerin barınma, nitelikli yurt ve yemekhane ihtiyacı, bursların yetersizliği, artan işsizlik ve alan dışı çalışma gibi birçok sorununu derinleştirerek yol alıyor. Emperyalizmin ihtiyaçlarına göre pozisyon almamız hem ekonomik anlamda hem üniversite yaşantımıza olumsuz bir şekilde yansırken gerçekleşen NATO Zirvesi’nin ardından bunun daha da ilerleyeceğini görmek gerek. Üniversite forumunun kendisi de dünya halklarının, gençliğin tüm birikiminin içinde yol alırken üniversitelerde neyi yükselteceğimizin, bağımsız ve demokratik bir memleketin nasıl inşa edilebileceğinin, bu gidişatı durmanın rotasının ne olduğunun ve bir yıl boyunca yerellerde edindiğimiz deneyimler ve gelecek planlarının tartışıldığı bir alan olacak.
Üniversiteler ve gençlik tüm bunlardan nasıl etkileniyor?
Bu doğrultuda iktidar, kendi siyasetini kolayca taşıyabilmek ve üniversiteleri sermayedarlar lehine en verimli şekilde kullanabilmek için “Üniversite A.Ş” planını atanmış rektörlük yönetimlerinin eliyle sürdürüyor. Teknoparklar, savaş sanayi yönlendirmeleri, kampüs içerisindeki şirket reklamları ve stantları, kariyer günleri vb. aracılığıyla sermayenin üniversite içerisine girmesinin koşullarının önünü açıyor. Ucuz iş gücü ihtiyacı, ucuz kalifiye emek ihtiyacı ile birleştiğinden üniversiteler bu emek gücünü arttırmanın ana basamaklarından biri haline geliyor. Eğitimini sürdürebilmek için çalışmak zorunda bırakılan on binlerce genç, en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamayan burslara ve “harçlık” olarak anlatılan okurken çalışmanın yeni adı “GÜÇ Programı”na razı edilmeye çalışılıyor. İktidar temsilcileri tarafından güvencesizliğin ve düşük ücretlerin dayanağı olan kısmi süreli, esnek çalışma modelleri adeta müjdeleniyor.
Eğitimi bilimsel kıstaslardan arındırmak üzere hareket ederken yerine üniversitelerin piyasaya entegre olduğu ve parası olanın okuyabildiği, müfredatın gericileştiği bir eğitimi istiyor. Bunu hayata geçirmek için de elinden geleni yapıyor. Emek gücünün üretimi planı, genç ve ucuz iş gücü kapasitesi artırabilmek için -özellikle son yıllarda ekonomik sorunlara bağlı olarak doğum oranlarının azalmasıyla birlikte- iktidar nezdinde ucuz işgücünün yeniden üretimi açısından önemli olan nüfus politikalarını güçlendirmeyi gerekli kılıyor. 2025 yılının Aile Yılı ilan edilmesi, daha sonrasında bunu Aile 10 yılına dönüştürülmesiyle kapitalistlerin ihtiyaçlarıyla orantılı evliliğe ve çocuk sahibi olmaya dönük teşviklerle kadınlara ve LGBTİ’lere dönük saldırılar pekiştiriliyor. 11 ve 12. Yargı paketleri kadınların, çocukların ve LGBTİ’lerin hayatını doğrudan etkileyeyecek düzeyde saldırılarla beraber örgütlemeye çalışılırken, bu düzenlemelerin egemen sınıflar açısından verili ekonomik ilişkilerin ve mevcut düzenin istikrarını koruma işlevi bir kez daha açığa çıkıyor. Üniversitelere yansımaları da bir yandan dinci-gerici ideolojik formasyonlarını örgütlemek üzere türlü girişimle, bir yandan da başta genç kadınların mücadelesini etkisizleştirmek hedefleriyle topluluk gibi mekanizmaları ezmeye yönelmiş bir programla karşımıza çıkıyor.
