Küratör Gregos, ‘The Cosmopolitans’ sergisini anlattı: Doğu Akdeniz’e ‘buradan’ bakmak
EMΣT Sanat Direktörü Katerina Gregos, açılışa hazırlanan “The Cosmopolitans” sergisiyle Doğu Akdeniz'in ortak hafızasını, göçlerini ve birlikte yaşama deneyimlerini Batı merkezli anlatıların dışından yeniden okumayı hedeflediklerini anlatıyor.
Adrian Paci, The Wanderers, 2021
Nisa Sude Demirel
[email protected]
Yüzyıllar boyunca farklı halkların, dillerin ve inançların buluştuğu Doğu Akdeniz, bugün yeniden sınırlar, savaşlar ve göç tartışmalarıyla anılıyor. Atina'da yer alan EMΣΤ, (Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi), bu çatışmaların yanı sıra ortak bir kültürel mirası farklı coğrafyalardan pek çok sanatçının eserlerinin yer alacağı yeni sergi programı ile anlatmaya hazırlanıyor. Bölgenin çok katmanlı kültürünü sunan “The Cosmopolitans” isimli sergide Jani Christou, Niki Kanagini, George Lappas, Stathis Logotheti ve Hera Büyüktaşçıyan gibi sanatçıların eserleri yer alıyor. Yunanistan’ı Batı merkezli bir perspektifle değil Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Balkanlar ve özellikle Türkiye ile beraber ele alan sergi; savaşların değil, bu defa ortak yaşam pratiklerinin üstünde duruyor.
EMΣΤ’in sanat direktörü ve serginin küratörü Katerina Gregos, “South by Southeast” ve hazırlıkları süren “The Cosmopolitans” sergilerinin çıkış noktasını ve temalarını Evrensel’e anlattı.
Katerina Gregos | Fotoğraf: Kristina Madjare
Sergi hazırlıkları nasıl gidiyor? Bu projeyi başlatmanıza ne ilham verdi ve sanatçılarla nasıl zeminlerde bir araya geliyorsunuz?
“South by Southeast” sergisi halihazırda devam ediyor; “The Cosmopolitans” ise hazırlık aşamasında ve Mart 2027’de açılacak. Birçok açıdan, bu iki sergi (biri koleksiyon sergisi, diğeri geçici sergi) yıllar önce, 2021’de EMΣΤ’ye geldiğimde başlayan bir sürecin doruk noktasıdır. En önemli hedeflerimden biri, müzenin misyonunu ve koleksiyon politikasını, Yunanistan’ın gerçek jeopolitik ve kültürel konumu bağlamında yeniden düşünmekti; zira Yunanistan, Batı Avrupa’nın çevresel bir uzantısı olmaktan ziyade, Doğu Akdeniz, Balkanlar, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan çok daha karmaşık ve birbiriyle bağlantılı bir coğrafyanın parçası.
"Bir arada yaşamayı yeniden düşünmek"
Elbette, kıtaların, imparatorlukların, dinlerin ve göç yollarının kesişme noktasında yer alan Yunanistan’ın tarihsel konumunu ele alırken yeniden düşünülmesi gereken pek çok husus olduğundan, tek bir sergi yeterli gelmedi. “The Cosmopolitans”, sadece büyük çaplı bir grup sergisi olmakla kalmayıp, 2026 yılı boyunca ve 2027’ye kadar sürecek daha geniş bir programın parçası; bu program, sergiler, kişisel sergiler, atölyeler ve etkinlikler aracılığıyla Doğu Akdeniz’i bir kültürel değişim mekanı olarak keşfetmeyi amaçlıyor. Bu programla Yunanistan’ın bir kavşak noktası olarak tarihsel konumunu ele almak ve dar görüşlü milliyetçilik ile Batı’nın istisnacılığına karşı bir alternatif anlatı önermek istedim. Dünyanın bir kez daha sınırlar, göç, milliyetçilik ve bölgesel çatışmalar gibi meselelerle boğuştuğu bu çok özel tarihsel anda; Atina’daki EMΣΤ gibi müzeler bu temalar etrafında diyalogların gelişmesine katkıda bulunmalı ve çağdaş sanatın, ‘Doğu’ya yönelerek’, yani önceden belirlenmiş anlatıları dekonstrükte ederek, Yunanistan ile komşu ülkelerin gizli tarihlerini ortaya çıkararak, bir arada yaşamayı yeniden düşünmemize nasıl yardımcı olabileceğini göstermelidir.