İktidar faşist bir düzenin inşasına hız vermiş durumda
Saray düzenin çeşitli ihtiyaçları etrafında onların politikalarını yerelleştiren, kampüs içerisindeki yaşamı düzenleyen atanmış rektörlerin; kulüp ve toplulukları kapatması ya da arttırdığı baskı ve sansürle temsilcilik girişimlerini engelleme çabaları ve öğrencilerin her alanda karar mekanizmalarından dışlanması bu planları hayata geçirmenin adımları olarak karşımıza çıkıyor. Hacettepe Üniversitesinden Ege’ye öğrencilere yönelik faşist saldırılara tanıklık ettik. Bununla birlikte ODTÜ Bahar Şenliği’nde gerçekleşen provakasyonlar gibi; pek çok üniversitede gençliğin temel hak ve özgürlükleri etrafında yürüttüğü mücadeleyi boğmak ve yan yana geldiğimiz mekanizmaları zayıflatmak üzere girişimler tertipleniyor.
Son yıllarda toplumsal desteğini ve meşruiyetini gittikçe yitiren saray rejimi; büyüyen ekonomik ve siyasal sorunlara karşı çözümü, göbekten bağlı olduğu NATO ve ABD emperyalizmine mutlak bir teslimiyete girişmekte buluyor. Bu planları hayata geçirmek için de faşist bir rejim inşasını hızlandırarak emekçilerin ve gençliğin mücadelesini yasaklarla boğmaya, siyasi rakiplerini çeşitli saldırılarla denklemden çıkarmaya çalışıyor.
Ne yapmalı sorusunun cevabını aramak için üniversite forumunda buluşalım!
Mevcut ekonomik-siyasal güç ilişkileri, emperyalistlerin ve işbirlikçi sermayenin odakları, iktidarlarının konumlanışı ve gelecek planlarının her biri için diyebiliriz ki, bu saldırılar daha da artacak. Bu şekilde hem bugünümüz hem de geleceğimiz karanlığın bir parçası kılınmak isteniyor. Hal böyleyken bize bu sorunları nasıl aşacağımızın tartışılması, tartışmaların süzülüp çeşitli sonuçlara bağlanması ve bunları hayata geçirmek üzere hangi araçları seferber edip örgütleneceğimizin cevaplarını bulmak düşüyor.
Yalnızca bir yazıda ele alamayacağımız birbirleriyle ilişkilerinin görünürlüğü silikleşmiş daha birçok sorun ve yan yana gelişlerimizin esas ayak basması gereken “ne yapmalı?” sorusu daha da önem kazanıyor. 19 Mart sonrası güçlenen bir araya gelerek kurduğumuz birlikler son süreçlerde güçsüzleşirken, onları daha işlevli hale getirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bunların üniversite gençliğinin kitlesel bir şekilde dahil olduğu karar mekanizmalarına dönüşememesiyle birlikte sorunlarımızın çözümünde kullanabileceğimiz araçlar olmaktan artık uzaklaştığına tanık oluyoruz. Dört bir yanımızda cereyan eden savaşların karşısına hangi hattı koyacağımızı, yaşam koşullarımız açısından önümüzdeki dönem öngördüğümüz vaziyetin nasıl üstesinden geleceğimizi ve edindiğimiz deneyimlere ayak basarak üniversitelerdeki dayanışma ve mücadele araçlarını nasıl inşa edeceğimizi birlikte tartışma ihtiyacı da hiç olmadığı kadar karşımızda duruyor.
Türkiye’nin pek çok yerinden gelen üniversitelilerin buluşacağı üniversite forumu da bu ihtiyacın karşılanacağı olanakları yaratmanın başlangıç adresi olmaya aday olmak üzere, tüm bu karşı koyuşun rotasını tartışmayı, “Demokratik, Özerk Üniversite, Bağımsız ve Demokratik Türkiye” şiarının taşıyıcılarını, yani bizleri bekliyor.
(Genç Hayat)
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et