"Coğrafyanın görmezden gelinen tarihini yazıyoruz"
“Batı merkezli bakış açısına” alternatif bir bakış açısını vurguluyorsunuz. Bu vurgu bugünlerde sanat için ne anlama geliyor ve bu sergi bu vizyonu nasıl yansıtıyor?
Yukarıda bahsedilen tüm sergiler, 2026/27 için “The Cosmopolitans” adlı tematik döngünün bir parçası. Hepsi aynı sorudan yola çıkıyor: Çağdaş sanat, Avrupa ve Yakın Doğu’nun kültürel coğrafyasını nasıl yeniden yazabilir? “The Cosmopolitans”, hem Güneydoğu Akdeniz’den ortaya çıkan sanatsal pratikleri öne çıkararak hem de pratikleri uluslararası alanda hâlâ yeterince tanınmayan bölgedeki önemli diaspora sanatçılarının çalışmalarını yeniden ele alarak, müze programlamasının Batı merkezli anlatılara nasıl meydan okuyabileceğini ve Doğu Akdeniz’in tarihleri ve gerçeklikleri aracılığıyla Avrupa’yı nasıl yeniden düşünebileceğini titizlikle araştırıyor. Bunun açık bir örneği, EMΣΤ 2026 programının kapsamında yer alan sergilerden biri olan Hera Büyüktaşçıyan’ın eserlerinin tek kişilik sergisidir. Hera’nın sergisi, müzenin Doğu Akdeniz genelinde anlamlı kültürel alışverişi teşvik etme taahhüdünü pekiştirirken, İstanbul’un önde gelen çağdaş sanat kurumlarından biri olan Arter’in küratörü Nilüfer Şaşmazer ile yapılan işbirliği yoluyla da bölgeler arası diyaloğu ön plana çıkardığı için EMΣΤ’nin “The Cosmopolitans” çerçevesiyle güçlü bir yankı buluyor.
Eleni Mylonas, Box Man, 2011
Neden “The Cosmopolitans” başlığını seçtiniz? Bu başlık, serginin temel amacını ve içeriğini nasıl yansıtıyor?
Bu başlık, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik, Konstantinopolis, İzmir, İskenderiye ve Beyrut gibi Doğu Akdeniz’in liman şehirlerinde ortaya çıkan özel bir kozmopolitizm biçimine atıfta bulunuyor. Bu yerler, farklı kültür, din ve dillere sahip insanların bir arada yaşadığı, karşılıklı etkileşim ve bir arada yaşama üzerinden şekillenen zengin ve karmaşık toplumların oluştuğu yerlerdi. Sergi, yirminci yüzyılda milliyetçiliklerin yükselişi, yeni sınırların çizilmesi ve zorla göç yoluyla bu çoğul dünyaların birçoğunun parçalanmasıyla neler yaşandığını inceliyor. Önemli bir tarihsel referans noktası, bölgenin ve iki ülkemizin sosyal ve kültürel dokusunu derinden dönüştüren 1923 Yunan-Türk nüfus mübadelesi. Aynı zamanda, kozmopolitizmi nostaljik bir ideal olarak değil, tartışmalı bir kavram olarak ele almak istedim. Bugün bir kez daha milliyetçiliğin, dışlayıcı politikaların ve kültürel endişelerin yükselişine tanık oluyoruz. Sergi, bu bir arada yaşama tarihlerinden neler öğrenebileceğimizi sorgularken, aynı zamanda bunların karmaşıklıklarını ve çelişkilerini de kabul ediyor. Benim için “The Cosmopolitans”, farklılıklarla nasıl yaşadığımızla ilgili. Sergi, kimliklerin tekil değil çoklu olup olamayacağını, kendi kültürlerimize kök salarken başkalarına karşı açık kalıp kalamayacağımızı ve giderek daha fazla birbirine bağlı ama aynı zamanda bölünmüş bir dünyada hangi aidiyet biçimlerinin mümkün olabileceğini araştırıyor.
Sergi, tarihsel olarak süregelen çatışmalar ve kargaşalarla karşı karşıya kalmış Balkanlar, Yakın Doğu, Kuzey Afrika ve daha genişte Akdeniz gibi bölgelere odaklanıyor. Bu ortam göz önüne alındığında, bu serginin ‘bir arada yaşamı’ teşvik etmede nasıl bir rol oynayabileceğini düşünüyorsunuz?
Sergi, Orta Doğu’da yaşanan mevcut gerginlik artışı öncesinde tasarlandı ve Gazze’deki savaş ya da İran’ın dahil olduğu son çatışma gibi belirli olaylara doğrudan bir yanıt niteliğinde değil. Ancak, bölgenin hâlâ çatışmalar, yerinden edilme, tartışmalı tarihler ve jeopolitik gerilimler tarafından şekillendirildiğini kabul etmeden Doğu Akdeniz ve Yakın Doğu’yu ele almak imkânsız olurdu.
Bu sergiyle güncel olaylar hakkında yorumda bulunmayı amaçlamıyoruz; ancak bu gerçekliklerin bir kısmının anlaşılabilmesi için daha derin bir tarihsel ve kültürel çerçeve sunmak istiyoruz. 20’den fazla ülkeden 50 sanatçının 100 eserini bir araya getiren kalıcı koleksiyonun yeniden düzenlenmiş hali olan “South by SouthEast” sergisindeki sanatçıların çoğu, bu konuda örnek teşkil ediyor. Mona Hatoum, Lawrence Abu Hamdan, Emily Jacir, Walid Raad ve The Atlas Group, Akram Zaatari, Rabih Mroué, Adrian Paci ve diğer pek çok sanatçı, bölgenin tartışmalı politikalarını ve bunların halklar, kültürler ve gündelik gerçeklikler üzerindeki etkisini araştırarak; savaş, göç, kimlik ve tarihsel hafızanın çok daha derin kökleri olduğunu hatırlatıyor.
"Sanat dünyayı algılayışımızı değiştirebilir"
Sanatın dünyayı kurtarabileceğini ya da kurtaracağını ya da böylesine karmaşık zamanlarda uygulanabilir çözümler sunabileceğini düşünmüyorum; ancak çağdaş sanatın, ifade özgürlüğünün son kalelerinden biri olarak; satır aralarını, imgelerin ve sunulan gerçeklerin ardındakini okumayı bize öğreten bir unsur olarak toplumda önemli bir rol oynadığına derinden inanıyorum. Bir ulusal müzenin müdürü olarak rolümü, EMΣT’nin ve programlarının her zaman çağımızın en acil temaları etrafında diyalogları teşvik etmesini sağlamak olarak görüyorum. Sanat dünyayı değiştiremez; ancak dünyayı nasıl algıladığımız konusunda dönüştürücü bir rol oynayabilir.
Ziyaretçilerin galeriden ayrılırken “South by Southeast” sergisinin onlar üzerinde ne tür bir duygusal etki yaratmasını umuyorsunuz?
Nihayetinde, hem “South by Southeast” hem de “The Cosmopolitans” sergilerinin ziyaretçilerinin müzeden ayrılırken sadece Yunanistan’ı değil, Doğu Akdeniz’i bir bütün olarak daha incelikli bir şekilde kavrayarak ayrılmalarını umuyorum: Yüzyıllardır tarihleri derin bir şekilde iç içe geçmiş ve günümüz tartışmalarıyla olan ilgisi belki de bugün her zamankinden daha büyük olan bir bölge. Duygusal etki, hangi bakış açısıyla yaklaştığınıza bağlıdır. Şahsen ben, örneğin Yunanistan ve Türkiye’nin paylaştığı, birbiriyle iç içe geçmiş, her ne kadar zor olsa da, kişisel tarihleri ya da verimli etkileşimleri düşünmek beni çok etkiliyor; bu etkileşimler, her iki tarafın da gerçekpolitik ve milliyetçi tutumları yüzünden kaybolmuş ya da gölgede kalmış durumda.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et